Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1836
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 11622
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 236
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 757
Toplam 798 Bilgi Makalesi ve toplam 2062 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (193) | Dış Politika (2580) | Ekonomi (257) | Eğitim (99) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (75) | Adalet (87) | Milli Kültür (666) | Gençlik (30) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (934) | Tarım (160) | Sanayi (13) | Serbest Meslek Mensupları (7) | Meslek Kuruluşları (19) | Basın ve Televizyon (29) | Din (721) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (54) | Bilim ve Teknoloji (15) | Milli Güvenlik (686) | Türk Dünyası (959) | Şiir (133) | Sağlık (212) | Diğer (3693) |

Görüş bildirebileceğiniz Din konuları
Açıklamalar (31)
Görüşler (690)


Din - Görüşler konusu hakkında görüşler
Mustafa Mete ÖZPINAR - (Ziyaretci) 1.06.2026 17:28:29

MİLLİ ve DİNİ DEĞERLERİMİZ 4./5./6. bölümler

ustafa Mete ÖZPINAR

YAZIYOR

MİLLİ ve DİNİ DEĞERLERİMİZ

4.NCÜ BÖL.

G İ R İ Ş: &8239;“Sanatçı” kimliğini&8239; ön plana çıkararak Aksu’yu savunanlardan birisi de&8239; Sabah gazetesi köşe yazarı&8239; Engin Ardıç oldu.

Yazdıkları “gülünç” oldu ve&8239;&8239; onu “teviller” le savurmaya&8239; çalıştı. Neymiş efendim, Hz. Adem&8239; babamız ve Hz. Havva anamız, Cennet’te Allah’ın onlara yasakladığı bir&8239; ağacın meyvelerini, sonradan&8239; unutup “bir cahillik” eseri yemeleri sonucu “cahiller” miş.&8239; Aksu,&8239; bunu kastetmiş (Sabah, 20 Ocak 2022) . Aksu, şiirini oluştururken bu anlatılanları bilmiyor muydu acaba?&8239; Biliyorsa, bunun “masumiyet”&8239; açıklamasını, bunun üzerinden&8239; kendisinin yapması&8239; ve özür dilemesi gerekirdi.&8239;&8239;&8239; Sayın Ardıç’ın yaptığı “tevil” de tartışma&8239; götürür olduğu halde,&8239; Aksu’nun avukatlığına soyunması&8239; şık olmamıştır.

Zaten, Türkiye’nin en büyük çıkmazlarından birisi de işte yukarıda&8239; sergilenen bu “sanatçı kimliği” ne&8239; bir kullanım aracı olarak sarılmaktır.&8239; Sanatçıların fetişleştirilerek (tabiat üstü varlık haline getirmek), onlara “dokunulmazlık” zırhı giydirip, onların ünleri, kazındıkları karizmalardan da faydalanmak suretiyle “itibarsızlaştırmaları” na bununlar üzerinden meşruluk kazandırmak zemini&8239; her zaman ve sürekli aranır, yapılır olmuştur.&8239; Günümüzde, bu sefer de bu iş&8239; Sezen Aksu’nun “sanatçı kimliği” üzerinden&8239; kurgulanmış, yapılmıştır.&8239;&8239; Anlayacağınız “sanatçı olmak kariyeri ve dokunulmazlığı”&8239; milletimizin&8239; milli ve dini değerlerine dokunmanın ve bunları meşrulaştırmanın aracı olarak kullanılmıştır.

Cumhurbaşkanımız&8239; Sayın Recep Erdoğan da “Sezen Aksu Olayı”&8239; ve benzerleri hakkında bir değerlendirme yaparken,&8239; yıllardan&8239; beri “sanat” ın ve “sanatçı” olmanın&8239; &8239;milli, dini, ahlaki&8239; değerlerimizi&8239; yıkmak uğranda nasıl kullanıldığın dair de kendi görüşlerinden olarak 8 Ocak 2022’de şunları söylemişti: “Her türlü ahlaksızlığı sanat adı altında normalleştirme, hayatımızın tabii parçası haline getirme gayesini taşıyan bu saldırıya karşı imkanlarımızı daha güçlü bir şekilde&8239; devreye almamız şarttır…&8239; Günümüzde sıkça karşılaştığımız üzere&8239; insan fıtratının&8239; tıpkı eşrefi mahlukat (iyi insanlar topluluğu) gibi bir parçası olan&8239; esfel - i safilin (yaptıkları kötülükler ve işledikleri günahlarla cehennemlik olan insanlar topluluğu) tarafına hitap eden sanat ürünlerinden aynı latif (iyi, hoş) duyguları hissedemezsiniz… Bu amacın masum,&8239; hayırlı olmadığı da açıktır.&8239; Her türlü sapıklığı, her türlü ahlaksızlığı, her türlü marjinalliği sanat adı altında&8239; normalleştime,&8239; hayatımızın tabii&8239; bir parçası&8239; gayesi taşıyan bu sinsi saldırıya&8239; karşı kendi imkanlarımızı&8239; daha güçlü şekilde devreye almamız şarttır.”

b-Hem de bir üniversitede&8239; hoca&8239; birisinin “Hz. Meryem fahişe idi” sözünü sarf: Kur’an’ı Kerim’de bunun böyle olmadığına ait gerçekler bilini biline bu yalan ifadenin kullanılması yalnızca Müslümanları değil, Hristiyanları bile rencide etmiş, “Kur’an’ı itibarsızlaştırma ve&8239; yalanlama” ya da yorumlanacak bu söz, Avrupa’da sarf edilse idi ne tepki alırdı acaba? Herhalde “başımız üstüne” denilmezdi.&8239; Adı geçen kıtada Papa’nın “Aforoz etme geleneği” (Hristiyanlıkta dinden çıkarma geleneği)&8239; devam etse idi bu üniversite öğretim üyesini&8239; aforoz ederdi.

c-CHP TBMM Grup Başkan Vekili, Özgür Özel’in, 30 Aralık 2021’de&8239;&8239; TBMM’de partisi adına görüş belirtmek için yaptığı açıklamada ,&8239; okul öncesi ana sınıfı öğrencilerinin Kur’an öğrenmeye&8239; yönelik derslerini, Batılıların&8239; kendi Ortaçağ’larını&8239; tanımlamaktan olarak kullandıkları&8239; “Ortaçağ Zihniyeti”&8239; tanımlamasını, işin esasına bakılırsa,&8239; “Karanlık&8239; Batı Ortaçağı”&8239; ile kıyaslanamayacak derecede bunu “Aydınlık İslam Ortaçağı” na da uyarlayarak,&8239;&8239; yine bir “Kur’an –İslam&8239; itibarsızlaştırılması” ndan olarak “Ortaçağ zihniyeti”&8239; ifadesini kullanması akla, mantığa ve ilme aykırı&8239; yeni bir hareket tarzı omdu.&8239; Bunun daha geniş bir tahlilini, gazetemizde yayınlanan “Ortaçağ Kimin İçin Karanlık Kimin İçin Aydınlık Bir Çağdır?” isimli yazımda yapmış, yazımın sonunda&8239; yaptıklarından dolayı Özel’den özür dilemesini istemiştim. Özür dilemesine rastlayamadım.&8239;&8239;

d- Korkusuz gazetesi köşe yazarlarından&8239; Gün Zileli’nin 6 Mayıs 2021 tarihinde Peygamberimizi&8239; hedef alan yazdıklarını, “Şuyu-u Vukuundan Beter” başlıklı protesto yazımda da bahsettiğim üzere,&8239; Hz. Muhammed’in&8239; Türkleri kötülediği ve hatta “onların öldürülmesi” gerektiğine&8239; dair, kaynak olarak&8239; gösterdiklerinin&8239; doğru olup olmadıklarını ciddi olarak araştırmadan&8239; sanki doğru imiş gibi yazdıklarıyla Peygamberimizin&8239; Türk nesillerinin&8239; gözünden&8239; düşürülmesine yönelik “itibarsızlaştırmak” tan olarak, gizli –açık emellerin de olabileceğinden hareketle,&8239;&8239; nesilleri bununla,&8239; deizm ve&8239; ardından ateizme saplanacak bir atmosferin içine sokulmak istenildiği izlenimi uyanmıştır.&8239;&8239; Halbuki, kendileri birer tarih alanında&8239; ilim adamları profesörlerimizden&8239; Ahmet Taşağıl, Osman Turan, Zekeriya Beyaz, Zekeriya Kitapçı ve tarihçi yazar&8239; İsmail Hami Danişmend yazdıkları kitaplarında&8239; Hz. Muhammet’in&8239; Türkleri öven birçok sözleri vardır. Protesto yazımda Zileli’den&8239; bir “düzeltme yazısı” yazmasını istemiştim. Yazmadı.

2-İslami resmi kuruluşlar, tarikatlar, cemaatler, hocalar, cami&8239; cemaatinin ve başörtülü kadınlarımızın&8239;&8239; “itibarsızlaştırılması” yapılanmalarında yaşananlardan olarak:

a-Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) resmi ve vakıf&8239; kuruluşlarından olarak:&8239;

I-Diyanet İşleri Başkanlığının “itibarsızlaştırılması” na&8239; sayılabilecek genelde,&8239;&8239; “bütçe yapılanmaları” sız sık gündeme getirilerek,&8239; bunlara Hazine, Maliye’den yıllık bütçeleri için&8239; ayrılan paraların çok yüksek olmasının sanki bir “hata” olduğu, birçok bakanlık ve kuruluş&8239; bütçelerinin bunun çok altında kalmasının iyi olmadığı&8239; üzerinde durulur.&8239; Bununla ilgili haberlerden birisi Cumhuriyet gazetesinin 20 Ocak 2022 tarihli sayısında manşetten “Diyanet Saltanatı” haber başlığı ile verildi. Haberinde,&8239; başta “Saray” olmak üzere, Diyanet’in 13.1 milyar lira olan 2022 yılı bütçesinin daha birçok kuruluşun bütçesinden fazla olduğu yer alıyordu.&8239; Cumhuriyet&8239; gazetesi benzeri gazeteler de bu tip haberleri yıl içinde sık sık yaparlar.

DEVAMI 5.Cİ BÖLÜMDE
MİLLİ ve DİNİ DEĞERLERİMİZ

5.NCİ BÖL.

G İ R İ Ş : II-Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan cuma hutbelerinde&8239; Müslümanların uyması gereken&8239; “İslami gelenek” te olarak&8239; faiz yasağı, içki yasağı&8239; vb. yasaklarının dile getirilmesi , bir genelleme yapmaya yönelik, “insanların ve toplumun yaşam haklarını serbestçe kullanmasına&8239; müdahale” masumiyyet –masuniyet&8239; haber amaçlarından&8239; olarak sürekli yer alır.&8239; Basında sık sık görülen bu ve benzeri haberler,&8239; kendilerinin konuları olmayan&8239; ve kendilerini ilgilendirmeyen “din alanı” na “maksatlı” olarak müdahalelerinden&8239; birisi olarak değerlendirilebilir. Bu yanı zamanda, yapılması gereken&8239; “dini öğütler ve ahlak kaideleri” nin tebliğleri olarak Müslümanlara ulaştırılmasına&8239; haksız&8239; “yasakçı müdahale” olacağı&8239; yanında, yerine getirirler veya getirmezler,&8239; “Müslümanların kendi tercih haklarına” da müdahale olup, “dini hayat alanının daraltılması” na yönelik “maksatlı” olumsuzlukları da&8239;&8239; içereceğinden, yapılan haberler genelde “iyi niyet” ten&8239;&8239; uzak haberler olur.&8239;

Özellikle Diyanet İşleri Başkanlarını “itibarsızlaştırmak” tan ve daha da önemlisi,&8239; “görev alanlarını daha da daraltmak veya pasifize&8239; etmek amacı ve emelinden ” olarak da, başkanların verdikleri bazı beyanatlar, açıklamalar, vaazları, hareket tarzları, diğer bazı hazırladıkları hutbelerin içerikleri , yayınladıkları tamimler ve “protokol elemanları” olarak&8239; başta hükümetler olarak çeşitli kuruluşların&8239; “davetli”&8239; toplantılarına&8239; katılmalarını da “fırsat” bilinerek, o günkü iktidar olan bir parti ve lideri başbakanla “zoraki ve uygunsuz ” da olsa&8239;&8239; “Diyanet İşleri Başkanı sanki halkın değil falan parti veya filan&8239; liderinin memuru” ayrımcılık nitelendirmesi&8239; yapılması&8239; da doğru değildir. Özellikle bu daha çok AK Partinin 20 yıllık iktidarı zamanında yapıldı.&8239; Başkanları, “politikaya bulaşmak veya bulaştırılmak” tan&8239; olarak&8239; “Saraydaki diktatör Erdoğan’ın&8239; kontrolünde veya kurgulanmış memurları” genellemesini esas alan yine genelde&8239; haksız itham ve suçlamalar haberleri ve yorumları başta gazeteler ve televizyonlar olmak üzere birçok medya organlarının “baş haberleri” nden olarak&8239; sürekli verilmeye&8239; devam edildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Başkanlarının günümüzde&8239; de iç ve dış algı operasyonlarıyla&8239; “görevlerinde&8239; pasifize” edilmesi olayı, bizi 1923 – 1946 zaman diliminde yaşanan benzer olup bitenleri hatırlattı.&8239; O yıllarda, bizdeki&8239; yaşanan yapılanma da&8239; Komünist Rusya’daki yapılanmanın bir benzeri idi.&8239; Ateizmi yaygınlaştırmayı “devlet, eğitim politikası” haline getiren Ateist Rusya, ülkesindeki bütün kiliseleri kapattığı&8239; halde, yalnızca&8239; Moskova’da&8239; “Rus Ortodoks Patrikhanesi” ni açık bırakmıştı. Bu da “göstermelik, göz boyayıcı” olup,&8239; Komünist Rusya’ya dışarıdan&8239; gelenlere burası gösterilerek, “kurgulanmış maksatlı propaganda” dan olarak,&8239; “Bakınız!... Bize hep dinsiz diyorlar; biz dinsiz değiliz; işte Patrikhanemiz açık” diyorlardı ama, içinde “tek kişilik” olarak oturtulan Rus Ortodoks Patriğinin görevi, sadece burada cemaatsiz “mum yakmak” tan ibareti.

Ankara’da bizim Diyanet İşleri Başkanlığımız&8239; ve Başkanının yapılanması&8239; da&8239;&8239; Rusya’daki bu yapılanmanın neredeyse aynısı idi.&8239; Bunun böyle olduğu,&8239; 27 Kasım – 4 Aralık’ta 1947’de&8239; Ankara’da yapılan CHP’nin, “100 yıllık tarihinde en demokratik kongresi oldu” denilen bu kongrede, “gerçekler” ve&8239; “itiraflar” kabilinden&8239; konuşmacı iller delegeleri&8239; dile getirilmişlerdir. Yapılan konuşmalarda,&8239;&8239; din ve Diyanet’e önem&8239; verilmediğinden bahisle, Allahsızlığın, dinsizliğin ve&8239; ahlaksızlığın&8239; alıp yürüdüğü, yeni neslin&8239; ne Allah ne Peygamber tanımadığı, anne, baba ve büyüklerine&8239; itaat etmedikleri vb.&8239; bütün bu olup bitenlerin Diyanet İşleri Başkanlığının da tam ve layıkıyla çalıştırılmadığı üzerinde durularak, “Oraya bir Diyanet İşleri Başkanı diye birisini oturtmuşuz, fakat hiçbir iş yapmayarak, kalemi bağlı olarak bırakmışız, boyunu teşbih çekmesine müsaade&8239; etmişiz.” (CHP Seyhan milletvekili&8239;&8239; Seyhan kurultay delegesi Sinan Tekelioğlu’nun konuşmasından,&8239; CHP 7’inci&8239; Kurultayı Tutanağı, s. 450)

Günümüzdeki olup bitenlerden de anlaşıldığı üzere, “dini hayatı zayıflatmak ve giderek bitirmek” için&8239; Diyanet İşleri&8239; Başkanlığı ve Başkanları&8239; da&8239;&8239; Tek Parti Dönemindeki&8239; gibi “pasife edilmek” isteniliyor.&8239;

III-TDV için de “neredeyse bir devlet kadar bütçesi var” denilerek, Afrika ve Asya’nın fakir ülkelerinde&8239; kurbanlar kesip fakirlere dağıtması, Kur’an dağıtıp Kur’an kursları&8239; düzenlemesi vb.&8239; yanında,&8239; buralarda&8239; camiler yaptırıp halkın hizmetine sunması bile, onu haksız yere “itibarsızlaştırmak” ın bir âlete olarak kullanılıyor. Birçok Afrika ve Asya ülkesinde&8239; Vatikan ve benzerlerinin&8239; finanse ettiği bol paralarla halkı Hristiyan&8239; yapmak için Misyonerler buralarda dünyalar kadar bütçeleriyle çok çeşitli ve büyük faaliyetler yaparlarken, bunlara hiç ses çıkarmayıp, birçok ülkede faaliyetlerini “bizim temsilcimiz” gibi yapan&8239; TDV’na hücumların hiç kimseye bir faydası yoktur.

IV-&8239; İmam Hatip Okulları ve Kur’an Kurslarına&8239; yönelik bazı değerlendirmelerin&8239; iyi niyetli ve yapıcı değerlendirmeler&8239; olmalarına&8239; rağmen, genel yapılanmasıyla&8239; &8239;“itibarsızlaştırmak” a yönelik yapılanmalar ve haberlerin varlığı&8239; zaten yıllardan beri devam etmektedir.

b-Sivil dini yapılanmalardan&8239;&8239; olarak :

I-Tarihten günümüze toplum hayatımızda büyük ve faydalı fonksiyonları ve hizmetleri olan&8239; “Tarikatlar” ve “Cemaatler” yapılanmalarına, yalın kılıç&8239; kuşanır gibi, en ufak bir olayı bile bahane ve fırsat olarak görüp bunlara saldırarak, “itibarsızlaştırmak” tan öte “topyekun karalanmalar” ın yapılması,&8239; gerçek anlamda neye ve kime hizmet etmektedir? Hataları varsa, elbette ki vardır,&8239;&8239; bunlar denetlenip düzeltilebilir. “Pire için yorgan yakmak” ın âlemi yoktur. Saldırıya en son bir örnek olarak&8239; Ocak 2022 ayının ortalarında&8239; İzmir’de bir tıp öğrencisi Enes Kara’nın intiharının ardından bir de mektup bırakarak, bunda tarikatlar yanında ailesini de intiharından dolayı suçlu göstermesini fırsat bilen “dine alerjik” çevrelerimizin&8239; bu en basit bir olayla bile “fırsat” olarak görüp,&8239;&8239; bütün medya organlarında&8239; sanki “kurgulanmış bir koro” eşliğinden , “Tarikatlar Kapatılsın ve&8239; Cemaatler&8239; Ortadan Kaldırılsın”&8239; vb.&8239; şeklinde ortak&8239;&8239; manşetler atılarak, aynı “itibarsızlaştırma&8239; ve tasfiye” ye yönelik&8239; senaryoların devamı sağlanmıştır. Üstelik de Enes Kara için, “Ruh sağlığı ve ailesiyle problemleri olan birisi” denilen bunun tam teşekküllü bir “tarikat yurdu” nda kalmayıp, bir apartman içinde “tutulmuş birkaç öğrenci evi” den ibret&8239; bir yer de kalması da dikkatlerden kaçmamıştır.

DEVAMI 6.NCI VE SON BÖLÜMDE MİLLİ ve DİNİ DEĞERLERİMİZ

6.NCI ve SON BÖLÜM

G İ R İ Ş : Camilerdeki&8239; namaz kılan müminlerin “itibarsızlaştırılması” na yönelik bir CHP’li üst düzey elemanının İzmir’deki&8239; cami cemaatleri için “Bunların dini, imanı para, tespihlerini hep dolar dolar diye çekerler” demesi de çok çirkin ALÇAKÇA BİR SÖZDÜ..

III-Kendilerinin zaten “İslam’a&8239; alerjileri&8239; olduğu”&8239; için namaz ibadetini de yerine getirmedikleri halde , “Ezan Meselesi” ni&8239; kendilerinin&8239; “ana meseleleri” nden ” den birisi haline getirerek, sık sık bunun üzerinde konuşmaya ve yazmaya devam etmişlerdir. Bütün istekleri, “Ezan’ın Arapça değil Türkçe okunması” dır.&8239; Zaten, kendilerinin bu istekleri doğrultusunda Ezan, ,&8239; 1934 – 1950 zaman diliminde&8239; Türkçe okunmuş, Arapça Ezan’a geri dönüş,&8239;&8239; 16 Haziran 1950’de Başbakan Adnan Menderes’in kararıyla olmuş, bunun onlar tarafından hazım edilememesi&8239; sonucu,&8239; “Devrimlere tepki” veya “Karşı Devrim” olarak değerlendirdikleri&8239; bu olay, Menderes’i&8239; devirmeye ve idam etmeye yönelik 27 Mayıs 1960 Darbesinin sebeplerinden birisi sayılmıştır.

Günümüz itibariyle de, kendileri neredeyse&8239; hiç namaz kılmadıkları halde,&8239; ezan konusunda da “Müslümanlara sürekli&8239; yüklenerek sonuçsuz sorunlarla&8239; onları hırpalamak” ve “İslam dünyası birliğini bozmak” a yönelik olarak da “Türkçe Ezan” istemeye&8239; devam etmektedirler.

IV-Bir üniversitede&8239; hoca birisi,&8239; “Başörtülüler kamu kuruluşlarında çalıştırılmamalıdır” görüşleri sonucu, bir “inanç hürriyeti ve hak ihlali” sergiledi. CHP geleneğinden olarak da CHP eski milletvekili&8239; ve eski Kültür&8239; Bakanı Fikri Sağlar da (Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun “Parti olarak,&8239; başörtülü kadın ve kızlarımızın&8239; haksızlıklara uğramalarına ve mağduriyetlerine son verdik” demesine rağmen)&8239;&8239;&8239; birkaç yıl önce, “Başörtülü yargıçları hazmedemiyorum;&8239; bunların adliyelerde adaleti yerine getireceklerine&8239; inanmıyorum” demesi de büyük tepki almıştı.

Şimdilerde&8239; de,&8239; “Demokrasi, hak ve&8239; hürriyetlerin ana vatanı Avrupa”&8239; yaftası ve safsatasıyla&8239; bize yutturulmaya çalışılan bu kıta ülkelerinde, başta Fransa olmak üzere birçok ülkede “Başörtülü kadın ve kızların&8239; kamuda çalışmalarını yasaklama yasaları” nın parlamentolarda çıkarılmaya çalışıldığını öğrendik. Anlaşılan, Hristiyan Avrupa’nın zaten geleneğinde&8239; var olan “İslamafobi” si (İslam düşmanlığı), bizim içimizdeki “Avrupa hayranları” na da bütün özenti&8239; ve yapılanmalarıyla&8239; yansımış, oradan taklitçilik eseri olarak&8239; gelmiştir. Buna, “yerli işbirlikçilik” de diyebiliriz.

V-Hocalara, hacılara vb. yönelik “itibarsızlaştırma” lar, zaten Cumhuriyet’le yaşıt olarak yıllardır sürüyor. Okullarda&8239; öğrencilere hep, “Bizi hep&8239;&8239; hocalar, hacılar geri bıraktı” telkinleri&8239; ve propagandası&8239; yapılır, “Dünya sarı öküzün boynuzundadır” ifadesi, yanlış ve maksatlı&8239; yorumlanarak, hocalar ve hacıların “Dünyanın yuvarlak olduğuna inanmadıkları,&8239; sarı öküz boynuzunu salladıkça&8239;&8239; deprem olduğuna inandıkları” nı hep söylerdi. Halbuki, sözü edilen öküz, Türk köylüsünün zirai hayatında büyük&8239; bir unsur oldu için söylenmişti.&8239; O olmazsa hiçbir şey yapamaz, tarlasını süremez, tohumunu ekemez, harmanını göremez, evine taşımalarını yapamazdı vb. Öküz, onun başlı başına hayatının önemli ve vazgeçilmez bir vasıtası olduğu için “Dünya sarı öküzün boynuzunda” denilmişti.

Özellikle&8239; de Cumhuriyet gibi gazetelerde,&8239; bu gazetelerin yıllanmış karikatüristleri&8239; tarafından&8239; hocalar, hacılar, onların kullandıkları cübbeleri, takkeleri, tespihleri, takunyaları, seccadeleri. çember sakalları vb.&8239; ile çirkin&8239; çirkin&8239; karikatürize edilirlerdi. Bu karikatürler, toplanıp bir araya getirilirse,&8239; her halde bir kitap olabilir kanaatindeyim. Birisi&8239; bunu, dinî olan birçok şeyi “çizgi, çizim” ile&8239; “itibarsızlaştırılması” na yönelik&8239; “tarihimizde yaşanan ibret belgeleri” olarak&8239; kazandırmak için yapmalıdır.&8239;

“İtibarsızlaştırmak, gözden düşürmekten” olarak din görevlileri hakkında sık sık&8239; “yalan haberler” de çıkardı.&8239;&8239;&8239; Geçmiş yıllarda malum gazetelerin bir haberinde, keçisi çalınan Denizli müftüsünün bu haberi, gazeteye&8239; “Müftü Keçi&8239; Çaldı” haber başlığı ile yansıtılmıştı.

Ağırlıklı olarak hacıları yıpratmaktan olarak&8239; da Hac farizasını yerine getirmek için Kabe’ye gidin bunlara yönelik olarak da “Paralarını I. Dünya Harbinde bize ihanet eden Araplara yediriyorlar” propagandasını yaparak, adı geçen farizanın yerine getirilmemesi telkin edilirdi.

Daha neler, neler!....&8239;&8239;&8239;&8239;

Yaptıklarının Meyvelerini mi Topluyorlar?

Çoğu, İslami olan her şeyi “itibarsızlaştırmaktan” da öte, veya bunu bir “araç” olarak kullanmak suretiyle&8239; çeşitli iç ve dış algı operasyonlarıyla gizli – açık&8239; toplumumuzu “İslamsızlaştırmak” a da yorumlanabilecek, bütün bunların bu emel doğrultusunda meyvelerinin daha fazla alınmaya başlandı şu&8239; günlerde, KONDA&8239; denilen bir anket kuruluşunun yaptığı “inanç anketi”” sonuçlarına bakılırsa, “yıkım” ın büyüklüğü&8239; karşımıza apaçık&8239; çıkmaktadır. Anket sonuçlarından olarak, , 2011 yılı ile 2022 yılı arasında&8239; bir karşılaştırma yapılırken, 2011’de “inancım yok” diyenlerin oranı 2 iken bunun 2022’de&8239; 6’ya çıktığı,&8239; 2011’de “ateistim” diyenlerin&8239; oran 2 iken bunun 2022’de&8239; 7’ ye yükseldiği ve&8239; 2011’de “dindar ve muhafazakarım” diyenlerin&8239; 27 olan oranının 2022’de&8239; 24’e düştüğü haberinde yer alıyordu.

Bütün bu “itibarsızlaştırma” söylem ve eylemlerinin giderek ,“İslamsızlaştırmak” a terfi etmesi sonucu,&8239; “ektiklerimizin meyvelerini topluyoruz” diye&8239; seviniyorlardır. Şu gerçekler bilindikten&8239; sonra hiç de sevinmesinler.&8239; Yaptıklarıyla belki de “kimi hizmet ettikleri” nin farkında değildirler. Çünkü, İslamiyet&8239; doğduğu günden beri,&8239; Yahudi –Hristiyan Medeniyeti, “İslam ve medeniyetini mutlak surette yok etmek emeli” nden hiç vazgeçmiş değildir. Bu cümleden olarak&8239; The Times of İsrael gazetesinin bir haberinde, İngiliz Yahudi Temsilciler Meclisi Başkan Yardımcısı ve&8239; Yahudi Ulusal Fonu İngiliz Şube Saymanı Gary Mond’un&8239; twittirinden şu görüşleri aktarılıyordu: “Biz (Yahudiler) liderlerimizin tüm medeniyetlerin, Batı –Doğu, Amerika, Rusya, İsrail , her neyse hepsi&8239; İslam ile savaştayız.&8239; Ve İslam tarihte kaybettiği gibi&8239; yine kaybedecektir.”

Bu gerçek de bilindikten sonra, yapılmak istenenlerin bilerek&8239;veya bilmeyerek, Haçlı Misyoner&8239; Hristiyanlığının Siyonist Yahudi ittifakıyla, milletimize&8239; karşı olan bütün&8239; mücadelelerinin&8239; kime hizmet edip etmediğinin hesabı ve otokritiğini&8239;&8239; Tanzimat’tan bugüne&8239; tam ve doğru olarak&8239; yaparak, iç ve dış hainane operasyonlara âlet ve onların içimizdeki yerli işbirlikçileri olmamaya çalışalım, özen gösterelim.&8239;

KAYNAK: K. Özpınar ist. M. Efe. İst m. ila. Fk. 1995

26 / OCAK / 2026


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.