AVRUPA BİRLİĞİ
AVRUPA BİRLİĞİ
Türkiye 1959 yılından beri Avrupa Birliğine girmeyi bir devlet politikası olarak devam ettirmektedir. Avrupa Birliğine üye olmak için yapmış olduğumuz ilk müracaattan bugüne kadar 40 civarında anlaşma yapmışız. Avrupa Birliği istemiş biz yerine getirmişiz. Avrupa Birliği yanlıların dediği gibi, onların belirlediği ilkeleri kabul etmeden bu birliğe girmek mümkün olmadığı için bu taleplerini yerine getirmemiz normal. Ama ortada çok ciddi bir sorun var. Bu sorun Avrupa Birliğinin talep ettiklerinin büyük bir bölümünün bizim içişlerimize karışmaya yönelik olması ve çok ciddi iç problemlerimizde Avrupa Birliğinin bizden yana tavır almamasıdır. Mesela Kıbrıs. Kıbrıs adasında dini, dili, ırkı ayrı olan Türklerle Rumların birleşmesi isteniyor. Ama öte yandan bin yıla yakın bir süredir birlikte yaşadığımız kürtçe konuşan vatandaşlarımız ise bizden koparılmak isteniyor. Yani Avrupa Birliği`nin, Kıbrıs için istedikleri bir esasa dayanıyor, Türkiye için istedikleri ise bu esasa ters düşüyor.Avrupa Birliği birinde birleştirmeyi, bir yerde ise ayrıştırmayı esas alıyor. Bu da gösteriyor ki Avrupa Birliği, ilkeleri paralelinde değil, Türkiye üzerindeki emelleri paralelinde hareket ediyor. Düşünelim. Avrupa Birliğine girmek demek, bu ülkelerle bir ortaklık yapmak demek. Müşterek hareket etmek demek. Peki bu nasıl bir ortaklıktır ki, ortakların birine karşı sürekli düşmanca davranılıyor ya da en azından dostça hareket edilmiyor. Avrupa Birliği ile en son durumumuz, ucu açık olan bir müzakere masasına oturma hakkı almamızdır. Yani müzakere masasına oturma hakkına sahip olduk ama bu masada neleri, hangi sürede nasıl müzakere edeceğimiz ve neticesinin ne olacağı belli olmuş değil. Böyle bir durumdayız ve Avrupa Birliği sürekli istiyor. Ne istiyor? Türklüğe hakareti önleyen ceza yasası değişsin diyor. AKP kapatılmasın diyor. Daha öncede Kürtçe eğitim istemişti.Kürtçe yayın istemişti. Şimdi, Türklüğe hakareti önleyen yasanın Avrupa Birliği ilkelerine ters olan tarafı nedir? ``Ermeni katliamı yapıldı´´ demenin suç kabul edildiği bazı Avrupa ülkeleri varken, Türkiye`de Türklüğe hakaret neden suç olmaktan çıkarılsın? AKP kapatılmasın deniyor. AKP hakkında kapatılma davası açılmadan önce bazı yasaların ve Anayasanın parti kapatma ile ilgili maddelerinin değiştirilmesi ve hatta bununla birlikte Siyasi Partiler Yasasının ve Seçim Kanunun değiştirilmesi teklif edilmiş olsaydı, bu teklifleri Avrupa Birliği normlarına uygunluk olarak kabul etmek mümkündü. Ama dava açıldıktan sonra laf etmek, talep etmek içişlerimize karışmak değil de nedir? Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Osmanlı Devleti de o dönemim Avrupa Birliği sayılan Avrupa Devletleri Konseyi`ne 1856 yılında girmişti. O zaman da Avrupa, Osmanlı`dan sürekli demokratik taleplerde bulunmuştu. Tanzimat Fermanı da bu talepler sebebiyle ilan edilmişti. Sonra ne oldu? Avrupa ülkeleri Osmalı`yı paramparça etmek için saldırmaktan geri kalmadı. Onun içindir ki artık Türkiye Avrupa Birliği meselesini masaya yatırmalı ve yeni bir dış siyaset stratejisi çizmelidir. Avrupa Birliğine şu denmelidir. Önce müzakere masasına benim üç konumu görüşmek için oturalım. 1-Bölücülere desteğini çekeceksin ve hatta onlara karşı benimle beraber olacaksın. 2-Kıbrıs konusunda Yunan yanlısı olmayacaksın.Gerçekçi olacaksın. 3-Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili olarak istediğin değişiklikleri ancak Türkiye Avrupa Birliğine girdikten hemen sonra yerine getireceğim.Bunun için bu taleplerini donduracaksın. Bu teklifleri Avrupa Birliği kabul ederse Avrupa Birliği yolunda yürümeye devam ederiz. Aksi takdirde yeni bir dünya düzeni kurulur ve Türkiye`de yerini bulur. RIZA MÜFTÜOĞLU
|