AB Tiyatrosunda `Normalleşmeye Dönüş` Oyunu
AB Tiyatrosunda `Normalleşmeye Dönüş` Oyunu
19 Aralık 2015
AB ve Türkiye arasında iki yıl aradan sonra ilk kez somut bir adım atıldı. Avrupa Birliği`ne (AB) katılım müzakerelerinde 17 numaralı ``Ekonomik ve Parasal Politika´´ faslı açıldı. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki güven neredeyse kaybolma noktasına gelmişti. Doğrusunu söylemek gerekirse AB ile Türkiye arasında olması gereken güven zaten tam anlamıyla hiçbir zaman oluşturulamamıştı ama yine de varmış gibi hareket ediliyordu. Şimdi ise ``Normalleşmeye dönüş´´ arayışları var. Bu arayış, AB istediği için değil mecbur kaldığı içindir.
Sizin anlayacağınız sığınmacı krizi sayesinde AB bizi hatırladı...
Ne zaman Türkiye`ye ihtiyaç duyulsa işte o zaman Brüksel`den davetler gelir ve bir iki fasıl açılacağı ümidi verilerek pazarlıklar başlar.
Nitekim ``Normalleşmeye dönüş´´ başlığı altında 2 yıl aradan sonra başlayan pazarlıklarda sığınmacıların Türkiye üzerinden AB ülkelerine akımı önlenmesi hedefleniyor.
Mülteci krizini aşmak için (1) Türkiye`nin &8216;Geri Kabul Anlaşması`nın yürürlük tarihi 2016`ya çekildi. (2) Türkiye`de oluşturulacak özel kamplar sayesinde sığınmacıların Türkiye dışına kolaylıkla çıkmalarının engellenmesi sağlanacak.
AB ülkeleri bu isteklerinin gerçekleşebilmesi için Türkiye`ye 3 ödün vermeyi kabul etti: (1) Kesilen AB katılım müzakerelerine 17 fasıl açılarak yeniden başlanacak. (2) Türklere vize muafiyeti Nisan 2016 tarihinde geçerli olacak. (3) Sığınmacı kampları için Türkiye`ye 3 milyar Euro`ya kadar destek sağlanacak.
Görüldüğü gibi gönüllü değil mecburi bir ``Normalleşmeye dönüş´´ böylece başlamış oldu.
FASILLI OYALAMA
AB Müktesebatı, AB Hukuk sistemine verilen addır. Yaklaşık 120 bin sayfadan oluşmaktadır. Konsey, Komisyon, Avrupa Toplulukları ve Adalet Divanı gibi topluluk organlarının çıkardıkları tüm mevzuatı ihtiva etmektedir. Söz konusu müktesebat, Katılım Müzakereleri fasılları çerçevesinde 35 başlık altında hazırlanmıştır.
Diğer bir ifadeyle; AB müktesebatı, toplumsal yaşamı ilgilendiren tüm alanlarda AB`nin yürürlükte olan hukuk sistemi ve kurallar bütünüdür.
Türkiye için 3 Ekim 2005 tarihli hükümetler arası konferansla resmen müzakere süreci başlamıştı. Katılım Müzakereleri, Türkiye`nin AB Müktesebatını ne kadar sürede kendi iç hukukuna aktarıp, yürürlüğe koyacağının ve etkili bir şekilde uygulayacağının belirlendiği süreçtir.
Katılım Müzakereleri`nde bugüne kadar 35`den 14 fasıl müzakerelere açıldı ve sadece bir başlık ``kapatılabildi´´.
Yani bu gidişle biz ülke olarak bir yarım asır daha oyalanacağız demektir.
Ayrıca: Türkiye`yi bu müktesebata harfiyen uymaya mecbur ediyorlar. Aslında bu müktesebatın asıl adı; kelimenin tam anlamıyla &8216;eksiksiz itaat ve tam teslimiyettir`.
AB ENGELLEMELERİ İDEOLOJİKTİR
Hiçbir üye ülkeye reva görülmeyen bu fasıllar konusunda Türkiye`nin herhangi bir yaptırım gücü yoktur. Türkiye`nin her alanda çok gerisinde olan ancak Hıristiyan olan ülkelere hiçbir engelleme getirilmeden, eksikleri dikkate alınmadan tam üyeliğe kabul edilirken, Türkiye sadece İslam ülkesi oluşu nedeniyle yarım asrı aşkındır bekletiliyor, oyalanıp sürekli engelleniyor. Bu da AB`nin ahlak ve adaleti olsa gerek. Fasılların açılması ve kapanması konusunda tek yetki AB`nindir. Bu fasılların Türkiye`nin tam üyeliğini engellemek için olduğu artık inkar edilmiyor.
Rum yönetimi, ``ilişkilerin normalleşmesi´´ şartına bağlı olarak 8 Aralık 2009 tarihinde tek taraflı olarak 6 faslı bloke etti.
Sarkozy`nin cumhurbaşkanlığı döneminde Fransız hükümeti 5 faslın açılışını ``üyelikle doğrudan bağlantılı´´ olduğu gerekçesiyle veto etti.
AB üyesi her ülke gibi Kıbrıs Rum Kesimi ve Malta gibi 300 bin nüfuslu ülkecikler bile veto hakkına sahip. Fasılların açılıp kapanmasının anahtarı bunların elinde&8230;
Bu fasıllar ayrıca Türkiye`ye karşı üstün kültür algısı oluşturmaktır. Yarım asrı aşkındır AB kapısında bekletilen ülkemizin itibarıyla alakalı olan oyalayıcı ve engelleyici bu fasıllarla aynı zamanda milletimizin onuru zedelenmektedir.
Türkiye`nin tam üyeliği konusunda AB, ``ne tam ret ne de tam kabul´´ gibi net bir tavır takınmıyor. AB, sürekli bazı eksiklikleri ileri sürerek oyalamalarını sürdürürken bir yandan da, mülteci krizini aşmak için yapılan siyasi hamlelerde olduğu gibi Türkiye`yi kendi çıkarları uğruna kullanmaktadır.
Fasıllar işin bahanesi. AB`nin bu engelleyici tavrı siyasi ve ideolojiktir. Çünkü AB Hıristiyan kültürü temel esas alınarak kurulmuş ve halen bir Hıristiyan kulübü gibi faaliyet göstermektedir.
AB ülkelerinde son seçimlerde ırkçı ve İslam düşmanı partilerin yükselişe geçtiğine şahit olduk. Mülteci sorununda milli kimlik ve egemenlik hakları ile milli sınırlar konusunda ciddi anlamda AB içinde tartışmalar yaşanmaktadır.
Farklı etnik kökene ve inançlara sahip toplulukları içinde barındıran &8216;Multikültürel bir Avrupa` isteyenler maalesef azınlıktadır. ``Tek dinli tek kültürlü bir Avrupa´´ siyasiler, entelektüel ve medya tarafından desteklenmektedir. Kamuoyu araştırmalarında çeşitli halk katmanlarında &8216;Tek dinli ve kültürlü Avrupa` isteyenlerin oranı 70`tir.
Türkiye`nin AB`ye tam üyeliğinin engellenmesinin ve Avrupa`da yaşayan Müslümanlara anayasalarda belirtilen hakların verilmemesinin sebebi de bu ideolojik yaklaşımlardır.
Aslında AB maceramız tam anlamıyla bir tiyatro. Ne olursa olsun AB dağılma sürecine girdi. Biz girmeden zaten dağılacak. Başlamışken rolümüzü biz de sonuna kadar oynamaya devam etmeliyiz&8230;
Mülteci sorununu aşmak için Brüksel`in çağrısı üzerine başlatılan ``Normalleşmeye dönüş´´ süreci bana göre AB tiyatrosunda yeni bir oyundur.
Ama teslim olarak değil rolünün bilincinde olarak&8230;
|