ÜRETMEK: GEÇMİŞ, BUGÜN VE GELECEK
ÜRETMEK: GEÇMİŞ, BUGÜN VE GELECEK
Hasan Yakup CANGÜVEN
Aslında bugünün içinde kaybolup giden her an, boşa harcanan her vakit ve geride bırakılan her dün, derin bir kabullenişin, sessiz bir yok oluşun izidir. Geçmişte yaptığımız seçimleri değiştiremez, yapılanları silemeyiz. Geleceği ne kadar planlasak da, belirsizliğini kontrol edemeyiz. Bu yüzden bize düşen, bugünü anlamlandırarak yaşamak ve kendimize kendi farkındalığımızı artırmaktır. Evrende Allah`ın mutlak ilmi ve iradesi dışında hiçbir şey mutlak ve kat’i değildir. İnsanın düşünceleri, fiil ve eylemleri de mutlak ve kat’i değildir. İnsan bir şey söyler değişir, bir şey söyler yine değişir. İnsan bir şey yapar değişir, bir şey yapar yine değişir… Değişim, insanın yaratılışında, tabiatında, huyunda saklıdır. Düne dair hatalarımız olmasaydı, bugünü nasıl anlayabilir; bugünden nasıl bir tat, nasıl bir ders çıkarabilirdik ki? Düne ait kavgalarımız olmasaydı, bugün neyi konuşuyor, neyin üzerine düşünüyor olurduk ki? Geçmiş sadece hatırlamak için değil; anlamak, görmek, farkına varmak, kabul etmek, değişmek ve dönüşmek içindir. Her keşke’miz, bugün aklımızdan ve gönlümüzden geçirdiğimiz, zaman zaman içimizi ferahlatan iyi ki yapmışımları, iyi ki söylemişimleri vs... vs… inşa etme gücü verir. Çünkü insan ancak kırıldığı yerden yeniden boy verir, yara aldığı yeri korur, yeniden toparlar kendini. Zaman bir nehir gibi akıp gidiyor. Biz ona ne kadar karşı koyarsak koyalım, onun sabrına, bitmeyen inadı ve ısrarına karşı duramaz, yorulur, bitap düşeriz. Kendimizi ancak zamanın akışına bıraktığımızda içinde gizlenen hikmeti belki görebilir, belki onu anlamlandırabiliriz. Anlamak, yaşamanın en derin biçimidir. Peki, siz önce kendinizi anlayabiliyor musunuz? İnsan, en çok kendine dürüst olduğunda büyür. O hâlde siz önce kendinize ne kadar dürüstsünüz? Hayat, ardı ardına sıralanan günlerin değil; her bir günün içimizde bıraktığı izlerin toplamıdır. İnsan yaşarken çok şey biriktirir: başarılar, hüsranlar, suskunluklar, pişmanlıklar, sevinçler, kayıplar ve keşkeler… Ama asıl olan, bu birikimlerin sonunda vicdan terazisinde tartılan hesaptır. İşte o hesap, insan ömrünün hülasasıdır. Her gece vicdan terazisine bırakılan bugün, her sabah yeni bir başlangıca yazılmış dündür. Kimi zaman fazlalarımız olur, kimi zaman eksik kalırız. Ama gün gelir; ne mal ne makam, ne alkış ne unvan, ne de mal ve servet kalır. Geriye sadece hayat defterine düşülen notlar, kalplerde kalan izler, bu dünyada kayda geçen fiiller ve Allah katında kıymet bulan ameller kalır. Aslında hayatın gerçek hülasası, insanın kendine sorduğu şu soru olmalıdır: Bugün, Allah’ın verdiği ömrü ne ile doldurdun? Bazen görmek, anlamak ve farkına varmak için sıfırdan başlamak; yaşama bir nevi format atmak gerekir. Dünkü "biz", bugünkü hâlimizin öğretmenidir. Dünü unutmadan yaşamak; bugünü bilinçle kavramayı, yarına sorumlulukla yürümeyi öğretir. Aslında bugün, dünün telafisi; yarının huzuru ve geleceğin inşası için kişiye verilmiş bir avanstır. Geçmişi sadece kalbimizde ve zihnimizde taşıyarak değil; ondan öğrenerek, ders çıkararak, doğru adımlar atarak yürümeliyiz. Geleceği bekleyerek ve umut ederek yetinmek yerine; bugünü yaşayarak, geleceği planlayarak ve üreterek inşa etmeliyiz. Üretmeliyiz ki; üretene zaman da, imkân da, yol da açılır. Üretmeliyiz ki; üreten yalnızca bugünü değil, yarını da şekillendirir. Üretmeliyiz ki; üretmeden sadece tüketenler, dün de, bugün de, yarın da daima kaybedenlerden olmuştur. Peki, yeni sorumuz şu olsun. Günün sonunda gerçekten “kazananlardanım" diyebiliyor musun?
|