ULUSLARARASI İLİŞKİLER (6)
Mustafa Mete İSLÂMOĞLU YAZIYOR ULUSLARARASI İLİŞKİLER (6) - AKADEMİK PERSPEKTİF -
90`lardan Günümüze 90`lı yıllara gelindiğinde ülkedeki kadın sorunları teşhis edilmiş, sorunların üzerine sürekli gitmek gerektiği bilincine varılmıştır.[40] Bu yıllarda Türkiye`deki kadın hareketi kurumsallaşmaya başlamış, üniversitelerde kadın araştırmaları merkezleri açılmış, devlet bünyesinde Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ile Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı ve kadın sivil tolum kuruluşu Uçan Süpürge kurulmuştur. Kadın hareketi kent merkezli olmaktan çıkıp temelde toplumsal cinsiyeti sorgulayan, yerel kadın sorunlarını da gündeme getiren pek çok sivil toplum örgütleriyle ülke geneline yayılmıştır. Kadınların kimliği ve bedeni ise öncelikli konuları oluşturmuştur. Özellikle kadın kimliği konusunun üzerinde duran üçüncü dalga feminizm dünyada 90`ların ilk yarısı başlarken Türkiye`de 90`ların sonuna tekabül eder.[41] Üçüncü dalga toplumsal cinsiyet rollerinin yıkılmasından ziyade farklılıkların dile getirilmesinden ve bu farklılıktan oluşan kimliklerin kabulünden yanadır. Bu çerçevede Türkiye`de 90`lı yılların sonuna denk gelen üçüncü dalga kadın hareketi Kürt kadınlar örgütlenmesi ile başlamıştır ve devam etmektedir. ``Bir taraftan Kürt halkının yaşadığı zorluklar, bir yandan patriarkal aile yapısı, bu kadınları önce Kürt hareketine´´ yöneltmiş, sonradan feministler ile yakın ilişkiler içine giren kadınlar Dicle Kadın Kültür Merkezi`ni kurmuş, Özgür Kadın Sesi adlı bir dergiyi yayın hayatına sokmuştur. Bu dönemde feminist hareketle ilişkiye geçip kendi kimlikleri üzerinden siyaset yapanlar sadece Kürt kadınlar değildi. Çeşitli eşcinsel hakları örgütlerinde mücadele veren kadınların yanı sıra ilk defa Müslüman kadınlar da kendi hakları adına mücadele etmeye başladılar. Bunun en somut örneği olarak üniversitelerde türban yasağına karşı yapılan protestolar gösterilebilir. Kısaca, 1990 sonrası kadın hareketi daha geniş kapsamlı olup yayın ve kadın araştırmaları alanında dinamizmini sürdürürken farklı konularda kadın bilincini ve kadın kimliğini günümüze getirmiştir.[42] 2000`ler: Baskı altında tutulan ve şiddete maruz kalan kadın bedeni konusu (bekâret kontrolü, aile içi şiddet, tecavüz ve cinsel taciz) Türkiye`de 90`ların başından başlayarak kadın hareketinin öncelikli konularından biri olmaya 2000`li yıllarda da devam etmiştir,[43] KHUM Çalışma Grubu üyesi ve Mor Çatı gönüllüsü Avukat Hülya Gülbahar`a göre özellikle 2004`te Türkiye`deki pek çok gelişme kadın hareketinin de gelişimini etkileyecek niteliklere sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`nin soyadı davasına ilişkin ve BM Genel Kurulu`nun namus suçlarına ilişkin kararları, Türkiye`deki kadın örgütlerinin Avrupa Kadın Lobisi`ne kabulü, Türk Ceza Kanunu`na kadınlar lehine yapılan düzenlemeler ve yerel yönetimlere kadın sığınakları açma zorunluluğunun getirilmesi bu gelişmeler arasındadır.[44] Uçan Süpürge`nin 2004 rakamlarına göre 2000`li yılların Türkiye`sinde kadın örgütlerinde bir patlama meydana gelmiştir: kadınları ilgilendiren hemen her alanda örgütlenmeler olmuştur.[45] Bu bağlamda Türkiye`de feminist kadınlar, aralarındaki ideolojik farklılıklara rağmen yakın zamanda hep beraber kampanyalar gerçekleştirmişlerdir. Kamuoyunda en çok bilinen kampanyalardan biri gözaltında taciz ve tecavüze karşı, diğeri ise töre cinayetlerine karşı yürütülmüştür.[46] Günümüzde ``kimi feministler kadın sorununu kapitalizm ile ilişkili görürken, kimi feministler politik görüşleri ne olursa olsun, bu iki durumu birbirinden ayırıyor.´´ Türkiye`de bugün Amargi, Feminist Çerçeve ve Pazartesi Dergisi olmak üzere üç ulusal yayın ve pek çok yerel yayın çıkarılmakta, kadın örgütleri, kadın kollarında çalışan feministler ve birçok bağımsız kadın mücadeleye devam etmektedir. DEVAMI 7 DE
|