Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1740
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 7597
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 234
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 755
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1989 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
ÜSKÜDAR YATIRLARI VE “ŞUHEDA İNANCI” NDAKİ DEVAMLILIK ‘DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI ARŞİV KAYITLARI

ÜSKÜDAR YATIRLARI VE “ŞUHEDA İNANCI” NDAKİ DEVAMLILIK                                   ‘DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI ARŞİV KAITLARNA GÖRE”[1]

 

 

                                                                                                                                Yaşar Kalafat

 

 

                                Dip notların satır başlarında kayma oldu, metinde kes yapıştır bölümünün hurufatı tutmadı.                                                                                                  

 

 

            Bildirimizde Üsküdar’da yatmakta olan Ulucanlardan 12 kadarı Diyanet İşleri Başkanlığı Arşiv kayıtları esas alınarak halk bilimi-halk inanmaları itibariyle ele alınmakta ve haklarında; yaşadıkları döneme, bulundukları adreslere, hazirelerinde bulunan zatlara, türbelerinin yapılma tarihine, mimari özelliklerine varsa haklarındaki efsane, menkıbelere dair kısa bilgi verilmektedir. 

 

            Bunlardan, Şeyh Muhammed Nasuhi örneğinde olduğu gibi, kerametleri arasında bu âlemden göçüşlerinin üzerinden geçen uzun yıllara rağmen gerektiğinde vatan müdafaasına katılabilen Hak erlerinin bu hikmetleri üzerinde durulmuştur. Halk sofizminde “Yeşil Sarıklılar” olarak bilinen ve mitolojik verilerdeki Anamaykıl inancı ile büyük ölçüde örtüşen bu olgunun, Anadolu Türk İslam Coğrafyasından yapılmış tespitlerle karşılaştırılması cihetine gidilmiştir.

 

            Geleneksel Türk halk inanç sisteminden bilinen bu kültün merkezinde, vatan toprağının kutsallığı inancı vardır. Bildirimizde, bu kültün,  Türk kültür coğrafyasının sair bölgelerinden de örneklendirilerek “Yer-Sub kültü” ile inanç içeriği bakımından bağlantıları araştırılmıştır. Varılan sonuç halk inançlarında sürekliliğin yaşandığı ve Türk kültür coğrafyasının kültür kesimleri arasında halk inanmaları bakımından bağlantının olduğu noktasındadır.

 

            GİRİŞ:

 

            Üsküdar’da yapmakta olan ulu zatlar muhakkak ki bizim tespitini yapmış olduğumuz mahdut miktarla sınırlı değildir. Biz sınırlamayı Diyanet İşleri arşiv kayıtlarını esas alarak yaptığımızdan yatır sayısı haliyle az oldu. Zira muradımız Üsküdar yatırlarını bütünüyle ve ayrıntılı ele almak değildir.  Ele almak istediğimiz daha ziyade “Şüheda” inancının halk inanmalarına yansımasıdır. Bu münasebetle, Rumî Mehmet Paşa, Hacı Ahmet Paşa, Karaca Ahmet, Şeyh Muhammed Nasuhi, Divitçi Şeyh Mustafa, Ahmediye, Fena-î/Yıldızlı, Kurban Nasuhî, Zeynep Kamil, Mahmut Bey, Halil Paşa, Aziz Mahmut Huda-i gibi ulu zatlara dair halk inanmalarından hareketle kısa açıklamalar yapıp, Şeyh Muhammed Nasuhî örneği üzerinde Anamaykıl ve Kurban Nasuhî hz.nin üzerinde de Ali Paşa örneğinde olduğu gibi “Kesik Baş” kültür kodu münasebetiyle duracağız.

 

            Diyanet İşleri Başkanlığı bu arşivi müftülükler kanalı ile derlediği bilgilerden oluşturmuştur. Bilgi derleme yöntemi olarak form doldurma uygulaması seçilmiştir. Derleyiciler doğal olarak halkbilim formatına uygun bir arayış içerisinde olamazlardı. Dinler tarihi bakımından önem arz eden birçok veri din görevlisi nazarında doğal olarak bidat veya şirk özelliği taşıyordu. Bu teşhisi Üsküdar derlemeleri için fazla koyamıyoruz. Ancak genelde bu ölçü geçerlidir. Kendilerine yaptıkları derlemeleri için şükran borçluyuz. Biz bu çalışmamızla derlenilen bu verileri edinebildiğimiz diğer kaynakla teyide de çalıştık

 

            METİN:

 

            Rumî Mehmet Paşa’nın türbesi Rumî Mehmet Paşa Mahallesi Eşrefsaati Sokak numara 8 dedir. Burada, Fatih Sultan Mehmet Han tarafından yaptırılan tek kubbeli kesme taşlardan yapılmış türbede paşa ailesinden eşi ve oğlu ile birlikte yapmaktadır. Türbenin yeri Fatih Sultan Mehmet’in gördüğü bir rüyadan hareketle değiştirildiği rivayeti vardır. Bakımı cami görevlilerince yapılan ve yüzlerce ziyaretçisi bulunan türbe, türbede yatana hürmeten ziyaret edilip burada dua edilir.

 

            Görülen rüyadan hareketle mezar yerlerinin tespit edilebildikleri, değiştirildikleri veya mezarda yatan kimse ile iletişim kurulabildiği halk inanmalarında çok yaygındır[2].

 

            Hacı Ahmet Paşa’nın Türbesi Doğancılar Caddesi Ramazanoğlu Sokak doğancılar Camii haziresindedir. Horasan stili 1576 Mimar Sinan yapıtı olan türbede Hacı Ahmet Paşa Sucu Mustafa ile birlikte yatmaktadırlar. Türbenin müştemilatında Kesikbaş Ali Paşa vardır. Anlatıya göre paşa doğan besleyerek bunlarla muhaberatı sağlarmış. Aziz Mahmut Hudaî Hazretlerini Kuran okuyup dualar etmek için ziyarete gelenler ilkin burasını ziyaret ederler. Yıllık ziyaretçi sayısı binlerle ifade edilen türbenin bakımı cami görevlileri ve cemaat tarafından yapılmaktadır.[3]

 

            Kesik Baş olmak, kesik başına rağmen savaşa devam edebilmek Türk kültürlü halkların halk inançlarında bir koddur. Kesik Başlı kimseler ulu zatlardır. Vücutlarından ayrılar kafalarına rağmen kalp gözü ile yönlerini tespit edebilirler düşmanı görüp Hak yolunda savaşa devam edebilirler.

 

            Karaca Ahmet’in Türbesi Gündoğumu Caddesi Numara 1’de Karaca Ahmet Mezarlığı’ndadır. Karaca Ahmet’in 7 ayrı yerde türbesi olmakla beraber yatır olarak sadece Karaca Ahmet Sultan yatmaktadır.  1794 yılında 90 yaşında bu âlemden göçen hazretin yarım kubbeli yığma tuğladan inşa edilen türbesi Gülfem Hatun tarafından yaptırılmıştır. Akıl hastaları ve felçlilerin şifa bulmak için ziyaret ettikleri türbeyi manevi itibarı nedeniyle yılda 1 milyonu aşkın kimse ziyaret eder. Bakımını Karaca Ahmet Derneği üstlenmişti[4].

 

            Şeyh Muhammed Nasuhî Türbesi Doğancılar Caddesi Doğancılar Parkı karşısı Muhammed Nasuhi Camii bitişiğindedir. Türbede; Muhammed Nasuhi Hz.leri, oğulları Alaaddin Efendi ve Fazlullah Efendiler türbenin sağ ve sol yanlarındaki sandukadadır. Onun oğlu Şemseddin Efendi, onun oğlu Muhyiddin Efendi, son şeyh Ahmet Kerameddin Efendi ve türbede şeyhlik yapmış diğer zatlar bulunmaktadır.

 

            Şey Muhammed Nasuhi Hz.lerinin, Hz. Hüseyin’in soyundan gelen bir Seyyid olduğu ifade edilir. Ziyaretçiler ruhuna Kur’an akurlar buradaki bakımı torunları tarafından üstlenilmiş olan camide ziyarete gelenlerden namaz kılanlar da olur.

 

            Sakız Adasının fethi döneminde Hz. 40 gün süren halvete çekilir, Kur’an okur, namaz kılar, oruç tutar. Bir gün yakın dostlarına “Elhamdülillah Sakız Adası Ehli İslam’a nasip oldu” der. Tarih kayıt edilir. Sonra fetih haberi duyulur. Adanın fethine katılan gaziler Nasuh Efendinin de Venediklilere karşı savaştıklarına şahit olduklarını söylerler[5].

 

            Halk tasavvufunda ulu zatların ruhaniyetleri ile vatan müdafaasına katıldıkları bazen da ölümleri üzerinden geçen zamana rağmen gerektiğinde manevi güçleri ile vatan müdafaasına katılanların yanında yer aldıkları inancı vardır. Bu inanç biçiminin köklerinin izleri Türklerin eski inançlarında da anamaygıl olarak görülebilmektedir. Bu konuya ayrıca geniş bir şekilde yer verilecektir.

 

            Divitçi Şeyh Mustafa Türbesi Salmanağa Mahallesi Şeyh Camii avlusundadır. Burada Şeyh Hz.leri Halifesi ve ailesi efradı bulunmaktadır. Kâgir, betonarme tavan çokgen çatılı olan türbe Sultan Abdülhamit Han tarafından 1067 tarihinde yeniden yaptırılmıştır. Miktarları yılda 300.000’i bulan halk hayırseverlerin bakımını yaptıkları bu türbeye dua edip niyazda bulunmak için gelirler[6].

 

            Ahmediye Türbesi, Gündoğumu Sokak No 22’de Ahmediye Kur’an Kursu’nun olduğu yerdedir. Burada Ahmet Efendi ve yakınları yatmaktadır. Etrafı açık kubbeden oluşan sütunlar üzerine inşa edilen türbenin yaptıranı bilinmemekle birlikte 1418 yılında yapıldığı ifade edilmektedir. Halen ziyaret edilmeyen türbenin müştemilatında Kur’an kursu, imarethane ve cami bulunmaktadır. Bakımı hayırseverler tarafından yapılan türbenin ziyaretçisi pek yoktur[7].

 

            Fena-i Türbesi/Yıldızlı Türbe Fenaî Ali Efendi Camiinin yanındadır. Fenaî Ali Efendinin yatmakta olduğu türbe 1745 yılında vasiyeti üzerine yapılmış 1989 yılında onarılmıştır. Üstü beton olan türbenin iç ve dış duvarları mermerdir. Türbenin müştemilatında Mısır Valisi Ali Bey, Zeynep Kamil hastanesini yaptıran Zeynep hanımın annesi ve Fenaî Ali Efendinin yakınları yatmaktadırlar Halk arasında Yıldızlı Tekke olarak bilinen temizliği cami görevlileri tarafından yapılan mekânın ziyaretçisi pek yoktur[8].

 

            Kurban Nasuhî Türbesi Tavaşi Hasan Ağa Mahallesi Yeni Topbaşı Büyük Selim Paşa Caddesi Kurban Nasuhî Camiindedir. Türbede; Kurban Nasuhî Baba, Esseyit Şeyh Mehmet Nuriyel Rifaî Hz., Esseyit Şeyh Tevfik Efendi Hz.,Hediye Sultan Hanım

Hanım Efendi Hz. yatmaktadırlar. Türbe 1974 yılında Dr. Sebahattin Tanguç tarafından taş duvar, içi fayans duvarlar sıva çatı kurşun kaplama olarak tekrar yaptırılmıştır.

 

            Kurban Nasuhi Baba ile ilgili anlatıya göre kendisi Valide Atik Camiinin mimari iken, Bu camiden sonra kendisi için de bir cami yaptırmıştır. Bu caminin malzemesi konusunda iftiraya uğrayıp Valide Sultan’a ihbar edilmiş ve kafası kestirilmiştir. Başı Kesik hali ile kendisi için yaptırmaya başladığı caminin bulunduğu yere gelmiş. Bunun üzerine suçsuz olduğu, sıradan bir kimse olmadığına hükmedilip Kurban Nasuhî Camii yaptırılmıştır[9].

 

            Bu bulguda da hak yolunun yolcusu olduğu gerçeği ortaya çıkan bir ulu zat, kesilen kafasına rağmen kalp gözü ile Allah rızası için başladığı hizmeti sürdürmek istemiştir.

 

            Bakımı cami görevlileri tarafından yapılan türbeyi ortalama yılda 150 çıvarındaki ziyaretçi dua etmek ve yatanların ruhaniyetinden istifade amacıyla ziyaret etmektedir.

 

            Zeynep Kamil Türbesi, Yeni Toptaşı Caddesi, Zeynep Kamil Hastanesi bahçesindedir. Sultan Zeynep Hanım Mısır valisi Mahmut Ali Paşa’nın Üçüncü kızıdır Yusuf Kamil Paşa’nın eşidir. Kahire’de dünyaya gelip İstanbul’a gelmiştir. Üsküdar Nuh Kuyusunda Büyük bir hastane inşa ettirirler. 1885 yılında vefat ederler. Sadrazam Yusuf Kamil Paşa ise Arapkir doğumlu Gök Beyi hanedanından olup Mısır’da Zeynap Hanım ile evlenmiştir. Türbe tek kubbeli taş bir yapıdır. Bakımsız olan türbenin yerini bilen hastaneye gelmiş olanlar ziyaret etmektedirler[10].

 

            Mahmutbey Türbesi Aziz Mahmut Hüdaî Sokağı başında Yeni Çeşmeler Yokuşu ile Açık Türbeler sokağının kesiştiği köşe başında set üzerinde Halil Paşa’nın türbesinin yanındadır. Türbede Halil Paşanın oğullarından Mahmut Bey ve Ebubekir Bey ve başkaları da yatmaktadır. Türbe, türbe mimarisinin şaheserlerindendir. Bakımda olduğu için bir dönem fazla ziyaret edilmeyen türbe 1995 yılında bakım görmüştür.[11]

 

            Halil Paşa Türbesi Yenişehir Yokuşu’nda Açık Türbe Sokağı ile Aziz Mahmut Hudai Sokağı’nın kesiştiği yerde set üzerindedir. Türbe mimarisinin şaheserlerindendir. Restore edilmekte olduğu için ziyarete fazla açık olmayan türbe yakın zamana kadar metruk halde idi[12].

 

            Aziz Mahmud Hudâyî Türbesi Gülfem Hatun Mahallesi Aziz Mahmut Efendi Sokak üzerindedir. Türbede Aziz Mahmud Huda-i Hz. kızı Ayşe, oğlu Mustafa Ebrar, oğlu M. Muhtar, kızı Zeynep, kızı Rukıye Hatun’un kızı Fatma Zehra, Oğlu Ahmet Sadık, oğlu Abdülvahid, oğlu Ali Murteza, Kızı Fatma Zehra, diğer kızları Fatma Zehra yatmaktadır[13].

 

            Aziz Mahmud Hudâyî’nin asıl adı Mahmud’dur. Hüdâyî ise şeyhi Üftâde tarafından kendisine verilmiştir. Ankara’ya bağlı Şerefli Koçhisar’da dünyaya geldiği görüşü yaygındır. Kanunî’nin kızı Mihrimah Sultan ile evlendiği rivayet edilir. 7 padişaha el öpdürdüğü 170 bin kişiye el verdiği belirtilmektedir[14].

 

            Ünlü duasında “Kıyamete kadar tarikatımıza intisap edenler, ömründe bir kere türbemizin önünden geçtiğinde Fatiha okuyanlar bizdendir. Bize mensup olanlar denizde boğulmasınlar, ahır ömürlerinde fakirlik görmesinler, imanlarını kurtarmadıkça gitmesinler, öleceklerini bilsinler ve haber versinler.” Denilmektedir.[15]

 

             Bir aşk felsefesi olmaktan ziyade Ahmet Yesevî gibi öğretici eserler yazdığı ifade edilmektedir.[16] XIII. Asırda, eski dinî-millî kahramanlık menkıbeleri yanında, vahdet-i vucüd (varlığın birliği) teorisini şiirler yazılmaya başlanmıştır. Bu mektepte şiiri Hak yolcusunun dinî ve ruhî eğitimi için bir araç olarak kullanıyorlardı. Hudayî bunlardan birisi idi.[17]

 

            Türbede bizzat Hudaî Hz. tarafından yazılan bir yangın sonucu yanan Padişah Abdulmecit Han tarafından yenilenen şecere vardır

 

            Türbenin ahşap kubbesini dört sütun taşımaktadır. Sağ tarafında bir kuyu vardır. Kubbenin iç kısmı 13 dilimli Celveti Tacı’nı andıracak şekilde işlenmiştir. Hudayi’nin sandukası orta yerde yaldızlı demir parmaklık içinde ahşaptan yapılmıştır. Ucuna renkli Celveti Tacı konulmuştur. Sandukanın üstünde Kâbe Örtüleri ve Surra Bayrağı’nın yanı sıra Hüdai’nin asası vardır.[18]

 

            Celveti Tarikatı’na girebilmek için istihare, iştişare, abdest gibi hazırlıklardan sonra elini şeyhinin dizine koyarak şeyhi ile beraber 3 defa “Allah’tan amelî, fiilî ve kavlî bütün günahlarımın bağışlanmasını dilerim.” Der.[19]

 

            Surra Bayrakları, Alp Eren Bayrakları, Tarikat Bayrakları ait oldukları ulu zatların türbelerini süslerler. Kars Kalesi’ndeki Celal Baba’nın türbesindeki bayrak bu türdendir. 1990 yılına kadar Erbil’de yatmakta olan tarikat ehli ulu zatların ve Horasan Erlerinin türbelerinde de bu türden sancaklar vardı.[20]

 

            Hudaî hz.lerinin menkıbeleri üç ana bölümde ele alınmaktadır Bunlardan intisabına dair olanlarda; Hocası Uftade Hz. intisabı ve dünyevî meseleleri terk edişine müderris ve naib olduğu yıllarda görmüş olduğu bir rüya yön verir. Diğer olay ise Kadı olduğu döneme tekabül etmektedir. Kendisine gelen bir davanın sonucu araştırıp dünya işlerinden el geçer.

 

            Müritlik dönemine ait menkıbelerinde ise; Hocasının isteği üzerine Bursa sokaklarında kadı kıyafetiyle ciğer satar, tuvaletleri temizler bu imtihanları başarı ile aşar. Şeyhinin diğer müritleri ile birlikte Hudaî hz. den de çiçek istemesi üzerine o boynu bükük tek çiçekle döner ve bu durumu diğer çiçeklerin tespih zikri yaptıklarını duyduğun sadece boynu kırık olduğu için zikir ibadeti yapamamakta olan bu çiçeği getirdiğini söyler. Kışın karın altından bağdan üzüm toplar, Her sabah namazı için şeyhine ısıtılmış abdest suyu getirirken bir sabah suyu ateşte ısıtmayı unutunca suyu kalbinin üzerinde zikrullah ile ısıtmıştır. Bunun üzerine Hz. Uftade  “Oğlum bu su ateş ile ısınmış değil. İki aslan bir post üzerinde oturmaz sana Üsküdar tarafı zahir, buyurmuştur[21].

 

            Kadı kılığı ile sokak ciğerciliği yapan Hudai hz. kibir illetini lanetlemiş, nefsini yenmiş, ona esir olmamıştır. Halk tasavvufunda manevi itibar sahipleri insanattan, hayvanattan, nebatattan ve cemadattan yaratılmışlar hal lisanî ile konuşabilir anlaşabilirler. İnsanattan yaratılmışlarda olduğu gibi nebatattan yaratılmışlar da yaratanı zikreder, manevi mertebe kazanırlar. Namaz suyunun zikrullah ile ısıtılması da cemadattan bir yaratılmış olan suyun ısınması içerik bakımından aynıdır.

 

            Şeyhlik dönemine ait menkıbelerinde; İstanbul’a geldiği yıllarda padişahın tabir edilemeyen rüyası için Hudai hz. Padişah bir mektup yazar, mektupçuyu kapıda karşılayan Hadi hz. mektubu okumadan hazırladığı rüya tabirini ulağa verir. Padişah bu tabirden hareketle Nemçe seferine çıkar. Zafer dönüşü hediyeler ile padişahı ziyaret eder ve ifadeye göre ona intisap eder[22].

 

            Rüya halk tasavvufunda geleceği tahmin etme yorumlama yöntemlerindendir. Kalp gözü açık kimseler geleceği görebilmek için çok kere göz kapakları yummak gerekmeyebilir de.

 

            Padişahla karşılaşan Hudai hz. padişahın teklifi üzerine onun üzerinden indiği ata biner ve bunu şeyhinin kendisine “Oğlum padişahlar ardınca yürüsün” şeklindeki duasının yerine gelmesi için yaptığını açıklar[23].

 

            Cuma namazı için Sultan Ahmet Camiine gitmek için karşıya geçerken fırtınalı denizin onun kayığının etrafında süt-liman olduğu görülür[24].

 

            Halk inanmalarında bu yola “Hudai Yolu” denilmekte ve kayıkçılar tarafından bu yol bilinip kullanılmaktadır.

 

            Padişahın et kızartmak için kazdırdığı çukurda et yenilmeye hazır hale gelince Hudai hz. etin zehirli olduğunu açıklar ve yenilmesini engeller. Bu et bir köpeğe verilir ve köpeğin öldüğü görülür. Kazılan çukur incelenince orada bir zehirli yılanın parçaları görülür[25].

 

            Bu tespitte de Hudai hz..kalp gözleri ile cemadattan bir yaratılmış olan toprakla ve hayvanattan bir yaratılmış olan yılan ile hal dili vasıtasıyla temas kurup sade insanın göremeyeceği şeyi keşfetmişlerdir.

 

            Asma ağacından alınmış yaprağa 3 defa üfleyerek yaprağın altına dönüşmesini sağlar. Bu tespit de cemadata hükmetme şeklinde açıklanabilir[26].

 

            Veba salgınına çare bulunması için kendisine başvurulur. Bu konuya müdahil olmanın meşreplerine uygun olmadığını açıklar ve ısrar üzerine Karaca Ahmet Kabristanındaki Hazirpuş Dede’ye ricacıları yönlendirir. Sonra veba hastalığının yayılması durur. Ayrıca seccadesinin altına altın konulması ile Karaca Ahmet mezarlığından geçerken yaşanılan olay ile ilgisi ve benzeri kerametleri vardır[27].

 

            Halk inanmalarında ulu zatlar için belirlenmiş alanlar vardır. Kendilerine verilmiş verginin alanı ve sınırı belirlenmiştir. Bir kısım ulu zatlar bazı uygulamaları sahalarının dışında kabul ederler. Böyle hallerde çok kere yönlendirmeler görülür.

 

            Ana Maygıl: Etnografik bilgi ve malzemeler, bize, Türkler arasında bir başka koruyucu iyenin varlığını göstermektedir. Bu iyenin varlığına, biz Kök Türk çağından itibaren rastlamaktayız. Bu, k

âinatın merkezi ve Tengri’ye uzanan kosmik ağacın veya ışık yolunun var olduğuna inanılan Iduk Ötüken Yış’da mevcut bir iye idi. Ötüken’in batısında bulunan bir dağda olduğuna, ili ve halkı her türlü kötülükten koruduğuna inanılan bu iye, “Bodun inli” diye anılırmış.[28] Altay Türkleri arasında, günümüzde, bu iye Ana Maygıl adıyla yaşamaktadır ve fonksiyonları Bodun inli ile aynıdır.[29] Koruyuculuğu, Umay iyesininkinden farklı idi. Bodun inli, veya Ana Maygıl, tüm yurdu ve halkı korumak ile görevliydi. Dolayısıyla, onun yaşadığı yer ıduk, mukaddes idi ve daima sahipli, kağanlı bir yer olması icab ediyordu. Acaba, günümüzde yaşayan Ana yurt, Ana vatan inancı ve bu inanca bağlı olarak teşekkül eden değerler bu iye ile bağlı değil midir? Bu soruya, ihtiyatla da olsa, biz “evet” diyebiliriz. Belki de hem bu iyenin fonksiyonları, hem de yir-sub iyelerinin birleşimi bir koruyucu Ana iye telakki edilmiş ve böylece bir idük Ana yurt kavramı doğmuştur. Her iki ihtimalin varlığı mantıktan uzak değildir, kabul edilebilir durumdadır.

 

            Anadolu Türk kültür coğrafyasında biz bu iyeyi yatırlarla ilgili anlatılmalarda ve efsanelerde izleyebiliyoruz. Daha ziyâde darda kalan bölge insanına, savaşta ve benzeri felâketlerde sadece bir tür velîler yardımcı olmaktadırlar. Balıkesir’in Pamukan köyündeki Dede Balıkları’nın İstiklâl Harbi’ne katılıp bir kısmının yaralı geri döndüğü[30] eski Malatya’da Somuncu Baba Camii önündeki Balıklı Göl’ün kutsal balıklarının Kıbrıs Savaşı günlerinde kaydolup sonradan tekrar görünmeleri:  Bergamada’ki Gazi Balıklar’ın keza Kıbrıs Savaşı’nda Türk askerine yardım etmiş olmaları[31] Ağrı’da Üç Şehitler’in Rus işgalinde tekrar Mehmetcikle birlikte savaşa katılmış oldukları[32] gibi inançlar yaşamaktadır.

 

 

 

 

    Bu türden tesbitleri çoğaltmak hiç de zor değildir. Trabzon’un Haçkale yaylasındaki Türbesi bulunan Haçkalı Hoca Baba’nın İstiklal Savaşı’nda “Yeşil Sarıklı” olarak katıldığı inancı yaygındır.[33] Giresun’un Boztekke köyünde yatmakta olan Şeyh Keramettin, Türbesinin bakımını yapan  hocanın rüyasına girerek İstiklal Savaşı’nda Rusların Harşit Çayını geçemeyeceklerini söyler.[34]  Aynı kerametle Türbesi Giresun’un Yolağzı köyünde bulunan Şeyh Hüseyin Efendi halkın göçünü önlemek için söyler[35] ve dediği çıkar. Türbesi Trabzon Boztepe’de bulunan Ahievren Dede’nin türbesine Rus işgalinde denizden atılan topların hiçbirisi isabet etmez.[36]  Keza, Şeyh  Muhammed Nasuhi Üsküdar’da yaşamakta iken Nemçe Savaşını yapmakta olan Padişahın askeri arasında savaşırken görünür.

 

      İçel’in Işıklı (Tozkovan) köyünde yatmakta olan Şeyh Ece düşmanla savaşırken atının çıkardığı toz bulutunun düşman askerini helak ettiğine inanılır.[37] Bu tespitte insanat, hayvanat ve cemadat vatan sevgisinde vatana sahip çıkma noktasında birleşmiş birlikte hareket etmilerdir.Kütahya merkez şehitler türbesindeki 19 Horosan Eri’nin Anadolu’nun düşman tehditi altında kaldığı her savaşta Mehmetcikle birlikte savaşa girdiğine inanılır.[38] Horasan erinin ölen cimidir. Vatan sevgisi ruhdadır. Erzurum’un Oltu ilçesindeki Mısıri Zinnun Türbesinde yatmakta olan Kesik Baş kafası kesildiği halde savaşırken tekrar şehit düşmüş ve tekrar savaşmıştır.[39] Keza kesilen cismani kesimdir. Bu türden örnekleri artırmak hiç de zor değildir. Vatan sevgisi için esas olan ruhtur. Mısırlı Ali Gazi Paşa’nın Kurtuluş Savaşı’nda türbesini yıkmak isteyen Ermenileri etrafa savurduğuna inanılır.[40] Kars ‘da yatmakta olan Arap Baba Ruslarla savaşırken kellesi koltuğunun altında savaşmıştır.[41] Hemşin’in Yeniköyü’nde yatmakta olan Şehit Paşa’nın onayı olmadan çekilen tetik tutukluk yapar[42].Erzurum’da yatmakta olan Abdurrahman Gazi’de Üsküdar Ulu canlarından Kurban Nasuhi Baba ve keza Üsküdar velilerinden Kesik Baş Ali Paşa gibi Allah yolunda kellesi koltuğunda iken savaşanlardandır.

 

      Ana Maygıl inancı kanaatimize göre Veli kültür-kam bağlantısı ile karıştırılmamalıdır. Aynı sistemin unsurları oluşları itibarı ile şüphesiz ortak tarafları vardır. Ancak tamamen ayniliklerini söylemek kolay değildir.[43]

 

        SONUÇ:

Türk kültüründe vatan sevgisi vatanın yeraltı ve yer üstü ile sevilmesi inancının tarihi Türklerin tarih sahnesine çıkışları kadar eskidir. İstiklal Savaşımızda “Şüheda” olarak dile getirilen ruh Türklerde hep vardı ve hep olmuştu. Bu sevgi vatanın insanını, hayvanını, bitkisini ve taşını toprağını tümüyle kapsıyordu. Vatan için savaşmış olmak vatanın ulusu olmak anlamına geliyordu. Bu, ölmeyen kutsal ruh göçmüş olsalar da, ruhlarıyla henüz göçmeyenlerin ve onlara ait olanların yanında idiler.

 

 Yer-Su, Kutsal Ötügen, Anamaygıl/Yeşil Sarıklılar, Şüheda, Türklüğün şehitlik ve gazilik anlayışının belirleyicileridirler. Türklüğün vatan ve millet sevgisinin belirleyicileridirler. Vatanla Göç aynı zamanda inançla, göç ruhla göç anlamındır. Bu duyguların kaynağını başka medeniyet ve kültürlerde aramak beyhudedir. Üsküdar velileri bu tespitin şahitleridirler.

 



[1] Yaşar Kalafat, “Üsküdar Yatırları ve “Şuheda İnancı” ndaki Devamlılık, Diyanet İşleri Başkanlığı Arşiv Kayıtlarına Göre”, 7.Üsküdar Sempozyumu 2–4 Kasım 2012 İstanbul Şehri Kültür Tarihi Araştırmaları Merkezi, için hazırlanmış ancak katılma imkânı bulunamamıştır. Bu metin o bildirinin elden geçirimli şeklidir

[2] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[3] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[4] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi, Türkiye Gazetesi, İstanbul Evliyaları, İstanbul, 2003, s. 11

[5] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[6] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[7] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[8] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[9] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[10] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[11] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[12] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[13] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[14] Nevzat Özkan, Aziz Mahmut Hüdâyî, Tarikatname, Kıvılcım, Kayseri, 1998

[15] Nevzat Özkan, Aziz Mahmut Hüdâyî, Tarikatname, Kıvılcım, Kayseri, 1998

[16] Nevzat Özkan, Aziz Mahmut Hüdâyî, Tarikatname, Kıvılcım, Kayseri, 1998

[17] Ziya Tezeren, Aziz Mahmud Hüdayî, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara, 1987

[18] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[19] Nevzat Özkan, Aziz Mahmut Hüdâyî, Tarikatname, Kıvılcım, Kayseri, 1998

[20] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[21]Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[22] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[23] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[24] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[25] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[26] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[27] Türbeler (1966) Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi

[28] İnan, A., Eski Türk Dini Tarihi , İstanbul 1976,s.6.

 

[30] Kavcar, C., Yardımcı, M., Efsanelerimiz, Malatya, 1998, s.27-29

 

[31] A.B. Alptekin, Fırat Havzası Efsaneleri, s.32

 

[32] A.B. Alptekin, Fırat Havzası Efsaneleri, s.32

 

[33] A.İnan, Eski Türk Dinî Tarihi, İstanbul, 1976, s.6

[34] A.İnan, Makaleler ve İncelemeler, Ankara, 1988, s. 274

[35] Yaşar Kalafat, “Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivlerine Göre Horasan Eri Olarak Bilinen Anadolu yatırları I” Prof. Dr. Necati Öner Armağanı, Anakara, 1999, s. 511–514

[36] Yaşar Kalafat, “Kuzeydoğu Anadolu’da Ulucanlar” Prof. Dr. Şaban Kuzgun Armağanı,  Fırat Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi Aralık 2001, S. 135, s.175–178

[37] A.g.e.

[38] A.g..e.

[39] Yaşar Kalafat, “Anadolu Dedem Korkut Coğrafyasında Ulucanlar ve Mesajları” Türk Dünyası Araştırmaları, Aralık 2001 S. 135, s. 175–188

[40] A.g.e.

[41] A.g.e.

[42] A.g.e.

 

[43] A.g.e.



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.