Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1836
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 11491
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 236
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 757
Toplam 798 Bilgi Makalesi ve toplam 2062 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (191) | Dış Politika (2542) | Ekonomi (255) | Eğitim (98) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (73) | Adalet (86) | Milli Kültür (652) | Gençlik (28) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (916) | Tarım (160) | Sanayi (13) | Serbest Meslek Mensupları (7) | Meslek Kuruluşları (19) | Basın ve Televizyon (29) | Din (707) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (54) | Bilim ve Teknoloji (15) | Milli Güvenlik (681) | Türk Dünyası (951) | Şiir (131) | Sağlık (211) | Diğer (3672) |

Görüş bildirebileceğiniz Basın ve Televizyon konuları
Televizyonların yayınları nasıl olmalıdır? (2)
Basının durumu nedir?Nasıl olmalıdır? (5)
Basın ve Televizyon ile ilgili diğer konular (22)


Basın ve Televizyon - Basın ve Televizyon ile ilgili diğer konular konusu hakkında görüşler
Mustafa Mete ÖZPINAR - (Ziyaretci) 8.02.2026 20:06:06

BASIN DÜNYAMIZIN BİLİNMEYENLERİ 1.NCİ BÖL.

Mustafa Mete ÖZPINAR

BASIN DÜNYAMIZIN BİLİNMEYENLERİ

1.NCİ BÖL.

GİRİŞ: Bu bilgiler hiçbir yerde bulunmamaktadır. Tamamen arşiv kayıtlarından alınmıştır. Cumhuriyet dönemi İstanbul basınını değerlendirmek için bu çalışmada önce Mütareke basını ele alınacak, sonra da, 1923-1950, 1950-1980 ve 1980 sonrası olmak üzere Cumhuriyet devrinin üç döneminde İstanbul basını incelenmektedir.

MÜTAREKE BASINI

1918-1923 arası İstanbul, İtilaf devletlerinin işgali altındadır ve bunların sansürü geçerlidir. Kuvâ-yı Milliye hareketinin başlamasıyla İstanbul basınında bir kutuplaşma görülür. Kuvâ-yı Milliye karşıtları seslerini Ali Kemal’in Peyâm gazetesi ile ünlü gazete patronu Mihran’ın Sabah gazetesinin birleşmesiyle kurulan Peyâm-ı Sabah’ta; Pehlivan Kadri ile Refi Cevat’ın çıkardığı Alemdar’da ve Refik Halit’in Aydede’sinde duyurmaktaydılar.

Kuvâ-yı Milliye’yi destekleyenler ise Kuvâ-yı Milliyecilerin İstanbul’daki sözcüsü Celal Nuri’nin İleri gazetesi, Necmettin Sadak, Kâzım Şinasi Dersan, Ali Naci Karacan ve Falih Rıfkı Atay’ın çıkardıkları Akşam gazetesi, Ahmet Emin Yalman ve Mehmet Asım Us’un çıkardığı Vakit gazetesi, Velid Ebüzziya’nın çıkardığı Tasvîr-i Efkâr ve bu gazetenin işgal kuvvetlerince kapatılmasından sonra çıkardığı Tevhîd-i Efkâr gazetesi idi. Bir de orta yerde bir neşriyat yapan Ahmed Cevdet’in tanınmış gazetesi İkdam ve Şükrü Baban yönetimindeki Ahmed Midhat Efendi’nin ünlü gazetesi Tercümân-ı Ahvâl vardı. Bu iki gazeteden Tercümân-ı Ahvâl 1922’de kapandı; İkdam ise Yakup Kadri’nin yazı ailesine katılmasıyla Kuvâ-yı Milliye’yi desteklemeye başladı.

Cumhuriyet’ten kısa süre önce Vakit’ten ayrılan Ahmet Emin, 26 Mart 1923’te sonradan çok ünlenecek gazetesi Vatan’ı; Hüseyin Cahit de Malta sürgünü dönüşü, 1922’de, eski gazetesi Tanin’i yayınlamaya başladı.

İstiklal Savaşı zaferle sonuçlanınca Kuvâ-yı Milliye karşıtı gazeteler kapandı; Peyâm-ı Sabah’ın patronu Mihran, Ali Kemal’i gazeteden kovup gazetesinin ismini Sabah olarak değiştirerek günü kurtaracağını zannetti ama sonra yanıldığını anlayıp Fransa’ya kaçtı. Ali Kemal, İstanbul’dan kaçırılıp İzmit’te Sakallı Nureddin Paşa’nın halkı kışkırtmasıyla linç edildi. Refik Halit, Refi Cevat ve Pehlivan Kadri 150’likler listesine girerek yurt dışına sürüldüler. İşte Cumhuriyet’in ilan edildiği günlerde İstanbul basını böyle bir manzara arz etmekteydi.

1923-1950 YILLARI ARASI İSTANBUL BASINI

Bu yirmi yedi yıllık dönemin 1923-1925 ve 1945-1950 yılları arası göreceli olarak daha serbest bir basın hayatının bulunduğu dönemlerdir. 1925-1945 dönemi ise tek partinin hâkimiyeti altında tekdüze bir basın yaşamının olduğu yıllardır.

1923-1925 Yılları Arası

Cumhuriyet’in ilanından sonra Vatan, Tanin ve Tevhîd-i Efkâr ile yeni çıkmaya başlayan Son Telgraf gazetelerinin Ankara Hükûmeti ile bazı konularda anlaşamadığı görülür. Bu konuların başında Cumhuriyet’in ilanı ve halifeliğin ilgası gelmektedir. Akşam ve Vakit gazeteleri Ankara yanlısıdır, İkdam gazetesi ise orta yolcudur. Celal Nuri’nin İleri gazetesi ise 1924’te kapanacak ancak onun yerini çok daha güçlü olarak yeni bir gazete alacaktır. Bu gazete Atatürk’ün en gözü pek yandaşlarından olan ve Millî Mücadele sırasında Ankara’da Yeni Gün gazetesini çıkaran Yunus Nadi’nin Cumhuriyet gazetesidir. Hükûmet bu gazeteyi desteklediğini açıkça göstermiş; İttihatçıların genel merkezi olan ünlü kırmızı konağı Yunus Nadi’nin emrine vermiş ve yurda ihanetle suçlanıp yurt dışına kaçan Ermeni asıllı Minasyan’ın matbaasındaki makineler Cumhuriyet gazetesinin olmuştur. Artık İstanbul basınında, Ankara Hükûmeti’nin kuvvetli bir taraftarı vardır.

Cumhuriyet’in ilanı ve Mustafa Kemal’in cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra olayların seyri, halifeliğin kaldırılacağını göstermeye başlayınca özellikle Tanin ve Tevhîd-i Efkâr sert eleştirilere başlarlar. Örneğin Hüseyin Cahit, Mustafa Kemal’in halife olmayı isteyeceğinden kuşkulanıyor ve Tanin’de aynen şöyle yazıyordu: “En büyük ruhlu adamlar bile ferdî olarak güç sahibi olmanın cazibesine karşı koyamamışlardır.”

Bu gibi yazılara; Cumhuriyet’in ilanından on iki gün sonra Tanin’de Baro Başkanı Lütfi Fikri’nin halifeyle ilgili bir mektubunun yayınlanması, Vatan’da muhalefet tarafına geçen Rauf Orbay’la yapılan mülakatının ve en sonunda Ağa Han ile Emir Ali’nin hilafetin kaldırılmasını istemeyen mektuplarının yayınlanması da eklenince Ankara’nın sabrı taştı ve İstanbul’a Topçu İhsan Bey başkanlığında bir İstiklal Mahkemesi gönderilip Hüseyin Cahit, Velid Ebüzziya, Ahmed Cevdet Bey tutuklandı. Bu aslında Ankara’nın İstanbul’daki muhalif gazetecilere gözdağı vermesiydi. Dava beraatle sonuçlandı. Ankara ile İstanbul basınının arasını bulmak için 4 Şubat 1924’te İzmir’de Mustafa Kemal’le bir toplantı düzenlendi ve İstanbul gazetelerinin başyazarları toplantıya davet edildi. Mustafa Kemal, davet etmesine rağmen Velid Ebüzziya ile görüşmeyi reddedip diğerleriyle konuştu. Ankara artık dişlerini gösteriyordu. Bu arada Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulmuş ve mecliste muhalefete başlamıştı. Muhalif İstanbul basını, Ankara’yı pek kızdırmak istemese de bu girişimi memnuniyetle karşıladığını belli ediyordu.

Bir yıl sonra 1925’te Şeyh Said İsyanı’nın başlaması, bunu takiben Takrîr-i Sükûn Kanunu’nun çıkarılması, İstanbul basınının hizaya sokulması bakımından işleri kolaylaştırdı. Bu kanuna dayanılarak önce Son Telgraf ve Tevhîd-i Efkâr daha sonra da Tanin ve Vatan kapatıldı. Gazeteler yalnız kapatılmakla kalmadı sorumluları da tutuklandı. Hüseyin Cahit, Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılanıp hayatı boyunca Çorum’da sürgün hayatı yaşamaya mahkûm edildi; bir süre sonra Ankara yandaşı Vakit’in sahiplerinden şimdi mebus olmuş Hakkı Tarık Us’un kefaletiyle serbest bırakıldı ama 1939 yılına kadar gazetecilik yapamadı.

Bu arada Zekeriya Sertel ve Cevat Şakir de bir dergide çıkan öyküleri nedeniyle biri Sinop’a, diğeri de Bodrum’a sürüldü. Asıl tehlike Tevhîd-i Efkâr, Son Telgraf ve Vatan gazetelerinin yetkililerinin Doğu İsyanı’yla ilgileri olduğu iddiasıyla tutuklanıp Elazığ İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmalarında görüldü. Tevhîd-i Efkâr’dan Velid Ebüzziya, Son Telgraf’tan Sadri Etem ve Feyzi Lütfü Karaosmanoğlu; Vatan’dan Ahmet Emin, Ahmet Şükrü Esmer ve İsmail Müştak Mayakon da aynı mahkemede yargılandılar. Yalman’ın anılarından öğrendiğimize göre, yargılama trajikomik bir şekilde devam etti. Yargılananlar ve yargıçlar sabah ve akşam yemeklerini birlikte yiyorlar, gündüz yargılama devam ediyordu. İstiklal Mahkemesi Başkanı Mazhar Müfit Bey, hoşgörülü bir yaklaşım içindeydi ama sabah, akşam yemekleri sırasında suçlulara zamparalık hikâyelerini anlatıyordu. Ancak üye Ali Saib Bey çok gaddardı; Ahmet Emin’e bazen; “Sen asılacaksın; üzülme pek zor değildir, diş çektirme kadar acısı vardır.” diyor bazen de: “Hadi canını kurtardın, Çapakçur’da hayat boyu sürgünsün; yeni doğacak çocuğunu 20 yaşından önce göremezsin.” diye laf atıyordu.

Gazeteciler bu trajikomik davada epey terletildikten sonra mahkeme başkanının yönlendirmesiyle Mustafa Kemal’e bir özür mektubu yazdılar; bu mektubu yalnızca kendi de yargılamaya alınan, Adana’da çıkan Toksöz gazetesi sahibi Abdülkadir Kemali Bey imzalamadı. Cumhurbaşkanı mektubu mahkemeye gönderip dikkate alınmasını istedi, bunun üzerine mektup yazanlar bir daha gazetecilik yapmamak koşuluyla serbest bırakıldı. Bir süre sonra Abdülkadir Kemali Bey de salıverildi.

Bu gazetecilerden Velid Ebüzziya affedilince 1934’te Zaman gazetesini çıkardı ama başarılı olamadı; Ahmet Emin Yalman, 1936’da karısının ricası üzerine Atatürk tarafından affedilinceye kadar gazetecilik yapamadı. Sadri Etem, Ahmet Şükrü Esmer ve İsmail Müştak Mayakon ise tavırlarını düzeltip Ankara’yla iyi ilişkiler içine girdiler, Sadri Etem milletvekili oldu, Ahmet Şükrü üniversitede profesörlük yaptı; İsmail Müştak ise Atatürk’ün son demlerinde onun sofra yâranından idi. 1925-1945 Yılları Arası

DEVAMI 2.NCİ BÖLÜMDE

29 / OCAK / 2026



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.