Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1836
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 11622
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 236
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 757
Toplam 798 Bilgi Makalesi ve toplam 2062 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (193) | Dış Politika (2580) | Ekonomi (257) | Eğitim (99) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (75) | Adalet (87) | Milli Kültür (666) | Gençlik (30) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (934) | Tarım (160) | Sanayi (13) | Serbest Meslek Mensupları (7) | Meslek Kuruluşları (19) | Basın ve Televizyon (29) | Din (721) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (54) | Bilim ve Teknoloji (15) | Milli Güvenlik (686) | Türk Dünyası (959) | Şiir (133) | Sağlık (212) | Diğer (3693) |

Görüş bildirebileceğiniz Din konuları
Açıklamalar (31)
Görüşler (690)


Din - Görüşler konusu hakkında görüşler
Mustafa Mete ÖZPINAR - (Ziyaretci) 1.06.2026 17:37:08

MİLLİ ve DİNİ DEĞERLERİMİZ 1./1./ 3. bğlümler

Mustafa Mete ÖZPINAR

YAZIYOR

MİLLİ ve DİNİ DEĞERLERİMİZ

1.NCİ BÖL.

G İ R İ Ş :Bir milleti meydana getiren&8239; en önemli kültür unsurları, başka milletlerinkinden&8239; farklı olan milli ve dini değerleridir.

Aristo da bu sürece işaret etmek için “Bir milletin dili, hukuku ve musikisi o milletin&8239; ruhudur. Bir milleti yok etmek için dili, hukuku ve musikisine dokununuz”&8239; demiştir.

Neden bunlardır? Çünkü, milli dil, bir milleti meydana getiren en başta gelen kültür unsurudur. Milli dil,&8239; hainane dışı ve iç algı operasyonlarıyla&8239; yok edildi mi, o dilin milleti de&8239; yok edilmiş&8239; olur.

Bir milletin hukuku, milli kültürü, örf ve âdetlerinden doğar. Milli hukuk demek, “Milli kültürün etik unsurlarının yasal – kanuni hüviyet kazanması” demektir.&8239; Müzik&8239; ise,&8239;&8239; “Milli dilin sazlı ve sözlü estetik hüviyet kazanması” dır. Bütün bunlar milli olur.

Kendilerininki bunlardan&8239; “aşağılık duygusu” na düşülmesi sonucu,&8239; onları kendisinden üstün görüp, “hayranı” olunan milletlerin&8239; hayatından&8239; bunları “taklit” e kalkışmak, taklit eden milleti yaralamaya ve giderek&8239; öldürmeye başlar.

Maalesef, bizde bu “yaralanma” süreci, Osmanlı tarihinde&8239; “Tanzimat&8239; Dönemi” (1839 – 1876) ile başlamış, Cumhuriyet&8239; tarihinde&8239;&8239; ise, (1923 -……) atak yapmıştır.

Günümüzün ünlü ve büyük düşünürü Sayın Yusuf Kaplan’ın tabiriyle “Tanzimat’la yönümüzü, Cumhuriyetle yörüngemizi, Başbakan&8239; Turgut Özal Döneminde (1983 – 1993) ise ruhumuzu kaybettik” (Yeni Şafak,&8239; 14 Ocak 2022).

Bu satırların yazarı benim kanaatime&8239; göre ise, hâlâ yaşamakta olan, bütün saldırılar ve darbelere rağmen sağlamlıkları&8239; sayesinde&8239; bir türlü yıkılamayan “dilimiz, dinimiz ve ahlakımızın topyekun yıkılması, kaybedilmesi” ne sıra gelmiştir ve bunun süreci tâ 1980’li yılların başından beri “atak” yaparak adım adım mesafeler almaya devam etmektedir.

Hukukumuz, Dilimiz ve Musikimize Nasıl Dokunuldu?

Hukukumuza Nasıl Dokunuldu ?&8239; Veya Osmanlı’nın 5 Şubat 1856’da Yıkılışı&8239;

“Hukukumuza dokunuluş” süreci,&8239; Tanzimat Döneminde başladı. Bu, bir tesadüfün eseri değildi. İslamiyet’in&8239; doğuşundan beri, onu yok etmeye yönelik Haçlı saldırıları, artan&8239; silahlı&8239; saldırıların yanında,&8239; “kültürel ve psikolojik saldırıları” yla da&8239; 19’uncu yüzyılda iyice ivme kazanmıştı.

“Tesadüf değildi”, çünkü, adı geçen yüzyılın bütün Hristiyan Oryantalist müsteşrikleri,&8239; Müslümanların Hristiyanların hakimiyetine alınabilmesi için onlara kendi “hukuk sistemleri ve yapılanmalarının kabul ettirilmesi” kararlarına&8239; varmışlar ve “mücadele hedefleri” olarak uygulanması öğütleri vermeye&8239;&8239; başlamışlardı.

Bu müsteşriklerin kimler olduğunu ve tırnak&8239; içinde neler söylediklerini Sayın&8239;&8239; Prof. Dr. Hayrettin Karaman Yeni Şafak’taki bir köşe yazısında yazmıştı.&8239;

&8239;“Çökmekte olan Osmanlı’nın&8239; Batılılaştırılarak kurtuluşu uğrunda” denilerek, 5 Şubat 1856’da ilan edilen “Islahat Fermanı” bu uğurda, 3 Kasım 1839’ da ilan edilen “Tanzimat Fermanı” na nazaran “Batılı örnekleri” rden olarak daha radikal yeniden yapılanmalar ve ıslahatları içeriyordu. Birinci maddesinde&8239; “Avrupa&8239; kültürüne önem verilecektir” yer alıyordu, diğer bütün maddelerinde ise, “hayat düzeni” ni yeniden tanzimden olarak&8239; “Müslümanlar ve Hristiyanların birbirleriyle eşitlenmesi” ni ihtiva eden “hukuk reformları ve düzenlemeleri” teşkil ediyordu. Bu eşitlemede&8239; esaslar ve ölçüler,&8239; Avrupa hukuk anmayışı ve kanunlarını almak olacaktı.&8239;&8239;

“Hukukumuza dokunulması” açısından bunun tezahürleri kendisini 1860-1870’li yıllarda, bütün Fransız kanunlarının (Medeni Kanunu hariç) noktasına, virgülüne bile dokunmadan tam asılları gibi çevrilerek uygulamaya başlanmasıyla gösterdi.&8239;

Bu uygulamalarla biz de artık bunları bize dikte eden Avrupa’nın Büyük Devletleri tarafından bir “Avrupa Devleti” sayılmaya başlandık.&8239; Bu dönemde “örfi ve şeriat hukuku anlayışları&8239; ve kanunlarının kaldırılması” na cesaret edilemediği için Osmanlı “iki hukuklu” bir devlet ve toplum&8239; haline geldi.

Fransa, Osmanlı yurtlarını işgal etse ve mutlak sömürgesine alsa, herhalde buraları kendi kanunlarını getirerek idare ederdi. Olup bitenlerden anlaşılan, Fransa’nın bizi bizzat işgali ile sömürge yapmasına&8239; artık ihtiyaç kalmamıştı. Zaten onun bütün kültür unsurları ve kanunlarını bizim elimizle “devlet ve vatanımızın kurtuluşu uğrunda” diyerek&8239; bizler bizzat kendi irademizle&8239; almıştık. Yine zaten de o&8239; yılların daha arifesi yıllarda&8239; Fransız İmparatoru I. Napolyon, “Benim kültürüm ve kelimelerimin girdiği bir memlekete askerlerimi sokmaya lüzum yoktur” dememiş miydi? Demişti. Bence, Osmanlı Devleti, o yıllarda Avrupa’da bir isim değişikliğinden olarak&8239; da “Avrupa Devleti” sıfatını almakla, daha o zamanlar,&8239; 2 Kasım 1922’de “Saltanatın kaldırılması” ve 4 Mart 1924’de “Hilafetin kaldırılması” ile değil,&8239; 1853 – 1855 Kırım Harbi (I. Dünya veya Mini Dünya Harbi)&8239; ve onun&8239; dayatmacı “Siyaset Belgesi” 5 Şubat 1856’da Islahat Fermanı ilanı ve uygulamalarıyla yıkılmıştı. Zaten, o zamanın Müslümanları da bu fermanı, “bizim ölümümüz” olarak değerlendirmişler, olup bitenlerin görgü tanığı&8239; Ahmet Cevdet Paşa da bunu, “Maruzat” ve “Tezakir” isimli kitaplarında açık açık yazmış, dile getirmişti. Daha o zamanlar yıkılan Osmanlı’nın&8239; “resmi ve tarihi yıkılışı” nın adı” Cumhuriyet döneminde konulacak ve daha büyük boyutlarda ve “soyutlamalar” la&8239; da “Avrupa’ya teslimiyet” le tescillenecektir.&8239;&8239;

DEVAMI 2.NCİ BÖLÜMDE DİNİ ve MİLLİ DEĞERLERİMİZ

2.NCİ BÖL

G İ R İ Ş : Cumhuriyet döneminde&8239; gelen “Devrimler süreci” nde “Topyekun Batılılaşmak – Sekülaristleşmek” te karara varılınca, “Bütün örfi ve Şeriat hukuku ve kanunları” nı&8239; tam tasfiye ile&8239; Avrupa kanunlarının alınmasına&8239; yönelindi. Fransa, İtalya. İsviçre ve Almanya’dan yine noktası, virgülüne bile dokunulmadan kanunlar çevrilerek&8239; uygulanmaya başlandı. Öyle ki “hukukta, kanunlarda Avrupa’ya teslimiyetin açık bir göstergesi” olarak,&8239; TBMM’ne kabul edilmesi için gelen bu kanunların “gerekçeleri” ni açıklarken&8239; Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un&8239; sarf ettiği şu sözleri çok ilginç ve düşündürücü idi: “Avrupa’nın kanunları bizim de kanunlarımızdır. Noktasına, virgülüne dokunmadan alıp uygulayacağız”. Bu zihniyet hali, tam&8239; bir “Sömürgecilik zihniyeti” olup, ancak “Sömürge ülkelerinde sömürgeciler tarafından söylenir ve uygulaması yapılır” dı. Belki de sömürgelerde bile yapılmazdı. “Dünyanın en büyük sömürge&8239; ülkesi” denilen İngiltere, hal ve vaziyete göre bazı sömürge ülkeleri halkını kendisine bent etmek için onların&8239; inanç, kültür ve hukuklarına hiç dokunmaz, gözüne kestirebildiklerine dokunur, onların her şeyini değiştirerek canlarına okur, sonuçta İngiliz –Yahudi medeniyetinin bir üyesi haline getirirdi.&8239;&8239;&8239;&8239; İşte Osmanlı’dan Cumhuriyete hukukumuza yukarıda anlattığımız şekilde&8239; dokunulmuştu

Dilimize Nasıl Dokunuldu? Veya Bugün “İngiliz&8239; Ülkesi” Haline Bürünüşümüz

&8239;“Dilimize dokunuluş” un hikayesinin,&8239; 1928 Harf İnkılabı ve 1932’de başlayan “Dil Devrimi” ile nasıl yaşandığını zaten&8239; herkes yaşayarak görüyor. Birer “maziden, geçmişten koparma projeleri” olarak ortaya çıkan&8239; alfabenin değiştirilmesi, hamasi ve kuru - sıkı bir ırkçılık ve milliyetçilik&8239; duyguları yanında, “Batılılaşmak –Laikleşmek için Arap kültüründen kapmak için yaptık” dedikleri halde( İslamiyet&8239; demekten çekindikleri&8239; için&8239; buna “Arap kültürü” ve hem de yanlış algılamasıyla tavır koymuşlardı)&8239; sanki dünyada saf dil varmış gibi,&8239;&8239; dilimizdeki&8239; bütün Arapça ve Farsça kelimelerin atılarak yerlerine yepyeni bir dil yaratmak amaç ve emelinden&8239;&8239; olarak&8239; “Uydurukça Dil”&8239; getirilmesi sonucu, mazisinden iyice koparılan Cumhuriyet nesillerinin milletimize nasıl yabancılaştırıldıklarını&8239; zaten yine hepimiz yaşayarak&8239; görüyoruz. Günümüzde ise, dilimiz “Uydurukça Dil’den&8239; İngilizceye terfi” ile İngilizce&8239; Türkiyenin “yeni dili” haline getirilmek isteniliyor.&8239;&8239; Bunun en canlı ve bariz göstergesi, caddelerimizdeki işyerlerine Türkçe karşılıkları ola ola&8239; İngilizceden&8239; “isimler vermek hastalığı” sonucu,&8239; ülkemiz baştan başa neredeyse tam bir İngiliz ülkesi görünümüne sokulması olmuş, bundan rahatsız&8239; olanlarımız hep, “sanki bu vatan bizim değil; öz vatanımızda&8239; garip ve öksüz hale geldik” sızlanmasında bulunmaya başlamışlardır.

Müziğimize Nasıl Dokunuldu?&8239;&8239; Veya Bugün “Müziksiz Bir Millet” Haline Gelişimiz

“Musikimize dokunuluş” un hikayesine gelince,&8239; Cumhuriyet döneminde&8239; kendi milli ve yerli&8239; musikimize çok yanlış ve haksız&8239; olarak&8239; “Arap ve Bizans müziği” damgası vurularak, onun&8239; müzik eğitiminden çıkarılması yanında, Tek Partili Dönemde (1923 – 1946)&8239; bunun radyoda çalınmasının da yasaklanarak halkımızın&8239; hiçbir şey anlamadığı&8239; “dın, dın, çaça, maça…” diye&8239; Batı müziğinin çalındığını da&8239; herkes bilir.&8239; Bu nasıl bir “dilde milliyetçilik anmayışı” dır ki, bu duygu ve emellerle kendi yerli müziğimizi “Arap –Bizans müziğidir”&8239;&8239; diyerek dışlar, bırakırken, yine “Türk müziği olmayan” tanımlamasına&8239; tamı tamına uygun bize bir diğer&8239; yabancı “Avrupa Hristiyan ülkeleri müzikleri” ni içimize&8239; sindirerek nasıl&8239; alabildik? Dilde de böyle milliyetçilik olur mu? “Ben yaptım oldu” diyenlerce oldu ama, milletimizin&8239; vicdanı ve kararlarında hiçbir zaman olmadı.&8239;&8239; Bugün itibariyle&8239; gelinen nokta da ise, pop müziği, caz müziği ve bulmam hangi Allah’ın belası, her yerde Amerikan ve Batı müziği anlam ve normlarında&8239; müzikler&8239; çalındığı halde (hem de dili de dinleyenlerin&8239; tamamına yakınının hiçbir şey anlamadığı İngilizce vb. olduğu halde)&8239; yeri-milli müziğimiz neredeyse tamamen ölmek (yalnızca, sınırlı da olsa TRT radyo ve ekranlarına sıkışıp kalmıştır)&8239; üzeredir. İşte dünden bugünü müziğimize de böyle dokunulmuştur.&8239;&8239;&8239;&8239;

Sıra Din ve Ahlakımıza&8239;&8239; Dokunulmaya&8239; mı Geldi?

&8239;“Dokunulma sırası” nın bunlara da geldiğini&8239; zaten herkes yaşayarak görüyor. Bu dokunulma işi, işin esasına bakılırsa, Osmanlı döneminde “hafif yoğunluklu” olarak başlamış, Cumhuriyet döneminde ise, “Toplumuzu topyekun Batılılaştırmak – Laikleştirmek” ten olarak , “ivme” kazanmış ve “atak” yapmıştı. Batı’dan “Batılılaşmak” için “Laiklik” de ithal ediyorduk ama, bizdeki uygulaması hiç de Batı’dakine&8239; benzemiyordu. Bunun tarifinden olarak,&8239; “Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ” Avrupai tanımlaması yapılıyordu ama, bizde devlet dine sürekli müdahale ettiği ve hatta bunun gizli –açık&8239; esası “İslamsızlaştırmak” a yönelik olduğu&8239; halde, anayasa profesörlerimizden Ali Fuat Başgil’ in “Din ve Laiklik” isimli kitabında da dile getirdiği üzere, rejim yapılandırmalarından birisi de “Laiklik” olduğu halde, dünyada bunu “Ateistlik” olarak uygulayan iki devlet vardı. Birisi Sosyalist Rusya, diğeri Cumhuriyet Türkiyesi. (sayfa, 100) “Devrimler” yılları sürecinde CHP Genel Sekreteri&8239; Recep Peker’in&8239; verdiği&8239; “İnkılap Tarihi” derslerinde&8239;&8239; dile getirdiği şu sözleri her şeyi apaçık ortaya koyuyordu: “Dini&8239; devletin hayatından çıkardığımız gibi, insan hayatından da çıkaracağız.&8239; Din, insanın derisi dışına çıkmayacaktır.”&8239; Yani din çok basit bir inanç sistemi olarak vicdanlara gömülecek, hapsedilecekti. O zamanların başbakanlarından Şükrü Saraçoğlu’na atfedilen&8239; şu sözler de ilginç ve düşündürücüdür: “Bir 30 yıl daha vaktimiz olsaydı,&8239; dini hayatımızdan&8239; tamamen silecektik.” 1945’de “Demokrasiye&8239; Geçiş” ile gelen “hürriyet, serbesti&8239; havası” nda bu biraz tavsamıştı ama,&8239;&8239;&8239; günümüz itibariyle gelinen noktada atak yapmaya başlayacaktı.&8239;

DEVAMI 3. BÖLÜMDE MİLLİ ve DİNİ DEĞERLERİMİZ

3.NCÜ BÖL.

G İ R İ Ş : Not alabilirsiniz 28 Şubat 1997 Postmodern Darbesiyle&8239;Yaşanan Süreç Ana hatlarıyla “atak” yapma adı geçen darbeyle başladı. Ana emeli teması, “İrtica ile mücadele”&8239; olan, bu darbeyle, özellikle de “şimdilik güçleri onlara yetiyor” denilerek,&8239; resmiyette ve resmi kadrolaşma ve resmi devlet yapılanmasında kendisini gösterdi.

Sanki Türkiye “dinsiz bir ülke” imiş gibi, İslami ritüellerden olarak namaz kılan, oruç tutan, hacca giden, İslami okullarda&8239; okuyanlar,&8239;&8239; eşlerinin&8239; ve okullara giden kızlarının başı örtülü olanlar, cübbeliler- takkeliler ve hatta&8239; laiklik ritüellerinden olarak içki&8239; içmeyen, dans etmeyen vb. subaylar, bütün memurlar, çok yanlış bir algılama ile “düzeni ve vatanı yıkacak unsurlar” olarak görülüp, sırf bu sebeplerden “irticacı memurlar” olarak fişlenip, çoğu yargılanmaya bile tabi tutulmadan (subay tasfiyesinde olduğu gibi)&8239; görevlerinden uzaklaştırıldılar.

Darbe sürecinde öylesine&8239; garip ve eksantrik haller yaşandı ki,&8239; “akıllara durgunluk” verir. Bunlardan olarak, cebinde parası biraz “kabarık” olan Müslümanlara&8239; “İslami sermayedar” olmaktan olarak dışlamadan “Yeşil Sermaye” adı verilirken, makarna, bisküvi vb.&8239; üretenlere ise, “İrticacı Patronlar” adını verdiler.&8239;

Bütün bunlarla alışveriş yapılmaması için darbeci generaller&8239; tarafından bildiriler&8239; ve tamimler yayınlandı. “Mazlumun ahı aheste aheste çıkar” derler. “Çıktı” da, şimdi bunlardan 11 general, “Anayasayı zorla değiştirmek” suçundan,&8239; bütün rütbeleri söküldüğü ve hakları ellerinden alındığı&8239; halde cezalarını çekmek için Silivri Cezaevinde&8239; yatıyorlar.

Utanmaz; Karikatürist&8239; Nuri Kurtcebe&8239; Kur’an ‘a Hakaret Karikatüründen&8239; Dolayı Müslümanlardan&8239; Özür Dilemelidir

28 Şubatla, toplumumuzu&8239; tam bir “karabasan” havası sardı. Buna liderlik ve eşlik eden tekelci-kartelci komprador sermayenin&8239; “gayri milli basın” ı da bu darbeden cesaret alarak,&8239; nihai hedefin dini, İslam’ı itibarsızlaştırarak&8239; toplumumuzu “İslamsızlaştırmak” gibi&8239; gizli hedeflerini artık açık açık ifade etmeye başladı. Bunun bir göstergelerinden olarak, 28 Şubat&8239; Darbesinin “yayın organlarından&8239; birisi ve hatta başta geleni” denilen Cumhuriyet gazetesinin&8239; karikatüristlerinden&8239; Nuri Kurtcebe’nin çizdiği bir karikatür her şeyi apaçık&8239;&8239; ortaya koyuyor, döküyordu. “Döküyordu” diyoruz.&8239; Çünkü, çiziminde, Kur’an kursu&8239; talebesi olduğu anlaşılan&8239; bir gencin kafası “çöp sepeti” ne benzetilerek, kafatası çöp kapağı olarak açıldığı halde, bunun içine dökülmek için çizilen bir çöp kovasındaki&8239; çöpler de&8239; tamamen Arapça&8239; harflerle Kur’an&8239; ayetleri&8239; izlenimi verdiği halde, gencin “çöp bidon kafatası” içine&8239; bir imam kılıklı birisi tarafından, Kur’an’ ı&8239; da itibarsızlaştırma ve gözden düşürmeye yönelik olarak karikatürün altında yazı olarak “Sessiz ve Derinden!...” yazıyordu. Bu karikatür düpedüz, iç ve dış algı operasyonlarından olarak “dini vurulmak istenen darbe” olup, nihai hedefi, Cumhuriyetin ilk yılarında başladığı halde “toplumumuzu İslamsızlaştırmak” amacı taşıyordu. Bütün olup bitenlerin “ 99’u Müslüman olan”&8239; denilen bir ülke Türkiye’de yapılması, çok garip kaçıyor, hiç kimseden tepki gelmemesi, daha da garip oluyordu. Acaba, böyle bir karikatür&8239; Avrupa‘da veya&8239; Amerika’da İncil, İsrail’de Tevrat, Hindistan’da&8239;&8239; tapınılan İnekler üzerinden&8239; çizilse idi buralarda&8239; nasıl&8239; bir tepki ile karşılanırdı? Her halde bizdeki gibi “vurdumduymaz” veya “bana ne lazım” tavırlarıyla&8239; karşılanmaz, çok şiddetli&8239; tepkiler görür, gazete matbaası&8239; yerle bir edilir, karikatüristi&8239; “sen bizim dinimiz, inancımıza nasıl saygısızlık yaparsın” diyerek yakalanıp&8239; linç edilirdi. Tabii ki, biz böyle olmasını istemeyiz. Daha demokrat ve medeni&8239; protesto isteriz.&8239;&8239;&8239;&8239;&8239; 75 – 80&8239; yıl önce İstiklal Harbimizi “vatanı kurtarmak” yanında&8239;&8239; dini, camiyi,&8239; ezanı, Kur’an’ ı&8239; “korumak,&8239; kurtarmak”&8239; için de vermemiş miydik? Dedelerimiz,&8239; bunun için şehit ve gazi&8239; olmamışlar mıydı? Şimdi nasıl olmuştu da onların torunları bunlara saldırılar, saygısızlıklar&8239; karşısında sessiz, sedasız kalabiliyorlardı? “Köprülerin altından hangi sular geçmişti”&8239; de bu hale gelmişler, üzerlerine&8239; “ölü” toprağı serpilmişti? O karikatürü çizen de “hangi milletten, hangi dinden, meşreptendi” acaba? Hakiki, samimi ve&8239; akıl sahibi&8239; bir Türk ve Müslüman evladı Mukaddes Kitabının&8239; içindekilerini değersiz çöpe benzeterek&8239; bir çöp bidonunun&8239; içine “çöplük” e gitmek için&8239; dökebilir,&8239; bunu yapabilir miydi? Şimdi bu Kurtcebe nerede? Eğer yaşıyorsa&8239; başta Müslüman Türk Milleti olmak üzere bütün İslam&8239; dünyasından&8239; özür dilemeye&8239; çağırıyoruz.&8239;&8239;&8239; Gerçekten de bütün bu olup bitenler karşısında&8239; şapkamızı önümüze çıkartıp derin derin düşünülecek günlerdeyiz.

Yakın Zamanda Yaşanan İslam’ı –Müslümanları “İtibarsızlaştırmak” a Yönelik Bir Kısım Olup Bitenler

Günümüz itibariyle geldiğimiz noktada ise, hem iktidarda olan AK Parti’yi ve hem de onun şahsında&8239; gizli –açık “İslam’ı- Müslümanları&8239; itibarsızlaştırmak&8239; ve giderek&8239; tasfiye”&8239; ye yönelik&8239; yakın zamanda yaşanan yapılanmaların bir kısmı, kısa&8239; kısa&8239; şöyledir:

1-İslamın iman ve inanç esaslarını, Hz. Muhammed’i&8239;&8239; karalamak ve itibarsızlaştırmaya&8239; yönelik olarak yaşanan bazı olup bitenlerden&8239; olarak:

a-Tanımlanmasından&8239;&8239;&8239;&8239; “sanatçı” olarak &8239;anılan Sezen Aksu’nun bir müziğinde&8239; “Hz. Adem ve Havva cahillerdi” ifadesinin geçmesi , “İnsanların ilk ataları” olduğuna&8239; inandığımız adı geçen ikiliyi, “itibarsızlaştırmaya” yönelik değerlendirmesi yanında, “Kur’an’da&8239; anlatılanlar ve İslam’ın&8239; düşünce yapısına aykırılıklar”&8239;&8239; olarak değerlendirilmesiyle de&8239; büyük tepki aldı.

Tepkiye tepki geldi. Bu, genelde, geleneklerinde “İslami –dini&8239; olan birçok şeyi&8239; itibarsızlaştırma” bulunan çevrelerden geldi. Bu çevreler, Aksu’nun ifadelerinin doğru olup olmadığını&8239; tartışmaktan ziyade onun “sanatçı kişiliği” ni ön plana çıkararak onun lehine savurmalar yaptılar.&8239; Ona gösterilen tepkilerin, “bir ayrımcılık, bir linç&8239; hareketi olduğu” ndan bahisle, bunların bir “saygın sanatçı” ya yapılamayacağı, onun “sanatçı kişiliğine saygı” gösterilmesi gerektiği üzerinde&8239; durdular. Bütün bunlarla, sanatçı sanki hiç “hata” yapmazmış, yaptığı her şey doğru imiş gibi bir izlenim verilerek Aksu “dolaylı” olarak savunuldu.&8239;

DEVAMI 4.CÜ BÖLÜMDE



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.