AKP dahil Türkiye`deki siyasetçiler enflasyon yönetimini bilmiyor
AKP dahil Türkiye`deki siyasetçiler enflasyon yönetimini bilmiyor ismet soner &1593;&1589;&1605;&1577; &1587;&1608;&1606;&1585; ismet.soner@gmail.com: May 06 01:04AM +0300
Nisan ayı sonu itibarıyla Türkiye’de enflasyon tartışması yeniden kritik bir eşikte. TÜFE aylık 4,18, yıllık 32,37 seviyesinde. Yıllık enflasyon yaklaşık 1 yıl sonra tekrar artış trendine girmiş olduğu görülmektedir. Bilhassa İran savaşının petrol fiyatlarında getirdiği etki enflasyonda önceki dönem yavaşlayan düşüşü tekrar artış yönüyle etkilemiştir. Nisan 2026 4’lük aylık enflasyon, yıllıklandırıldığında 60’ın üzerinde bir fiyat artış dinamiğine işaret eder. Bu nedenle mevcut tabloyu kırılgan bir dezenflasyon süreci olarak tanımlamak gerekmektedir. Türkiye’de enflasyonun tarihi, kısa süreli fiyat hareketlerinden çok daha derin bir yapısal geçmişe sahiptir. 1970’lerden itibaren petrol şokları, ithalata bağımlı sanayileşme, döviz darboğazları, kamu açıkları ve siyasi istikrarsızlık enflasyonu kalıcı hale getirdi. IMF’nin Türkiye enflasyon sürecine ilişkin değerlendirmesinde de enflasyonun 1970’lerde hızlandığı ve 1990’ların ortasında 100’ün üzerine çıktığı belirtilmektedir. Bu devre, Türkiye’de enflasyonun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyolojik bir davranış biçimine dönüştüğü yıllardır: insanlar maaş alır almaz dövize, altına, mala veya gayrimenkule yönelmiş; şirketler fiyat listelerini haftalık, hatta günlük değiştirmeye başlamıştır. Dünya örnekleri Türkiye için önemli dersler barındırıyor. Almanya’nın 1923 hiperenflasyonu, paraya güven kaybının en uç örneklerinden biridir.. Bu tarihsel travma, Almanya’da sonraki dönemlerde mali disiplin ve bağımsız merkez bankacılığı kültürünün güçlenmesine neden oldu. Türkiye açısından bu örnek şunu anlatır: enflasyon uzun süre ihmal edilirse, yalnızca ekonomik bir gösterge olmaktan çıkar; toplumun hafızasında kalıcı bir güven krizine dönüşür. Arjantin de Türkiye’ye benzeyen yönleriyle dikkat çekici bir örnektir. IMF’ye göre Arjantin’de enflasyon 1989 ve 1990’da yıllık ortalama 2.600 seviyelerine ulaşmıştır. Bunun arkasında düşük vergi tahsilatı, kamu açıklarının merkez bankası kaynaklarıyla finanse edilmesi ve para basımı vardı. Arjantin örneği, yüksek enflasyonun yalnızca para politikası hatasından değil, aynı zamanda mali disiplin eksikliğinden ve kurumsal güvensizlikten beslendiğini gösterir. Türkiye’nin de benzer bir tuzağa düşmemesi için para politikası ile maliye politikası arasında güçlü bir uyum kurması gerekir Türkiye’de enflasyon üç ana bileşenden beslenir 1. Talep kaynaklı baskılar 2. Maliyet (kur–enerji) kaynaklı enflasyon 3. Beklenti ve davranış bozulması Türkiye’de enflasyon geçici bir sıkıntı değil, bir yapı sorunudur. -1994 buhranı sonrası enflasyon: 100+ -2001 buhranı sonrası: 70+ -2004–2012 devresi: 6–9 bandı (istikrar dönemi) -2022 zirvesi: 85+ -2024 ortalaması: 59 -2026 Nisan sonu: 32 Bu rakamlar bize şunu söylüyor: Hükümet enflasyonu biraz aşağı çekebiliyor, ama orada tutamıyor. Bunun temel sebebi şu kırılganlıklar: -İthal girdi oranı: 60–70 (sanayi üretiminde) -Enerji ithalat bağımlılığı: 90+ -Tasarruf oranı: 25’in altında -Kur geçişkenliği: 30–40 bandı Bu yapı, döviz kurundaki her 10 artışın doğrudan enflasyonu yukarı çekmesine neden olur. 2026 itibarıyla dünyada enflasyon: ABD 2,8-3,2 Euro Bölgesi 2,53 OECD ort. 4-5 Türkiye 32,37 Nisan sonu enflasyonunun ayrıntıları: -Gıda: 34,55 -Ulaştırma: 35,06 -Konut: 46,60 -Aylık konut artışı: 7,99 Bu bilgiler bize şunu gösteriyor: 1- Enflasyon “lüks tüketim” değil, zorunlu harcamalar üzerinden geliyor. Bu da gelir dağılımını bozucu etki yaratıyor 2- Enflasyon geçici değil, devamlı hale gelmiş vaziyette. Mühim tespitler 1. Türkiye’de enflasyon mali değil, hibrit bir sorundur (kur + maliyet + beklenti + politika karışımı) 2. Aylık enflasyon düşmeden yıllık düşüş anlamlı değildir 4 aylık = risk devam ediyor 3. Faiz tek başına çözüm değildir ama yanlış faiz politikası sorunu büyütür 4. Enflasyon artık bir “davranış biçimi” haline gelmiştir firmalar fiyatı maliyete göre değil, beklentiye göre belirliyor 5. Hükümet bir enflasyon vergisi meydana getirmiştir. Sabit gelirli kesimi muntazaman fakirleştirmektedir. Çözüm: Ne yapılmalı? (Makro + mikro net yol haritası) Para politikası (Kısa vadeli) -Reel faiz pozitif kalmalı -Erken faiz indirimi yapılmamalı -Beklentileri kıracak net iletişim -Hedef: Aylık enflasyonu 2’nin altına çekmek -Bütçe açığı kontrol altına alınmalı -Dolaylı vergilere aşırı yüklenme azaltılmalı -Kamu harcamalarında verimlilik denetimi -Türkiye’de en büyük sorunlardan biri: Para politikası sıkı, maliye politikası gevşek olursa enflasyon düşmez Kur ve enerji yönetimi -Enerji ithalatını azaltacak yatırımlar -Yenilenebilir enerji payı artırılmalı -Kur şoklarını sınırlayan rezerv politikası Üretim yapısı reformu (Orta vadeli) -İthal girdi bağımlılığı düşürülmeli -Katma değerli üretim artırılmalı -Sanayide yerli ara malı oranı yükseltilmeli -Bu yapılmadan enflasyon kalıcı olarak düşmez Beklenti yönetimi (En zor alan) -Kurumlara güven inşa edilmeli -Veri güvenilirliği tartışma konusu olmamalı -Politika öngörülebilir olmalı -Enflasyonun 40’tan 20’ye düşmesi teknik, ama 20’den 5’e düşmesi tamamen güven meselesidir Şevket Sayılgan, Ekonomi uzmanı
|