Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1533
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 3792
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 226
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 733
Toplam 781 Bilgi Makalesi ve toplam 1841 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
YAKUP CEMİL
Hazırlayan: Mustafa KÖSE ..
TEŞKİLATIN SİLAHŞÖRÜ ..
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İstanbul’dan toplanan gönüllülerden oluşan, Artvin halkının, “İstanbul Askeri”,”İstanbul Çetesi” dediği ve komutanları arasında, İstanbul Eyüplü Yüzbaşı Halit Bey(Deli Halit Paşa), İstanbul Yenibahçeli Yakup Cemil ve Dr. Bahattin Şakir’inde bulunduğu “Teşkilat-ı Mahsusa Birliği’de” Artvin’e gelmişti.  ÇORUH MÜFREZESİ VE HÜSEYİN AVNİ ALPARSLAN- M.KÖSE ..
---------------------------------------------------------------------------------------------
Yakup Cemil ( 1883-1916) .. 


                                                               YAKUP CEMİL ..
Hayatı :
--------------------------------------------------------
1903`de Teğmen rütbesiyle Harp Okulu`ndan mezun oldu. İlk görev yeri Manastır`da konuşlanan 6. Nizamiye Piyade Tümeni idi. Burada Enver Paşa`nın emrinde bulunmuş ve hayatı boyunca da Enver Paşa`nın en yakınındaki adamlarından biri olmuştur. II. Meşrutiyet dönemine kadar bu bölgede görev yaptı. Bulgar, Sırp, Yunan, Arnavut çetelerine karşı mücadele etti. Gayri Nizami Harp tecrübesini bu dönemde kazandı. İttihat ve Terakki`ye katılması da yakın arkadaşlarının etkisiyle aynı dönemdedir.
İhtilalin ardından İttihat ve Terakki cemiyetince 1909 yılında İran`a gönderildi. Görevi daha önceden kaldırılmış olan meşrutiyeti yeniden ilan ettirmek üzere yeraltı faaliyetlerinde bulunmaktı. Yol boyunca, bölgedeki kürt aşiretlerinin desteğini toplayarak ilerledi. İranlı meşrutiyet yanlıları ile işbirliği yapdı. 31 Mart olaylarının patlak vermesiyle İstanbul`a çağrılınca görevini bırakmak zorunda kaldı. İsyan bastırıldıktan sonra Ermeni ayaklanmaları sebebiyle müfettiş-i umumi olarak Adana`ya gönderildi. 1910 da gazeteci Ahmet Samim Bey`e düzenlenen suikastın faili olduğu iddia edildi ancak bu iddia ispatlanamadı.


Trablusgarp Dönemi

1911`de İtalyan işgaline maruz kalan Kuzey Afrika`daki Osmanlı topraklarını kurtarmak amacıyla başlatılan mücadeleye katıldı. Trablusgarp yoluna Binbaşı Mustafa Kemal (Atatürk) Bey ile çıktı. Başta Kurmay Binbaşı Enver Bey olmak üzere İttihat ve Terakki`nin en önemli komutanları Trablusgarp-Bingazi eksenine gelmişti. Yakub Cemil yine Enver Bey`in emrindeydi. Yerel halkı örgütleyerek gerilla savaşını başlattılar. Bu esnada sırf siyah tenli olduğu nedeniyle düşmana bilgi sattığından şüphelendiği kendisinden rütbeli teğmen şükrüyü bir gece çadırına gelerek uykusundan kaldırıp kafasına bir kurşun sıkarak öldürmüştür.o gece karargah karışmış ve yakup cemil bir çılgınlık daha yapmaması için istanbula gönerilmiştir.daha sonra bu olayı kendine soranlara siyah olduğu için öldürdüm demiştir.( acaba)


Bab-ı Ali Baskını ve Balkanlar

1912`de başlayan Balkan Savaşları`na 4000 cezaevi mahkumundan oluşan gerilla ordusu katıldı. Bu ordu ile beklenenin üzerinde yarar sağladılar. Ancak Osmanlı ordusu savaşta yenilince Bulgarlar Rumeli`nin (Edirne) kendilerine verilmesini istediler. Fakat Kamil Pasa Hükümeti bunu kabul etmedi fakat o dönemde muhalefette olan İttihat ve Terakki Fırkası ve dolayısıyla da cemiyet Rumeli`nin Bulgarlara bırakıldığının ileri sürerek tarihe Bab-ı Ali baskını olarak geçen ikinci ihtilalini gerçekleştirdi. Yakub Cemil, Bab-ı Ali binasına ilk giren baskıncılar arasındaydı. Baskın esnasında karşılarına çıkan ve "Siyasete karışmayacağınıza söz vermiştiniz sözünüz bu muydu?" diyen Harbiye Nazırı Müşir Nazım Paşa`yı "bu herife laf anlatılırmı" deyip şakağından vurmuştur. Bu olayın etkisiyle kısa bir süre sonra, yüzbaşı rütbesinde iken ordudan atıldı. Yine de aynı yıl Garbi Trakya Muvakkat Hükümeti`nin kurulmasıyla sonuçlanan muharebe döneminde Enver Bey`in emrinde orduda gönüllü olarak yer aldı.


Teşkilat-ı Mahsusa

1914 de Teşkilat-ı Mahsusa`nın resmen kurulmasıyla bu kuruma alındı ve ilk görev yeri olarak da Doğu Anadolu belirlendi. 2000 kişilik mahkum ordusuyla yola çıktı. Çorum`da konakladıkları esnada yerel halktan birini yargılamadan idam ettirmesi tepkilere sebep oldu. Bölgedeki diğer ordu birlikleriyle çeşitli zaferler kazandı ancak Ardahan`da ciddi bir yenilgiye uğradı ve geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Ermeni çetelere karşı mücadele etmekle görevlendirildi. 1915 de alınan kararla Erzurum ve çevresindeki Ermenilerin tehcir edilmesini organize etti. Tehcir süresinde emrini verdiği bazı komitacıların yargısız infazları nedeniyle bu görevinden de alındı. Yeni görev yeri olan Bitlis`te, emirleri ihlal edip çıkan isyanlara karşı aşırı sert davrandığından dolayı, bu seferde Bağdat`a gönderildi. Bağdat cephesinde de emirleri ihlal etti ve fevri olarak emrettiği bir taarruzda bölüğünün büyük kısmını kaybetti. Bu olay cephe günlerinin de sonu oldu ve acilen İstanbul`a çağrıldı.


İdam Edilişi

İstanbul günlerinde Enver Paşa ile ters düştü ve yakın arkadaşları ile ihtilal planları yaptı. İttihat ve Terakki hükümetini dağıtmak, Enver Paşa`nın yerine vatan kahrmanı Mustafa Kemal Paşa`yı getirmek istiyordu. Sonradan bu fikrinden vazgeçtiği halde hükümeti devirmeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklandı. Vatana ihanetten suçlu bulundu.Ancak hıncı Talat paşa`ya idi.asıl durumu öğrenen Enver Paşa Yakup Cemil gibi bir vatanseverin idam edilmesinden yana değildi.Ancak enver Paşa`nın yurtdışında bulunmasını fırsat bilen Talat Paşa Yakup Cemil`in idamına karar verdi. 11 Eylül 1916 günü kurşuna dizilerek idam edildi.
Yakub Cemil efsaneleri ..
İdamında vücuduna 14 mermi saplanmasına rağmen yarım saat boyunca can vermediği söylenir.
Vücudundan sızan kanların toprağa önce vatan yazdığı efsanesi türemiştir.

Kendisini idam edecek olan askerlerin "ateş" emrine rağmen ateş edemedikleri daha sonra Yakub Cemil`in olayı fark ederek asker nişan al -güldükten sonra - "ateş" emrini kendisinin verdiği söylenir..
http://forum.vatan.tc/yakup-cemil ..
__________________-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 

Yarım kalmış bir darbe girişimi .. Mustafa ARMAĞAN . Tarihle birlikte düşünmek .. http://www.mustafaarmagan.com.tr/

Maalesef tarihimizde kimi başarılı olmuş kimisi yarım kalmış pek çok darbe girişimi var. Yakup Cemil’in 1916 yılında Babıali’yi basıp hükümeti devirme girişimi de başarısızlıkla sonuçlananlardan ..

 

Hükümetin Edirne’yi Bulgarlara teslim ettiği bahanesine sığınan Enver Paşa ve Yakup Cemil’in başını çektiği Babıali Baskını’yla Kámil Paşa kabinesi istifaya zorlanmış, Harbiye Nazırı Nazım Paşa ise vurulmuştu ..

Bir süre önce Türkçesine özen göstermekle tanınan TRT1 haber bülteninde birisinin ‘Maganda kurşunu’ ile vurulduğunu işitince şaşırdım. Bir kere maganda ne demekti? Türk Dil Kurumu’nun sitesinde yayınlanan Güncel Türkçe Sözlük’e göre argodan dilimize geçmiş bir kelime. Görgüsüz, kaba, anlayışsız, terbiyesiz ve uyumsuz kimse anlamına geliyormuş. Peki ‘maganda kurşunu’? Sıkı durun, o da ‘serseri’ kurşun demekmiş.

Diyeceğim o ki, bazen kelimelerin azizliğine uğrarız. TRT de bir zamanlar söyleyenin ağzına biber sürdüğü kelimeleri şimdi sere serpe kullanabiliyorsa, neden onca direndin diye sormazlar mı? Argo kullanan bir TRT. Olacağı buydu sonunda.

 

Darbe kelimesinin başına gelen de bundan farklı değil. Bugün tek başına kullanıldığında meramımızı ifade etmeye yetiyor aslında. Kastımız ister 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül olsun, isterse 28 Şubat, fark etmiyor. Rejim değişikliğinden muhtıraya kadar hemen her balans ayarına darbe deyip çıkıyoruz işin içinden. İşte kelimelerimiz böyle üst üste bindirilmiş film kareleri gibi anlamlarını birbirinin saçına dolaştırmış durumda.

 

İyi de darbe kelimesi günlük dilde ‘vuruş, vurma, çarpma’ gibi anlamları taşıyor. Bugün kullandığımız anlamı eskiden bir terkiple ifade ederlerdi: Darbe-i hükümet, yani hükümet darbesi. 1913 Ocak’ında Enver Paşa ve arkadaşlarınca girişilen darbenin adı, kitaplarımıza Babıali Baskını olarak geçmiştir. Aslında o zamanki deyişle bir taklib-i hükümettir, yani hükümetin silah zoruyla değiştirilmesi.

 

TAM 30 BİN KİŞİ YÜRÜDÜ ..

Bizde darbeciliğin tarihi epey eskilere sarkar. Tanzimat’tan önceki 1703 tarihli darbe, bir tür kıyam olarak nitelenebilir. O günün nüfusuna göre muazzam bir kalabalık olan 30 bin insanın hükümet değişikliği için İstanbul’dan Edirne’ye yürüdüğünü kaydediyor tarihçi Naima. 1730’da meydana gelen Patrona İsyanı, yarı askerî bir darbe sayılabilir. Kabakçı İsyanı askeri kökenli bir karşı darbeydi.

 

Tanzimat’tan sonra uzun bir sessizliğin ardından 1876’da bir askerî harekátla Abdülaziz tahttan indirilir, böylece modern darbeciliğimizin önü açılır. 33 yıl sonra 31 Mart komplosuyla Selanik’te bulunan 3. Ordu’nun İstanbul’a yürüyerek Sultan Abdülhamid’i tahttan indirmesi olayı yaşanır.

 

Yaklaşık 4 yıl sonra, Ocak 1913’de Enver Paşa ve Yakup Cemil’in başını çektikleri Babıali Baskını’yla Kámil Paşa kabinesi zorla istifa ettirilmiş, bunun için Harbiye Nazırı Nazım Paşa’yı silahla vurmaktan çekinilmemişti. Bahane hazırdı: Hükümet Edirne’yi Bulgarlara teslim etmişti. (Şimdi de hükümete ‘Kıbrıs’ı sattın’ diye sataşanlar yok mu?) Bu teslimiyetçi hükümete daha ne kadar katlanacaklardı? Artık Enver Paşa Harbiye Nazırı’dır ve darbesine meşruiyet kazandıracak bir zafer aramaktadır. Bulur da. Bulgarlarla Yunanlıların birbirine düştüğü bir boşluktan yararlanarak Edirne’yi geri alınca kendisine yeni bir kahraman unvanı bulmuş gibi sevinir.

 

Gerçi beş yıl sonra bırakın Edirne’yi, İstanbul’u bile kaybettiren yine kendisi olacaktır ama şöhretine toz kondurmamakta gayet mahirdir. Kárları kendi hesabına, zararları devlet hesabına yazdıran yiyiciler gibi, kahramanlık sahnelerinde en önde, lakin kayıplarda kaçak olarak görürüz Enver Paşa’yı. Nitekim İngiliz işgal kuvvetleri İstanbul’a girdiği sırada bir Alman denizaltısıyla tüyecektir ülkeden.

 

Ne var ki, işler hiç de umdukları gibi gitmemiş, gizli kapılar ardında ülkeyi soktukları savaşta Çanakkale hariç, ağır yenilgiler birbirini kovalamıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın tam orta yerinde, başarısızlığı hatta beceriksizliği ayyuka çıkmaya başlayınca bir karşı darbenin ayak seslerini duyacağızdır. İttihatçılar içinden ayrılan bir vurucu tim, bu karşı darbeyi planlayacak ve göstere göstere geliyorum diyecektir. Başrolde bu defa gözünü budaktan esirgemeyen çetin ceviz bir Teşkilat-ı Mahsusacı oynamaktadır: Yakup Cemil.

 

HACI ABDULLAH’TA ZİRVE

Asker kökenli olan Yakup Cemil ile Hüsrev Sami Bey 1915’in bir sonbahar günü hem kafalarını dinlemek hem de planlarını rahat rahat kurmak için Bursa’ya gitmişlerdi. Kaplıcada kaldıkları bir hafta süresince bir yandan şifalı sularda kulaç atarken, diğer yandan hükümeti devirme fikrini olgunlaştırdılar. Giderek devlet içinde devlet haline gelen ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın çekirdek kadrosuna demir atan Yakup Cemil, dönüşünde görev beklediği Enver Paşa’dan umduğunu bulamayacak ve sarsıcı haberi alacaktır: Nisbet-i askeriyeden kat’ edilmiş, yani askerlikten çıkarılmıştır. Şimdi bir yedek subaydır sadece. Bunun bir asker için ne acı bir yıkım olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.

 

Enver Paşa işte o anda Yakup Cemil için ölmüştür. Soğuk bir selam verip dışarı çıktığında korkunç bir intikam hevesiyle doludur. Ne var ki, başıboş bırakılmaya da gelmiyor, Balkanlar’da komitacılıkta pişmiş bu eski askerin her an bir delilik yapacağından endişeleniliyordu. Enver Paşa’yla son bir görüşme fırsatı arayıp da bulamayınca düğmeye basmış, ‘Ya herru, ya merru, bu işi yapacağım!’ diye bağırmıştı. Artık uğruna nice tehlikelere göğüs gerdiği İttihatçılıktan da sıdkı sıyrılmış, Osmanlı’nın düşmanları olan İtilaf Devletleri’ni tutmaya başlamıştı. Almanları terk edip İngilizlerle tek başımıza (münferid) barış imzalamamızı istiyordu.

 

Aynı kafadaki arkadaşı Sapancalı Hakkı Bey de boş durmuyor ve Romanya’da Fransızlarla, İngilizlerle barış görüşmeleri yapıyordu. İkisi Beyoğlu’ndaki Hacı Abdullah Lokantası’nda buluştular. İşin tuhaf yanı, Yakup Cemil’in Sadrazam Said Halim Paşa’dan İçişleri Bakanı Talat Bey’e kadar pek çok yetkiliyle bizzat görüşmüş ve Hakkı Bey’in de bu işin içinde olduğunu söylemiş olmasıydı. Görüşmelerden aldığı izlenime göre herkes barışı istiyordu güya ama Enver’i ikna edemiyorlardı bir türlü.

 

Sapancalı Hakkı’ya göre bu tavır, tam bir delilik alametiydi. Bütün sırları en tepedeki yetkililerin elindeydi artık. Derdest edilip yakalanmaları an meselesiydi. Hacı Abdullah Lokantası’nı terk ederken Yakub Cemil’in bazı üst düzey askerleri de yemeğe davet ettiğini hayretle öğrendi.

Nitekim o çıkarken iki subay lokantaya gelmiş, darbe planlanmış, hatta günü bile belirlenmişti: 13 Temmuz 1916.

 

BİR DARBECİNİN SONU ..

Hazırlıklara derhal başlanmış, ayarlanan adamlar Yakup Cemil’le birlikte Sirkeci’deki Meserret Oteli’nde yatıp kalkmaya başlamışlardı. Darbe yapacağını saklamaya da gerek duymuyordu artık. İçişleri Bakanı Talat Bey adamlarını tembihlemişti. Sirkeci’de kuş uçsa haberi olacaktı. Ancak Yakup Cemil kararlıydı Babıali’yi ikinci defa basıp hükümeti devirmeye. Ülke bir karanlığa doğru sürükleniyordu. Buna seyirci mi kalacaktı?

Arkadaşları gözü dönmüş Yakup Cemil’i ikna edemeyince kalkıp ‘Yakup Cemil şuurunu kaybediyor, ona vaat ettiğiniz işi de, rütbeyi de veriniz. Bunu uzak bir yere, güç bir işin başına gönderiniz. Hepimizin başı dinlensin’ demek üzere Enver Paşa’ya gittiler. Paşa Yakup Cemil’i kabul etti, nasihatlerde bulundu. Kendisini İran içlerine yapılacak bir operasyona göndermeyi teklif ederek başından savdı. Sonra da Talat Bey’in gönderdiği adamların doldurmasıyla Yakup Cemil’in tutuklanması emrini verdi. İşte bu gözü dönmüş darbecinin trajik sonu böyle başlamış, 10 Eylül’ü 11 Eylül’e bağlayan gecenin sabaha döneceği saatlerde tiz bir düdük sesinin ardından 14 kişilik idam müfrezesinin açtığı ateşle vücudu

delik deşik edilmişti.

 

Bir darbe girişimi güç bela önlenebilmişti. ‘İhtilaller kendi çocuklarını yer’ kuralı da bütün acımasızlığıyla işliyordu.

(Yorumlar yazarların görüşleri .. M.KÖSE .. )

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yakup Cemil: Devlet içinde devlet olan adam .. ÖNER ÖZBEK/ Türkiye`de devlet içinde özel örgütlenme girişimleri yeni değil. Bugünün Ergenokonu`nun temelleri olan gelenek, cumhuriyetten de önce devlet sistemimizde var olmuştur. Yakup Cemil bu geleneğin tipik bir örneği idi ve 92 yıl önce bugün onu kullanan Enver Paşa tarafından kurşuna dizildi. -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Türkiye`de devlet içinde özel örgütlenme girişimleri yeni değil. Bugünün Ergenokonu`nun temelleri olan gelenek, cumhuriyetten de önce devlet sistemimizde var olmuştur. Yakın tarihimizde de bunlardan en önemlilerinden biri Yakup Cemil olmuştur. Yakup Cemil İttihat Terakki`nin tetikçisiydi. İttihat Terakki`ye muhalefet eden herkesi, vatan haini kabul eder ve onları ortadan kaldırmayı bir vatan görevi bilirdi. Gün geldi, her tetikçi gibi, onu kullananları da tehdit etmeye başladı ve 92 yıl önce bugün, 11 Eylül 1916`da kullanıcısı Enver Paşa tarafından kurşuna dizilerek öldürüldü.

Yakup Cemil`i, çalışma arkadaşı ve Teşkilat-ı Mahsusa`nın son başkanı olan Hüsamettin Ertürk`ün `İki Devrin Perde Arkası` adıyla yayınlanan anılarında, onun için `devlet içinde devlet olan adam` tanımını kullanmıştır.

SİLAH ÜZERİNE YEMİN ..

Bu olanlardan sonra akla şu geliyor; Yakup Cemil bu gücü nereden alıyordu, kendisine kim göz yumuyordu? Ertürk`e göre bunu anlamak için öncelikle İttihat Terakki`nin içindeki komploları inceleme mecburiyeti vardır. Yakup Cemil de 2. Meşrutiyet`ten önce diğer tüm subaylar gibi tabanca üzerine yemin ederek teşkilata katılır. Abdülhamid`in tahttan indirilmesinden sonra, vali kadar yetkisi bulunan murahhas mesullüklerden birini ele geçirir ve subaylıktan istifa ederek murahhas mesul sıfatıyla İttihat Terakki prensiplerini yürütmek üzere Adana`da görev alır. Ancak davranışları nedeniyle diğer partililerle uyuşamaz. Bu sırada Trablusgarp Savaşı çıkar ve Yakup Cemil de gönüllü subay olarak tekrar orduya katılır ve Trablusgarp`a gider. Kanun tanımaz davranışları burada da kendini gösterir ve bir gece, her şeyden habersiz zenci subay Şükrü efendiyi, farklı renkten olduğu için casus olduğundan şüphe ederek uyurken öldürür. Bu hareketi, en samimi arkadaşı Enver(Paşa) Beyi bile kızdırır.

Fakat Enver Bey, onu yine de yanından ayırmaz. İttihat Terakki`nin darbe ile iktidarı ele geçirdiği Babıâli baskınında da Yakup Cemil, Enver Beyin yanındadır. Baskın sırasında Enver Bey, Harbiye Nazırı Nazım Paşa`yı istifaya ikna etmeye çalışırken Yakup Cemil, Nazım Paşa`nın yanına gelir ve silahını onun şakağına dayayarak tetiği çeker. Nazım Paşa`nın kanlar içinde yerde yattığını gören Enver Bey Yakup Cemil`e, neden böyle yaptığını sorunca, onun cevabı; `bu adamlara laf anlatılmaz, onları böyle susturmak lazım` diyerek yerde yatan Nazım Paşa`ya silahındaki diğer kurşunları da boşaltır.

GÜCÜ ENVER PAŞA`YI DA KORKUTUR ..

İttihat Terakki merkezi de, Enver Paşa da Yakup Cemil`den ürkmeye başlamıştır artık. Dünya Savaşı başlar başlamaz Enver Paşa onu Teşkilat-ı Mahsusa`ya sokar ve bir müfreze ile Kafkas cephesine gönderir. Mahiyetinde iki bine yakın asker vardır. Bu kuvvetlerle Ardahan ve Batum`un Ruslardan geri alınmasında katkıları olmuştur.

Bir süre sonra kuvvetleri, Rus kuvvetleri karşısında eriyince Erzurum`a Miralay Mahmut Kamil Beyin yanına giderek kuvvetlerini yenilemesi konusunda destek ister. Mahmut Kamil Bey gerekli desteği verir. Fakat Mahmut Kamil Bey onun keyfi davranışlarına dayanamaz, çünkü mahiyetindeki askerleri en küçük hatalarında kurşuna dizdirmektedir. Onu Bitlis`teki alaya gönderir. Burada Alay komutanı Miralay Ali Bey(Daha sonra İstiklal Mahkemesi başkanlığı yapan Kel Ali lakaplı Ali Çetinkaya) vardır.

Ali Bey de acımasızlıkta ondan geri değildir ve bir gün onun kanun, nizam tanımaz halleri karşısında sinirlenerek onu sert şekilde uyarır. Yakup Cemil, Ali Beyin restine karşı çıkamaz ve beklide hayatında ilk defa sükût eder. Ancak Ali Bey ondan çekinmektedir, bu nedenle onu Bağdat`a gönderir. Burada Enver Paşa`nın amcası Halil Paşa bulunmaktadır. Kısa süre sonra Halil Paşa da ondan bıkar ve bir gün ona; `şimdi aldığım bir haberde sizi İstanbul`da Harbiye Nezaretinden çağırıyorlar, hemen hareket ediniz` diyerek onu İstanbul`a göndererek başından defeder. Daha sonra da İstanbul`a Enver Paşa`ya çektiği telgraf ile Yakup Cemil`i kendilerine gönderdiğini, hayrını görmelerini dilediğini bildirir.

Yakup Cemil ise, daha önemli görevlere getirilmek üzere çağrıldığını düşünerek İstanbul`a gelir fakat Enver Paşa tarafından soğuk karşılanınca aldatıldığını anlar. Enver Paşa onu yine de gönüllü subayların aldığı en yüksek rütbe olan binbaşılığa yükseltir. Fakat o bunlarla yetinmez, paşalık ve ordu komutanlığı istemektedir. Hatta Enver Paşaya; `benim sayemde bu makamlara ulaştın, geldiğin yerleri bana borçlusun, sen de benim hakkım olan makamları vereceksin` diyerek tehdit eder. Enver Paşa, kanunlar çerçevesinde hakkının bu olduğunu söyler fakat Yakup Cemil ısrarlıdır; Nuri Beye nasıl fahri generallik verildiğini sorar. Enver Paşa Nuri Bey fahri general olduğunu ama muvazzaf olmadığını söyler. Yakup Cemil ona da razıdır; `fahri generalliğin yetkileri de muvazzaflar gibidir, beni de fahri general yapın` der.

Bu tartışma sonrasında Enver Paşa, artık Yakup Cemil`den kurtulmanın zamanının geldiğine kanaat eder. Hüsamettin(Ertürk) Beyi çağırarak Yakup Cemil`i İran`a göndermek istediğini bu konuda ne düşündüğünü sorar. Hüsamettin Bey Enver Paşa`nın niyetini anlamıştır. Onu ülke sınırları dışına göndererek kurtulmak istemektedir ve Enver Paşa`ya doğru bulduğunu söyler. Bunun üzerine Enver Paşa, Yakup Cemil`e gerekli silah teçhizat ve kuvvet vererek hazırlık yapılmaya başlanması talimatını verir.

İDAREYİ ELE GEÇİRME PLANI

Ancak Enver Paşa`nın niyetini Yakup Cemil de anlamıştır. Şüphesini belli etmeden görevi kabul eder ve hazırlıklara başlar. Asker kaçaklarını ve dağa çıkmış eşkıyaları mahiyetine almak için af çıkartır. Hapishanelerde ne kadar azılı mahkûm varsa kuvvetlerine dâhil eder.

Yakup Cemil`in niyeti Babıâli`yi tekrar basarak idareyi ele geçirmektir. Fakat Yakup Cemil`in niyetleri dışarı sızmış ve Talat Paşa`ya ulaşmıştır. Ancak Talat Paşa suçüstü aşamasına gelene kadar bekler. Enver Paşa`nın artık onu korumasını engellemek istemektedir. Nihayet 13 Temmuz 1916 günü harekete geçeceği haber alınır. Yakup Cemil`in askerleri hazırdır. Hazırlanan tuzağı gören yakın arkadaşı Sapanca`lı Hakkı Bey Yakup Cemil`e koşarak; `yahu sen deli misin, Enver Paşa`ya bunu yapmaya hakkın yok, Talat Paşa günler öncesinden niyetini haber aldı, sana kurulan tuzağı görmüyor musun, çabuk adamlarını dağıt` deyince Yakup Cemil olanlara inanamaz. Güçlükle Hakkı Bey tarafından ikna edilir ve askerlerini dağıtır.

Merkez Kumandanı bir çavuş ile kendisini yanına çağırtır. Yakup Cemil Cevad Bey`in yanına çıktığında ona; `Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa`nın emri ile tutuklusunuz` der. Yakup Cemil, `mademki paşa hazretlerinin emri ile o halde baş üstüne` diyerek durumu kabullenir. Yargılanır ve tüm planlarını itiraf eder. Cezası bellidir; kurşuna dizilmek. İdam öncesinde savcı vasiyetini yazmak ister, ona; `malım yok ki vasiyet edeyim, yalnız şu yüzüğümü ve saatimi eşime veriniz, benim çocuklarımı İttihat Terakki ve arkadaşlarım elbette aç bırakmazlar, yaşasın İttihat Terakki` der ve duyulan düdük ile 14 silah birden patlar.

Hüsamettin Ertürk anılarının sonunda işaret ettiği üzere, Dünya Savaşı`nın sona ermesinin ardından Enver Paşa yurt dışına kaçacağı günün öncesinde kendisiyle görüşerek;

         " Bundan sonra Teşkilat-ı Mahsusa`nın başkanı sensin, görünürde teşkilatı tasfiye edeceksin, ama gerçekte asla tasfiye etmeyeceksin, teşkilatı tasfiye etmek demek devletin tüm gizli sırlarının ve gücünün düşman eline geçmesi demektir, teşkilatımız her zaman var olacak` talimatını verir. "

           Son zamanlardaki gelişmelerden gördüğümüz kadarıyla da Enver Paşa`nın bu talimatına titizlikle riayet edilmiş olduğu anlaşılıyor.

 

* Araştırmacı-Yazar / onero@superonline.com - http://www.tumgazeteler.com/

 



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.