Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1836
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 11552
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 236
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 757
Toplam 798 Bilgi Makalesi ve toplam 2062 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (191) | Dış Politika (2567) | Ekonomi (256) | Eğitim (98) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (73) | Adalet (87) | Milli Kültür (657) | Gençlik (29) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (920) | Tarım (160) | Sanayi (13) | Serbest Meslek Mensupları (7) | Meslek Kuruluşları (19) | Basın ve Televizyon (29) | Din (713) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (54) | Bilim ve Teknoloji (15) | Milli Güvenlik (684) | Türk Dünyası (956) | Şiir (132) | Sağlık (211) | Diğer (3681) |

Görüş bildirebileceğiniz Dış Politika konuları
Irak`ın kuzeyinde yapılan sınır ötesi harekat ne olmalıdır? (5)
Barzani mi daha tehlikeli PKK mı? (15)
Avrupa Birliği ile olan ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? (208)
ABD ve İsrail ile ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? (335)
Türk Dünyasıyla ilişkilerimiz yeterli mi ?hedef ne olmalıdır? (5)
Beşli Shangay örgütü ile ilişki kurmalı mıyız? (128)
Dış politika ile ilgili diğer konular (1871)


Dış Politika - Dış politika ile ilgili diğer konular konusu hakkında görüşler
Ömür ÇELİKDÖNMEZ - (Ziyaretci) 5.04.2026 13:38:37

Pentagon’daki tasfiyeler: Trump’ın güç mücadelesi mi jeopolitik çıkmazı mı?

Amerika, soğuk bir iç savaşın içine saplanmış durumda. Bu mücadele, hükümetin büyüklüğü ya da vergiler etrafında değil; Washington DC’de Pentagon’a yönelik büyük ölçekli değişim ve tasfiye girişimleri üzerinden yürütülüyor.

Müzakereler sürerken İran’a yönelik hamleleri, Donald Trump’ı Siyonist İsrail’in yamağı konumuna sürüklemiş görünüyor. Bu durum, onu ciddi bir jeopolitik çıkmazın içine iterken; çatışmadan sıyrılma çabası, beraberinde daha fazla çelişkiyi doğuruyor.

Büyük stratejist Henry Kissinger’ın ölümünden önce Trump hakkında yaptığı değerlendirme ise hâlâ geçerliliğini koruyor: “Dış politikada birçok önemli sorunu doğru tespit ediyorsunuz. Ancak çözümlerinizle genel olarak aynı fikirde değilim. Bu sorunlara tek seferde çözüm bulmak muhtemelen mümkün değil.”

Savaş ortasında orduyla hesaplaşma!..
Donald Trump, ikinci kez başkan seçildiğinde, görevden almaları Demokratlara ve medyaya verilmiş bir taviz olarak gördüğü için en yakın yardımcılarını görevden alma konusunda isteksizdi. Hatta son aylarda, ara seçimler öncesinde hiçbir kabine üyesinin görevden alınmamasına yönelik açık bir talimat verilmiş; seçim sonrasına ise kapsamlı bir tasfiye planı bırakılmıştı.

Ancak Trump`ın İran’la savaşı başlatmasının ardından azalan siyasi destek, bu dengeleri kökten değiştirdi. Trump’ın, İran politikasına karşı çıkan isimleri hızla görevden uzaklaştırdığı bir sürecin, ABD yönetimini nasıl etkileyeceği yakında daha net görülecek.

Zira geçmişte üst düzey askeri yetkilileri görevden alma örnekleri bulunsa da aktif bir savaş sürecinde bir generalin görevden alınması neredeyse emsalsizdir. Tarihte benzer bir örnek olarak Joseph Stalin’in, II. Dünya Savaşı öncesinde orduda gerçekleştirdiği tasfiyeler gösterilebilir. Ancak burada kritik fark şudur: Stalin, bu süreci savaşın eşiğinde yürütürken, Trump ve Pete Hegseth bunu doğrudan savaş sırasında hayata geçirmektedir.

Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, ABD ordusunda son on yılların en kapsamlı personel değişiminin yaşandığı görülmektedir. Bu sürecin arka planındaki bir diğer önemli unsur ise Trump’ın ABD’yi NATO’dan çekme ihtimalidir. Pentagon’daki üst düzey generallerin bu fikre karşı çıkması, askeri bürokrasi ile siyasi irade arasındaki gerilimi daha da artırmaktadır.

Nitekim birçok Amerikalı askeri uzmanın, Trump’ın İran’da olası bir kara harekâtına yönelik mevcut stratejisini desteklemediği bilinmektedir. Bu nedenle, söz konusu politikanın doğuracağı muhtemel başarısızlıkların sorumluluğunu üstlenmek istemedikleri de açıkça görülmektedir.

Savaşın hukuku susturuluyor!..

Donald Trump ve Savunma Bakanı Pete Hegseth, ordunun üst düzey yetkililerini; Trump’ın planlarına yeterince bağlı olmadıkları ve savaşın hukuki boyutuna “aşırı hassasiyet” gösterdikleri gerekçesiyle görevden uzaklaştırıyor.

Oysa generaller, savaş hukuku ve uluslararası anlaşmalar konusunda son derece donanımlı. Bu müdahaleler, askeri profesyonelliğin yerini siyasi sadakatin aldığı bir tabloyu ortaya koyuyor.

Trump ve ekibinin yaklaşımı ise adeta şu anlayışı yansıtıyor: “Önce savaşı yürütelim, hukuk sonradan şekillenir.” Bu bakış açısı, Türkiye’de bir siyasetçinin dile getirdiği “Metruk binaları gece yıkın, mahkeme kararı arkadan gelsin” sözünü hatırlatan bir zihniyet paralelliği taşıyor.

ABD’nin yeni savunma paradigması ekseninde Trump’ın yenilgiden strateji üretme çabası…
Görevden almaların, İran’la savaşın başlamasının ardından artan siyasi baskıyla birlikte hız kazanması; Donald Trump yönetiminde daha geniş çaplı bir yeniden yapılanmaya gidildiğini açıkça göstermektedir. Trump yönetiminin, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sosyo-politik düzeni yeniden şekillendirmeyi amaçladığı artık tartışma götürmez bir gerçektir.

Trump, kendi ekibinin kurguladığı Hürmüz merkezli askeri başarısızlığı, ABD açısından farklı bir stratejik yönelime dönüştürme arayışındadır. ABD savaş filosunun İran’ın verebileceği ciddi hasar ve tahribatla karşı karşıya kalması, Pentagon’un güncellenen savunma doktrininde öne çıkan “Homeland Defense / Anavatan Savunması” yaklaşımını uygulamaya koyması için güçlü bir gerekçe sunmaktadır.


Askerî açıdan değerlendirildiğinde bu dönüşüm; China ve Russia gibi rakiplerin hipersonik füzeler ve uzay tabanlı silahlarla Amerikan ana karasını doğrudan tehdit edebilecek kapasiteye ulaşmasına karşı geliştirilen stratejik bir yanıt niteliğindedir. Bu çerçevede, “Golden Dome” benzeri yeni nesil hava savunma sistemlerinin önceliklendirilmesi, ABD’nin savunma reflekslerinde köklü bir paradigma değişimine işaret etmektedir.

Savaşın sonunda Trump, Netanyahu’yu günah keçisi ilan edecek...
Sözde Evanjelik Donald Trump`ın bir diğer önemli hedefi Siyonist İsrail yükünden sıyrılmaktır. Trump’ın, sürecin sonunda İsrail’i ve Başbakan Benjamin Netanyahu’yu “Mişon’un günah keçisi” ilan etmesi an meselesi.

Nitekim bu ifade, Liz Behmoaras’ın kaleme aldığı “Mişon’un Günah Keçisi” hikâyesine göndermede bulunur. Hikâyeye adını veren “günah keçisi” kavramı ise kökenini eski bir Yahudi ritüelinden alır.

Yom Kippur (Kefaret Günü) sırasında toplumun günahları sembolik olarak bir erkek keçiye yüklenirdi. Kura ile seçilen bu keçi, kötü ruh Azazel’i yatıştırmak ve toplumu arındırmak amacıyla çöle gönderilir ya da uçurumdan aşağı bırakılırdı.


Bugün bu kavram, kendi hatası olmadığı hâlde başkalarının günahını ve sorumluluğunu üstlenmek zorunda bırakılan kişi ya da aktörleri tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu bağlamda, Trump’ın jeopolitik sıkışmışlıktan çıkış ararken İsrail’i ve Netanyahu’yu uluslararası sistem nezdinde sorumluluğun taşıyıcısı hâline getirmesi, “günah keçisi” metaforunun modern siyasetteki karşılığı olarak okunabilir.

ABD ordusu siyasallaşıyor!..
Donald Trump için Amerika’nın “ulusal çıkarları”, giderek kişisel sadakatle eş anlamlı hâle geliyor. ABD Başkanı’nın, orduyu adeta kişisel bir güç aygıtına dönüştürme niyetinde olduğu yönündeki değerlendirmeler güç kazanıyor. Bu hedef doğrultusunda Trump’ın; orduyu, iş dünyasını ve dini çevreleri kontrol etmesi gerektiğinin farkında olduğu anlaşılıyor. Nitekim sürece, beyaz Evanjelik Hristiyan tabanın desteğini konsolide ederek başladı.


Ancak başkomutan sıfatına rağmen, üst düzey askeri yetkililer sık sık Trump’ın emirlerini sorguladı; bazı durumlarda ise uygulamayı reddetti. Özellikle Meksika’daki uyuşturucu kartellerine yönelik saldırı önerileri ya da iç protestolara karşı sert müdahale talepleri karşısında generallerin mesafeli duruşu, Trump cephesinde ciddi bir hayal kırıklığı yarattı.

Öte yandan; Trump, kendisini Amerikan demokrasisinin kurumsal dengelerine uymaya zorlayan kıdemli danışmanlarla da çevriliydi. Bu dengelerin başında, ordunun siyasetten kesin biçimde uzak tutulması ilkesi gelmektedir. ABD’de silahlı kuvvetlerin tarafsızlığı, sistemin temel dayanaklarından biridir.


Aynı şekilde, düzenli ordu birliklerinin ülke içinde konuşlandırılması da son derece sınırlıdır; bu yetki genellikle yalnızca Ulusal Muhafız Birlikleri aracılığıyla, ayaklanmaların bastırılması veya sivil hakların korunması gibi istisnai durumlarda kullanılır.

Ancak Trump’ın odağını giderek Pentagon üzerine yoğunlaştırdığı görülüyor. Eşi benzeri az görülen bir tasfiye süreciyle Pentagon’daki üst düzey isimleri görevden alarak, karar alma mekanizmasını yeniden şekillendirmeye yönelmiştir.

Daha önce United States Department of Justice ve Federal Bureau of Investigation üzerinde kurmaya çalıştığı etkiyi, şimdi de silahlı kuvvetler üzerinde tesis etme arayışında olduğu değerlendirilmektedir. Bu kez hedef, generallerin sorgusuz sualsiz itaat ettiği bir komuta yapısı oluşturmaktır.

Söz konusu görevden almalar, ordunun siyasetten uzak tutulmasına yönelik yerleşik teamüllerden belirgin bir kopuş anlamına gelmektedir. Geleneksel olarak Genelkurmay Başkanları dört yıllık sürelerini tamamlar ve yönetimler değişse dahi görevlerine devam ederler. Ancak mevcut süreçte bu teamüllerin dışına çıkıldığı görülmektedir.


Ayrıca Pentagon’daki üst düzey isimler, normal şartlarda siyasi görüşleri nedeniyle değil; görev süresinin dolması, emeklilik ya da somut gerekçeler doğrultusunda değiştirilir. Buna karşın Trump yönetimi, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve bazı üst düzey generalleri kapsayan geniş çaplı görevden almalarla bu çizginin dışına taşmıştır. Tüm bu gelişmeler, ABD’de ordunun siyasallaşması yönünde derin bir kırılmaya işaret etmektedir.

Pentagon`da generaller değil fren sistemi devre dışı…
Yaşananlar basit bir görev değişikliğini değil; ABD’de asker–siyaset dengesinin nasıl yeniden şekillendiğini gösteriyor. Normal şartlarda Pentagon, savaş kararlarını süzen, riskleri tartan ve gerektiğinde siyasi iradeye “dur” diyebilen bir kurumsal aklı temsil eder. Ancak üst düzey bir komutanın gerekçesiz ve savaş ortamında görevden alınması, bu denge mekanizmasının zayıfladığına dair ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Bu tür müdahaleler, ordu içinde liyakatten çok uyumun öne çıktığı bir iklim oluşturabilir. Komutanlar risk almaktan kaçınır, eleştirel görüşler geri plana itilir ve karar süreçleri tek boyutlu hale gelir. Bu da Pentagon içinde sessiz bir ayrışmaya, bürokratik gerilimlere ve uzun vadede kurumsal refleksin aşınmasına yol açar.


Daha önemlisi, “itiraz mekanizması” zayıfladığında savaş kararları daha hızlı alınır ama aynı ölçüde daha tehlikeli hale gelir. Çünkü güçlü devletlerde denge, farklı akılların birbirini frenlemesiyle sağlanır. Bu fren ortadan kalktığında ise karar ile sonuç arasındaki mesafe kısalır, hata payı büyür.

Mesele sadece birkaç komutanın görevden alınması değil; Pentagon’un sesinin kısılıp kısılmadığıdır. Eğer kurumsal akıl geri çekiliyor ve yerini kişisel irade alıyorsa, bu durum yalnızca ABD iç dengelerini değil, küresel güvenlik dengelerini de doğrudan etkileyebilecek bir kırılmaya işaret eder.

“Beter olsun!..” diyenler sanırım şu beyiti terennüm ediyor olabilir:

"Ne kendi etti rahat ne âlem buldu huzur,

Yıkılıp gitti cihandan dayansın ehli kubur"


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.