BASIN DÜNYAMIZIN BİLİNMEYELERİ 6. NCI BÖL.
Mustafa Mete ÖZPINAR
BASIN DÜNYAMIZIN BİLİNMEYELERİ
6. NCI BÖL.
G İ R İ Ş : Bu dönemin ilk yılları 12 Mart darbesinin önerdiği Nihat Erim, Ferit Melen ve Naim Talu hükûmetleriyle geçmiş; cumhurbaşkanlığı seçimi sorunuyla boğuşulmuş; 1973’teki seçimlerde hiçbir parti çoğunluğu alamamış; önce CHP-MSP koalisyonu, daha sonra Milliyetçi Cephe koalisyonu başa geçmiş; 1977 seçimleri de kimseye tek başına iktidarı vermemiş; gene Milliyetçi Cephe koalisyonu, CHP-Bağımsızlar koalisyonu ve en sonunda dışarıdan destekli AP koalisyonu ülkeyi yönetmiş ve 12 Eylül’e gelinmiştir.
Askerî darbeye kadar geçen sürede ülke, iki önemli sorunla uğraşmıştır: Birincisi gittikçe yükselen ve her gün şiddetini ve kutuplaşmayı artıran terör, ikincisi ise kronik hâle gelen yüksek enflasyondur.
Bu yıllarda İstanbul basınının durumu ise çok acınacak hâldedir; bir taraftan teknolojik gelişmeler izlenip ülke çapında dağılımla okuyucu sayısı hızla artarken, 12 Mart darbesi sonucu ortaya çıkan askerî rejim bütün Cumhuriyet tarihinin en büyük baskısını kurmuş, her kesimden gazeteci uzun süren bir mahpusluk geçirme eziyetine maruz kalmış ve gazetecilik yapamaz hâle gelmiştir. Bunun tipik örneği yıllarca yattığı hapisten çıktıktan sonra gazetelerde ancak mahlas kullanarak veya imzasız olarak yazabilen Çetin Altan’dır.
Gazetelerin durumunu incelersek; Hürriyet, Günaydın ve Tercüman’ın Milliyet’le birlikte, tirajı en yüksek dört gazete olarak ortaya çıktığını görürüz. Özellikle Hürriyet bazı konularda önceliği ele alarak yurt çapında örgütlenmiş Ankara, İzmir, Adana, Erzurum ve Almanya’da yeni matbaalar açmış ve dağıtım sorununu çözecek olanaklar yaratmıştır; daha sonraları bunu diğerleri de izlemiştir.
Yılların gazetesi Cumhuriyet ise 12 Mart döneminde artık simge olmuş yazarı İlhan Selçuk’un tutuklanması sonucu ortaklar arasındaki ihtilaf dolayısıyla Nadir Nadi dışındaki ortakların eline geçmiş ancak okuyucu tepkisi sonunda eski yönetime dönülmüştür. İlhan Selçuk’un yanında 1975 yılında gazeteye giren Uğur Mumcu’nun da katkılarıyla gazete sol kesimin bayraktarlığına soyunmuştur.
Milliyet gazetesi ise Abdi İpekçi’nin yönetiminde CHP’ye meyyal olsa da orta yolu ve aklı temsil eder bir tavır takınmış ve okuyucu katında büyük bir saygınlık kazanıp ülkenin ilk dört gazetesinden biri olmuştur. Ancak deneyimli ve yurtsever gazeteci Abdi İpekçi henüz elli yaşındayken 1 Şubat 1979’da terörün kurbanı olmuştur. Bu darbe gazeteyi etkilemese de patron Ercüment Karacan’ı etkilemiştir. Karacan’ın gazeteden soğuması üzerine 1979 yılı sonunda basında iş adamları egemenliğinin ve holdingler döneminin başlangıcı kabul edilecek bir gelişme yaşanmış, Aydın Doğan Milliyet’e ortak olmuştur.
Bu dönemde Akşam, Dünya, Son Havadis, Hergün, Yeni İstanbul marjinal gazeteler olarak yaşamışlar ve mukadder akıbetlerine doğru ilerlemişlerdir. Vatan gazetesi ise bir süre Ankara’da yayınına devam etmiş ama tutunamayarak 1978’de kapanmıştır.
1971-1980 arasında İstanbul basınına iki yeni gazetenin katıldığını görüyoruz: 29 Mart 1972’de kurulan, Enver Ören’in sahipliğini üstlendiği Türkiye ve Millî Selamet Partisi’nin yayın organı olan, 12 Ocak 1973’te yayına başlayan Millî Gazete. 1980 başlarında Günaydın gazetesinin daha popüler ve daha apolitik bir uygulaması olan Tan gazetesi ile Tercüman gazetesinin aynı kulvardaki uygulaması Bulvar gazetesi de yayınlanmaktadır.
1980’DEN GÜNÜMÜZE İSTANBUL BASINI
1980’den günümüze Türkiye büyük gelişimlere sahne oldu. 1980-1983 arası askerî yönetim vardı. 1983-1991 arası ülkeyi Turgut Özal başkanlığındaki Anavatan Partisi’nin tek parti hükûmeti yönetti. Hükûmet ekonomide devrim sayılabilecek başarılarına karşın çok yüksek seyreden enflasyonu indirmede başarılı olamadı. 1991-2002 koalisyon hükûmetleri dönemiydi; bu dönemde en önemli sorun Doğu Anadolu’daki terördü. 28 Şubat 1997’de ordu yine dolaylı bir müdahalede bulundu. 2001 yılında Türkiye büyük bir mali krize girdi, pek çok banka kapandı. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevine IMF Başkan Yardımcısı Kemal Derviş getirilerek çok sıkı ve can yakıcı önlemler alındı; 2002 yılındaki seçimde Adalet ve Kalkınma Partisi koalisyona ihtiyaç kalmayacak miktarda milletvekili kazandı. Bugüne (2014) kadar da 2007 ve 2011 seçimlerini kazanarak konumunu korudu.
1980 darbesinin ilk günlerinde basın büyük bir tutukluluk ve gazete kapatma furyasıyla karşılaştı. Örneğin, Cumhuriyet ve Millî Gazete dörder kez; Hürriyet, Tercüman ve Günaydın ikişer kez kapatıldı.
Bu dönemin en önemli gelişmeleri ise ülkedeki karışıklıklar sonrası Muammer Aksoy (1984), Bahriye Üçok (1990), Çetin Emeç (1990), Uğur Mumcu (1993), Ahmet Taner Kışlalı (1999) gibi yazar ve gazetecilerin failleri hâlâ bulunamayan cinayetlere kurban gitmesidir.
İstanbul basınında en büyük değişim ise geleneksel gazete sahibi-başyazar ekolünden holding gazeteciliğine geçiştir. Bu aşamayı anlamak için gazeteler bazındaki bazı gelişmelere değinmek gerekir.
En önemli gelişme muhakkak ki İzmir’in en tanınmış yerel gazetesi Yeni Asır’ın sahibi Dinç Bilgin’in 22 Nisan 1985’te İstanbul’da yayınlamaya başladığı Sabah gazetesidir. Bu gazete tıpkı Haldun Simavi’nin Günaydın’ı gibi gerek baskı tekniği gerekse haber vermedeki yenilikleriyle hemen tiraj topladı ve İstanbul’un en önemli gazetelerinden biri oldu. Ancak bu başarısını daha sonra çıkardığı daha nitelikli sayılabilecek Yeni Yüzyıl ve Söz gazetelerinde gösteremedi.
Bir sansasyonel gelişme de Ömer Çavuşoğlu ve Ahmet Kozanoğlu adlı iş adamlarının çıkardığı ve Güneri Cıvaoğlu’nun yönettiği Güneş gazetesi oldu. 1983’te iş adamı Mehmet Ali Yılmaz’a satılan gazeteyi daha sonra Asil Nadir aldı ama bir ara çok yüksek tirajlara çıkmasına karşın olumsuz gelişmeler sonucu gazete 1 Nisan 1992’de kapandı.
1986’da yayınlanmaya başlayan Zaman gazetesi ise özel abone uygulamasıyla gittikçe tirajı artan bir gazete konumunu aldı. Türkiye’nin ilk özel televizyonu olan Star TV’nin sahibi Uzan ailesi de aynı ismi taşıyan bir gazete çıkardı.
Geleneksel gazeteci kökenli gazete sahiplerinden; iş adamı gazete sahiplerine geçişin ilk örneğini Günaydın ve Tan’ın sahibi Haldun Simavi, gazetelerini dönemin başarılı iş adamı Asil Nadir’e satarak gösterdi. Bu parlak gazete, satıştan sonra gittikçe tiraj ve itibar kaybederek 1998’de kapandı.
Milliyet’i alan Aydın Doğan, 1994’te Hürriyet’i de satın aldı. Gazetenin sahibi Erol Simavi elli beş yaşında işinden soğuyarak gazetesini sattı. Bunun nedeni daha sonra değineceğimiz promosyon çılgınlığı sonucu gazetenin zarar etmesidir.
1950’lerden beri yayınlanan Tercüman da 300.000 tirajına karşın mali bakımdan iyi yönetilmediğinden, sahibi Kemal Ilıcak’ın vefatından sonra Nisan 1993’te kapandı; daha sonra aynı adla çıkan gazeteler de tutunamadı. Bu grubun çıkardığı Bulvar gazetesi de 1988 yılında aynı akıbete uğradı.
Akşam 1982’de kapandı; daha sonra Çukurova grubunca tekrar yayınlanmaya başladı. Yeni İstanbul, Hergün gazeteleri 1980’li yılların başında kapandı. Dünya gazetesi ise önce Hürriyet’e satıldı, 1981’den itibaren Nezih Demirkent yönetiminde ekonomi gazetesi olarak yayın hayatına devam etti. Yılların Cumhuriyet gazetesi ise başyazarı Nadir Nadi’nin 1991’deki ölümünden sonra gazete içi çatışmalar nedeniyle yönetim sorunlarıyla karşılaştı ve tirajı 60.000’lere düştü.
Bu dönemde yaşanan iki gelişmeden biri gazetelerin artık Bâbıâli’yi terk etmeleridir. Gazetecilik tarihimizde önemli yeri olan cadde ve civarında bugün, hiçbir gazete yoktur. Diğer gelişme ise gazetelerin patron değiştirmelerine neden olan yıkıcı promosyon kavgasıdır. Bu kavga tirajları milyonun üzerine taşıdıysa da getirdiği ek maliyetler gazetelere sorun oldu. Gazeteler arasındaki yarışta; otomobil, ev gibi hediyeler yanında diş macunu ve deterjan bile dağıtılıyordu.
2001 ekonomik krizinin yıkımı gazeteleri de vurdu. Aydın Doğan grubu bu yıkımda yara almazken, Etibank’ı satın alan Dinç Bilgin’in Sabah’ı borçlarından ötürü TMSF yönetimine geçti; Sabah önce Ciner, daha sonra Turkuvaz grubuna satıldı. Sabah’ın çalışanlarından bir kısmı Vatan gazetesini çıkardı.
Bütün bu gelişmeler İstanbul basınının, holdinglerin kontrolüne girmesine neden oldu; artık basın kelimesi yerini medya sözcüğüne bırakmıştı. Medya yalnız gazeteler değil, televizyon kanalları ve dergileri de kapsıyordu. Artık Bâbıâli’nin geleneksel gazeteciliği mazide kalan tatlı bir hatıraydı. Ancak bu gelişme bazı mahzurları da beraberinde getirdi. Özellikle küçük ve orta hacimli yayın organlarının yok olmasına neden olan tekelleşme eğilimi; magazin ve sansasyonel haberlere verilen önemin artışıyla oluşan kültürel yozlaşma ve gazete sahiplerinin iş adamı olması nedeniyle gerek hükûmetlerle gerekse diğer kurumlarla ilişkilerinin gazete politikasını etkilemesi bu mahzurların en önemlileridir.
Bu durumda bugünkü İstanbul basınını holdingler bazında şöyle değerlendirebiliriz:
DEVAMI 7.NCİ VE SON BÖLÜMDEDİR.
30 / OCAK / 2026
|