AB değil, Türkiye AB`ye şartlar koşuyor
AB değil, Türkiye AB`ye şartlar koşuyor
12 Mart 2016
Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerinde yeni bir dönem başlıyor. AB - Türkiye ilişkilerinde şimdiye kadar 28 üye ülkelerin aldığı kararlar daima Türkiye`ye dayatılırdı.
Türkiye`nin AB`nin tek taraflı olarak aldığı kararlara kayıtsız şartsız uyma mecburiyeti gibi bir yaklaşım vardı. Daha açık bir ifadeyle Türkiye-AB ilişkileri, karşılıklı bir diyalog çerçevesinde gelişmekten çok AB`nin tek taraflı dayatmalarını içine alan bir monolog olarak devam ediyordu.
Bazen Kıbrıs ve demokratik özgürlükler üzerinden bazen ise yasal düzenlemelerin eksikliği ve AB`ye entegrasyon süreci bahane edilerek Avrupa Parlamentosu raporlarında ağır eleştiriler yapılırdı.
Yine Avrupa medyasında sürekli eleştiri, suçlama ve aşağılayıcı yorumlar yapılırdı. Hatta bazı kendini bilmez siyasiler tarafından, nezaket sınırları aşılarak pervasızca beyanlarda bulunulurdu.
Bunlar tamamen bitmiş değil ancak doz ve tonu azaldı.
Ancak, eleştirenlerin yanında Türkiye`nin önemli bir ortak olduğunu vurgulayan siyasiler de var. ``Türkiye birçok AB ülkesinden daha Avrupalı´´ sözleri Almanya hükümetinin Mülteci Politikaları Koordinatörü Peter Altmaier`e ait.
Anlaşılan geç de olsa gerçekler görülmeye ve durum değişmeye başladı.
AB Türkiye`ye değil, Türkiye Brüksel`e şartlarını bildirdi.
Eski Türkiye`nin teslimiyetçi politikalarından memnun olan AB ilk defa günlerce süren görüşmelerde Türkiye`nin talepleri üzerine yoğunlaşmak zorunda kaldı.
Ayrıca AB zirvelerinde şimdiye kadar Türkiye olmadan, görüşleri alınmadan kararlar alınırken şimdi Türkiye, AB zirvesine 28 +1 olarak o masaya oturdu.
Ve Türkiye`nin görüş ve önerileri dikkate alınarak kararlar alındı.
Zirve sonrası hem Türkiye hem de AB tarafından prensipte anlaşıldığı duyuruldu. Ancak Türkiye`nin AB`den istediği üç temel talep var: Haziran 2016`da Türk vatandaşları için vizelerin kaldırılması, AB üyelik müzakerelerinin hızlandırılması ve 2018 yılına kadar Türkiye`ye vaat edilen desteğin 3 milyar euro daha artırılması.
Üç talebe ilişkin müzakereler devam edecek ve nihai karar için de taraflar 17-18 Mart tarihlerinde yeniden bir araya gelecek.
MALİ DESTEK TÜRKİYE`YE YAPILMIYOR
Başbakan Davutoğlu liderliğindeki Türk heyetinin, Brüksel`deki zirvede çok ciddi bir temsil iradesi göstermesi, Brüksel`in Yeni Türkiye politikaları karşısında zorlandığını ve Ankara`nın diplomatik bir başarı elde ettiğini ortaya koydu.
Almanya başta olmak üzere Avrupa başkentlerinde ``Türkiye`ye tavizler verildi´´ eleştirileri yapıldı.
Halbuki bu destek Türkiye`ye değil, Suriyeli mültecilere Türkiye üzerinden ve de Avrupa`ya mülteci akınını durdurulması için yapılıyor.
Türk vatandaşlarına sağlanacak vize muafiyeti ile Türkiye- AB ilişkilerinde yeni fasılların açılması talepleri geciktirilmiş haklardır. Yani bir lütuf değildir.
Ayrıca bu zirve AB`nin resmi daveti üzerine gerçekleşti. Mülteci sorununu aşamayan Avrupa Birliği kendi içinde çelişkiler yaşamaktadır.
Şunu Avrupa Birliği siyasileri ve Avrupa kamuoyu iyi bilsin ki; Türkiye - AB`nin mülteci kampı değildir.
Vermeyi taahhüt ettikleri 3 milyar Euro`yu biz onlara verelim Türkiye`deki mültecileri alsınlar da görelim.
Türkiye şimdiye kadar 6 milyar dolar harcamış ve en az 20 milyar daha harcamak zorunda kalacak.
Avrupa insani değerlerini kaybetmiş ve mültecilere resmen zulmederken Türkiye kapılarını açarak sahiplendiği gerçeği, aradaki farkı ortaya koymaktadır.
Türkiye hem mültecileri daha iyi ortamlarda barındırmak hem de AB`nin mülteci sonunu aşmasına yardım olmaya çalışıyor. Yapılan eleştiriler ne insani ne de ahlakidir.
AB`YE TESLİMİYETÇİLİK DÖNEMİ BİTTİ
Türkiye artık teslimiyetçi değil. Hakkını arayan ve kendine karşı AB`nin takındığı haksız tutuma karşı itirazlarda bulunan yeni politikalarıyla Brüksel`deki zirveye katıldı. Başbakan Davutoğlu başkanlığındaki heyet, Cumhurbaşkanımız R.Tayyip Erdoğan`ın 12 yıldır sürdürdüğü dik duruşunu sürdürerek onurlu bir pazarlık yürüttü.
Takındıkları tavır, önerileri ve taleplerini sunuş şeklinde kullandıkları diplomatik dilde ``Karşılıklı menfaatlere dayalı ilişkilere evet, teslimiyetçiliğe hayır´´ mesajını ima ettiler.
Önceki yıllar &8216;Yeni Türkiye`nin öncülerini iktidardan uzaklaştırmak için Almanya başta olmak üzere Avrupa Birliği büyük bir uğraş verdi.
ABD de bu projeye destek verdi ve içimizdeki işbirlikçiler kullanıldı.
Siyaset, sermaye, sanat ve medya ile terör örgütleri başarılı olamayınca bizden görünen ihaneti (Paralel Yapıyı) devreye soktular.
Bütün ihanet oyunları başarısızlığa uğrayınca &8216;Yeni Türkiye`nin politikalarını ve bu projenin siyasi mimarlarıyla beraber hareket etmek şeklinde politikalarını değiştirdiler.
Kısacası; Ankara zor oyunu bozdu. Türkiye-AB ilişkilerinde tek taraflı karar alma dönemi bitti ve ortak karar alma dönemi başladı.
Zor da olsa Avrupalılar buna alışmaya ve geri dönüşün olmayacağı gerçeğini anlamışlardır.
Hâlâ hazmetmeye zorlananlar ve direnenler olsa da &8216;Erdoğan düşmanlığı ve AK Parti karşıtlığı`nın Türk milleti nezdinde bir karşılığının olmadığı görülmüştür.
AB, ayakta durabilmesi ve &8216;Küresel bir güç` olması için ``Türkiye`ye rağmen´´ yerine; ``Türkiye ile birlikte hareket etme´´nin daha doğru olacağı noktasına geldi.
Bu değişimin ve dönüşümün sinyalleri Brüksel`de verilmeye başladı.
Geçmişin refleks ve kavramlarıyla geleceği inşa etmenin mümkün olamayacağı gerçeği sanırım anlaşılmıştır.
|