Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1764
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 7753
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 234
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 756
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1994 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
TÜRK’LÜĞÜN DOĞUŞU ve TÜRK VARLIĞININ TARİHÇESİ
TÜRK MECLİSİ NE TÜRK’ÜN TARİH YAPRAKLARI “BİLGİ TAZELEMEK ÜZERE YAZILMIŞTIR” Mustafa Mete İSLAMOĞLU TÜRK’LÜĞÜN DOĞUŞU ve TÜRK VARLIĞININ TARİHÇESİ Dava adamı, vatan mücahidi Milli Davamızın yılmayan, ülkü ve ülke fedaisi Sayın: Rıza MÜFTÜOĞLU ağabeyimin mümtaz şahsında TÜRK MECLİSİ ADINA TÜRK DÜNYASINA İTHAFEN DÜNYA İNSANLIK TARİHİNDEN TÜRK’Ü ÇIKARIRSANIZ! TARİH DİYE BİR ŞEY KALMAZ. OSMANLI ARŞİVİ TAM OLARAK ORTAYA ÇIKARSA, BU GÜNKÜ TARİHLERİN YENİDEN YAZILMASI GEREK! Denilmişti… Peki: biz ne yaptık? T.C. yi kaldırmadan önce Milliyetimizi inkar etme derecesindeki! TÜRK DÜŞMANLIKLARINA TAVİZ VERDİK, TÜRK DÜŞMANLIKLARINA PİYONLUK YAPANLARI, BAŞ TACI ETTİK, İHANETE MAŞA OLARAK KULLANILANLARI BAĞRIMIZA BASTIK! Ve… DÜNYADA TÜRK DİYE BİR NESİL YOKTUR DİYENLERE DEVLET ELİYLE DİPLOMALAR VERDİK, HATTA ONLARA Prof. KARİYERLERİ, Prof. MAAŞLARI, Prof. SALTANATI VERDİK! Yani; KENDİ KENDİMİZİ İNKAR ETTİRDİK. KENDİ KENDİMİZE İHANET ETTİK, SORU? YORUM Sen; SENİ hiç düşündün mü? TÜRK VATANINDA TÜRK’SÜZ ANAYASA ve TÜRKSÜZ BİR DÜNYA İÇİN, BÜTÜN GÜÇLERİYLE ÜSTÜMÜZE YÜRÜYENLERİ BUNLARA ÇANAK TUTANLARI ve TÜRK’E HAİNLİKLERİN BİN TÜRLÜSÜNE ÇALIŞANLARI NEFRETLE UTANÇLA KINIYOR LANETLİYORUM. İŞTE TÜRKLÜK - İŞTE SEN Ve… İLK TÜRKLER DÜNYA MİLLETLER TARİHİNE BÖYLE BAŞLAR Türk’lük kavramının ortaya çıkışı bugün Türk olarak tanımladığımız toplumların tarih sahnesine çıkması ile neredeyse yaşıttır. Bunun yanında “Türk” ifadesinin nasıl ve ne zaman kullanılmaya başlandığı ile ilgili yoğun bir handikap ve bilgi kirliliği mevcuttur. Araştırılması ve bu araştırmaların arkeolojik çalışmalarla teyit edilmesi çok zor olan Asya tarihi maalesef kimi tarihçilerin keyfe keder yorumlarlarıyla ciddiyetsiz bir hal almış durumdadır. Günümüzde yapılan detaylı araştırmalarda ve Türk’lerin ilişkide bulunduğu toplumların tarihlerinde kendi Tarihimizin izlerine rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Türk toplumlarını teşkil eden “Amerind - Beyaz Irk” melezi Ön Türk’ler, tarih sahnesine iki koldan (Aral Gölü ve Tanrı Dağları) çıkmış, bu iki kol 4.000 Yıl önce ÖTÜKEN’de birleşerek yeni bir toplum oluşturmuştu. M.ö. 2.000 li yıllarda ortaya çıkan bu toplum artık Kendisine “Türk” demeye başlamıştır. Zira Aral’dan gelen Ön Türk kolu, buraya göç etmeden önce kendilerine “Türk” demekteydiler. Aral Kolundan gelen Ön Türk’lerin kendilerine Türk demeleri, Tanrı dağlarındaki buluşmadan 1000 yıl önce başlar. Dolayısıyla Türklük kavramının kaynağına ulaşmamız için Kendilerine ilk Türk diyen Aral’lı Ön Türk kolunun üzerinde yoğunlaşmamız gerekecektir. Pek çok tarihçi Sümer Devletinin kurucularının Asya’lı olduğunu kabul eder. Asya’dan göç ettikleri ve Beyaz Irk’a mensup Yuvarlak Başlı (Brakisefal) bir ırk olduğu kesin olarak tespit edilen Sümer toplumunun Türk Alfabesi ve Türkçe ile çok yakın bağıda Sümerlerin Ön Türk kökenli bir devlete sahip olduğunu açıkça ortaya koyar. Kuzeyden inen Ön Türk toplulukları da bu Site Devleti içerisinde Kurucu Unsur olarak yer almış ve varlıklarını Sümer Medeniyeti içerisinde devam ettirmişlerdir. Bu toplumun kendisine TÜRK demesi de, Sümer Site Devletlerine katılmasından birkaç yüz yıl sonra gerçekleşir. Zira Sümerlerin son dönemlerinde TÜRKİ adlı bir Şehir Devletinin var olduğu ortaya çıkmıştır. Sümer Devletini yıkan Akadların (Arapların Ataları) Kralı Naramsin, Sümer Devletlerine açtığı savaşta mücadele ettiği Şehir Devletlerinin ve Krallarının isimlerini yazıya dökerek kayıt altına almıştı. Bu kayıtlarda TÜRKİ adlı bir Şehir devleti olduğu, Kralının adının İL-şu Nail olduğu belirtilir. Hem ülkenin isminin TÜRKİ olması, hemde Kralın unvanının Türkçe olması bu şehir devletinin ilk TÜRK devleti olduğunu ortaya çıkartmaktadır. Sümerlerdeki TÜRKİ adlı Site devletinin varlığı ve halkının Türkçe konuşuyor olması bu toplumun ilk Türk Devleti olduğunu ortaya koyuyor. Peki Sümerlerin son dönemlerinde varlığı kesin olarak ortaya çıkan TÜRKİ Devleti ne zaman vücut buldu ve tarih sahnesine çıktı? Sümer araştırmacıları, Sümerlerin kurulduğu ilk dönemlerde TÜRKİ adlı bir Şehir Devletinin var olmadığını belirtiyor. Yani Sümerlerin ortaya çıktığı -3.500 lü yıllarda TÜRKİ adlı bir toplum yoktu. Aral boylarındaki Ön Türkler, Sümer devletinin kuruluşunda asli unsur olarak rol oynadığında kendisine TÜRK unvanı vermemişti. Bu unvanı birkaç yüz yıl sonra Büyük Tufan sonrasında edindiler. Sümerler, kurulduktan yaklaşık 500 yıl sonra Mezopotamya topraklarında büyük bir Tufan meydana gelmişti. Bu tufan, geniş bir coğrafyada etkili olmuş, çok sayıda insan sular altında kalarak ölmüş, medeniyetler ve şehirler önemli ölçüde yok olmuştu. Bulgulara göre bu Tufan -3.000 yılları civarında gerçekleşti. Zira Tufan’a ait bilgiler Tufanın Sümerler döneminde yaşandığını ortaya koymaktadır. Tufandan ilk bahseden yazılı kayıtlar -2.500 yılına aittir. Yani Tufan -2.500 lü yıllardan daha önce meydana gelmiştir. Sümerlerin yazıyı -3.200 lerde kullanmaya başladığını ve pek çok yazılı eser bıraktığını düşünürsek Tufanın yaklaşık olarak -3.000 yıllarında meydana gelmiş olduğu sonucuna varabiliriz. Bu Tufan, aslında pek çok kişinin bildiği Nuh Tufanıdır. Zira Tufan ile ilgili destanlar, hikayeler ve kayıtlar Kuran’da belirtilen Nuh Tufanı ile birebir örtüşmektedir. Yaşanan Tufan sonrası Sümer Devletler topluluğu halen ayaktaydı ve güçlü bir yapıya sahipti. Düşünülen odur ki, Aral gölünden Mezopotamya’ya inen Ön Türk’ler burada kurdukları Şehir Devletini Tufan sonrasında yeni bir inanışa göre yeniden adlandırdılar. -3.000 lerde yaşandığı düşünülen Tufan’dan sonra Hz. Nuh, çocuklarını toplumların başına Lider olarak göndermişti. Arap Tarihçilerinin bu konuda yaptıkları araştırmalar oldukça ilginçtir. Bu araştırmanın sonuçları bizi Aral Gölünden Mezopotamya’ya göç eden toplumların tufandan sonra kendilerine TÜRK ünvanı verdiği gerçeğine ulaştırıyor. Nuh Tufanına ait bilgiler hem kulaktan kulağa yayılan ve masallaştırılan efsanelerde, hem Tarih araştırmacılarının elde ettiği muhtelif tespitlerde, hem Tevrat ve İncil’de, hem de Kur-an’ı Kerim’de geçmektedir. Bu kaynaklardan elde edilen bilgiler Hz. Nuh’un oğullarından yeni nesiller türediğini belirtiyor. Burada “Türemek” kavramı muhtemeldir ki hem kendi soyunu devam ettirmek hem de toplumların liderliğini üslenmek olarak edebi bir dille ifade edilmiş. Zira Tufandan önce varolan kavimlerin birçoğu Tufandan sonrada varlıklarını devam ettirmiştir. Arap tarihçi ve yazar Said bin El-Müseyyeb Nuh’un Ham, Sam ve Yafes adında üç oğlunun olduğunu ve bu oğullarının soylarından kavimler meydana geldiğini belirtir. Bunun yanında Nuh’un oğullarının soyundan gelenlerin isimleri de bu araştırmalarda ulaşılan önemli bilgilerdendir. Bu bilgiler bize hem Türk toplumunun hem de komşusu olan diğer toplumların nasıl kimliklerini kazandıklarına dair önemli ipuçları verecektir. Gılgamış Destanı, Hatti Kayıtları, Sümer Yazıtları, Tevrat, İncil ve Kur-an’ı Kerim’de elde edilen bilgiler ışığında ortaya çıkan bilgiler, Hz. Nuh’un çocuklarının ve çocuklarından olan çocuklarının (Torunlarının) isimlerini şu şekilde tespit etmiştir Hz. Nuh’un oğulları Ham, Sam ve Yafes. Ham’ın Oğulları ; Kuş, Mizraim, Put, Kenan. Sam’ın Oğulları ; Elam, Asşur, Arpaçşad, Lud ve Aram. Yafes’in Oğulları ; Türk, Gomer, Mogog, Madai, Javan, Tubal, Meşeç, Tiras. izlerine rahatlıkla ulaşabiliyoruz.Türk toplumlarını teşkil eden “Amerind - Beyaz Irk” melezi Ön Türk’ler, tarih sahnesine iki koldan (Aral Gölü ve Tanrı Dağları) çıkmış, bu iki kol 4.000 Yıl önce ÖTÜKEN’de birleşerek yeni bir toplum oluşturmuştu. M.ö. 2.000 li yıllarda ortaya çıkan bu toplum artık Kendisine “Türk” demeye başlamıştır. Zira Aral’dan gelen Ön Türk kolu, buraya göç etmeden önce kendilerine “Türk” demekteydiler. Aral Kolundan gelen Ön Türk’lerin kendilerine Türk demeleri, Tanrı dağlarındaki buluşmadan 1000 yıl önce başlar. Dolayısıyla Türklük kavramının kaynağına ulaşmamız için Kendilerine ilk Türk diyen Aral’lı Ön Türk kolunun üzerinde yoğunlaşmamız gerekecektir. Aral’lı Ön Türk’ler tarih sahnesine -8.000’li yıllarda çıkmışlardı. Kuzeyden inen Amerind’ler ile Aral Gölünün yerlileri olan Beyaz Irk mensubu iki toplum burada akrabalık bağı kurarak uzun yıllar yaşamış ve en eski Ön Türk toplumunun temellerini oluşturmuşlardı. Kendilerine henüz “Türk” demeyen bu toplum, binlerce yıl yaşadıkları Aral Gölü, Hazar Denizi ve Doğu Kafkasya bölgelerindeki müstakil yaşantılarını şartların gereği olarak medeni yaşama dönüştürmeye başladılar. Boylar ve Aşiretler halinde yaklaşık 4 Bin yıl yaşayan bu toplumlar yaşamın kaynağı olan sulak bölgeler üzerinden göç hareketlerine giriştiler. Bu göç hareketleriyle birlikte ulaştıkları Mezopotamya’da yeni bir otoriter sistem inşa ettiler. M.ö. 4.000’li yıllarda giriştikleri bu göç hareketi ile Dünya Medeniyetin temellerini atan Sümer Devletler topluluğunun kurucu unsuru oldular. Sümerleri tek başına bir ülke yada müstakil bir toplum olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. Kuzeyden gelen Ön Türk kolları, bu bölgede Mezopotamya’nın yerli unsurları ile birlikte yaşayarak teşkilatlı bir yönetim düzeni oluşturdular. Bu tarihe kadar Mezopotamya’da bir medeniyet kurulmamıştı ve belli bir toplumun vatanı olarak kabul edilmemekteydi. Daha önce Devlet ve Medeniyet tecrübesi olmayan bu toplumlar bir nevi Birleşmiş Milletler halinde kurallara dayalı, birbirleri ile iyi komşuluk ilişkilerini esas almış bir ortak yönetim biçimi oluşturdular. Tarihçiler, günümüzde bu yönetime “Site Devletleri” adını verirler. Bu yönetim biçiminde her toplum kendi Şehrinde yaşıyor, kendi Kralı tarafından yönetiliyor ve diğer toplumların yönetimlerine karışmıyordu. Bunun yanında tüm Sümer Şehir Devletleri aynı dini inanışlara sahip, aynı dili konuşan, aynı toplumsal kurallar ve birbirine çok benzeyen yaşayış şekilleri ile varlıklarını devam ettirmekteydiler. Bu yönetim biçimi binlerce yıl ayakta durmuş, medeniyetin temeli olan Yazıyı keşfetmiş ve kullanmaya başlamış, toplum olarak güçlendikçe sayıları hızla artmıştır. Hz. Nuh’un çocuklarının ve çocuklarından olan çocuklarının (Torunlarının) isimlerini şu şekilde tespit etmiştir Hz. Nuh’un oğulları Ham, Sam ve Yafes. Ham’ın Oğulları ; Kuş, Mizraim, Put, Kenan. Sam’ın Oğulları ; Elam, Asşur, Arpaçşad, Lud ve Aram. Yafes’in Oğulları ; Türk, Gomer, Mogog, Madai, Javan, Tubal, Meşeç, Tiras. Hz. Nuh’un çocuk ve torunlarının isimleri mutlaka tanıdık gelecektir. Zira Türk kavmine olduğu gibi pek çok kavme isim babalığı yapan bu isimler, hem dünya medeniyetini yeniden inşa etmiş, hem temel kültürleri oluşturmuş hem de Dünyanın demografik temellerini atmıştır. Bu isimlerden en tanıdık gelenleri Elam’ın başına geçtiği kavim Elamlılar olarak anılmış, Asşur’un başına geçtiği kavim Asurlular olarak anılmış, Aram’ın başına geçtiği kavim Aramiler olarak anılmış, Arpaçşad’ın başına geçtiği kavim Araplar olarak anılmış, Türk’ün başına geçtiği kavimde Türkler olarak günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Aslında bu bilgi yakın zamanda ortaya çıkmamıştır. Binlerce yıldır bilinen, Bozkır Türk’lerince efsane olarak babadan oğula anlatılan bir mitdir ve Selçuklu döneminde Anadolu ya giren Türkler içerisinde bile anlatıla gelmiştir. Öyle ki Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda Atatürk tarafından kurulan Türk Tarih Kurumu da bu bilgiyi Halk dilinden kaleme almış ve gerçekliği üzerinde araştırmalar yaparak itibar etmiştir. Bu bulgular ışığında Atatürk de Türk’lerin kökenini Nuh’un torunu Türk’e dayandırmıştır. Bunun yanında ilginçtir ki Bozkır efsanelerinde söz edilen unsurlara Arap efsanelerinde de rastlanmaktadır. Birbirleriyle ilk teması M.s. 8. Yüzyılda gerçekleşen Türkler ve Araplar, aynı efsaneyi bu ilk temastan yüzlerce yıl önce yazıya dökmüştü. Elbette literatür tarihçileri bu bilgiye efsane ve masal olarak bakmış, itibar etmeyerek ciddiye almamıştır. Oysaki yakın zamanda ortaya çıkartılan Sümer yazıtları, Hatti yazıtları, Gılgamış destanı, Arap tarihçilerinin araştırmaları, Etimolojik ve Arkeolojik bulgular her halükarda bu tezi desteklemekte ve gerçekliğini ortaya çıkartmaktadır. Artık bugün, tarafgir nitelikleri açıkça ortaya çıkmış, yanlı tezleri birer birer çürütülmüş batılı politik tarihçilerin literatüre geçirdiği kusurlu ve yanıltıcı bilgilere itibar etmek yerine tarihsel bulguların ve kesinlik kazanmış delillerin bizi ulaştırdığı mantıkla ortaya çıkan ve bizzat Halkın Tarihiyle teyitlenen bu bilgiye itibar etmeli ve sahip çıkmalıyız. Genetik olarak M 173 –yani Orta Asya işareti asıl çoğalma ve yayılma Orta Asya’dan olmuş. Hemen başta söylediği: Yaşam Afrika’da başlamışsa da, bakılıp büyütüldüğü yer, Orta Asya’dır. Avrupa, Rusya, kuzey Hindistan, Asya’nın bazı bölgeleri, kuzey ve güney Amerika nüfusunu oluşturmuşlar Bu sıralarda ülkemizde birileri Türksüz anayasa için harıl harıl çalışırken, bir yerlerde başka birileri de Türksüz tarih, Türksüz bir dünya hazırlamak için var güçleriyle çalışmakta… Y-kromozomuna dayalı çalışmalar yapıldığında Kazakistan’daki 2 bin kişiden kan ve DNA örneği almış. Bunlardan Niyazov’unki olağan dışı önemli. Çünkü Niyazov 40 bin yıl önce burada yaşamış olan bir aileden gelmekte. Tüm Avrupa, Rusya, Kızılderililer ve kuzey Hintliler dahil, 1 milyardan fazla insanın atasının bu Orta Asyalı Niyazov’un ailesinden geldiği genetik antropoloji ile belirlenmiş. Niyazov’un DNA’sını ve kanını incelemiş ve Niyazov’un 2 bin kuşaktır etnik saflığını koruduğu anlaşılmış. Antropoloji araştırmacı. DNA’yı esas alarak, insanın dünya üzerindeki yayılımını araştırmakta. 100 bin yıl içindeki göç hareketleri ile ilgilenmiş. Konusu; insanlığın bilinen en eski genetik kökeninin, Kazakistan’da yaşamakta olan bir kişide olduğu.. Hz.Adem`in soyundan farkli renkler ve irklar nasil ortaya çikti? HZ. ADEM`İN SOYUNDAN FARKLI RENKLER VE IRKLAR NASIL ORTAYA ÇIKTI? İnsanların boy, şekil ve renkleri ayrı ayrı olduğu halde, aynı anne babadan geldikleri, konusu din ile ilim arasında bir çelişkinin var olduğu zehabına kapılan insanlar için merak konusu olmuştur. Ancak vahiy, akla kılavuz edilirse bu sorunun cevabı rahatlıkla bulunabilir. Bu soruya öncelikle vahiy kaynağı Kur`ân-ı Kerim`in beyanatları çerçevesinde cevabını bulduktan sonra ,Yüce Rabbimizin okunmayan fakat kainattaki ayetlerini ifade eden ilmi gerçekler boyutuyla ele alıp cevabını bulabiliriz. Kur`ân-ı Kerim, Hz. Âdem`in yaratılışı hakkında, bir kaç yerde bilgi vermiştir. Bu konuyla ilgili âyetlerde, onun topraktan (3 Al-i İmrân, 59), süzme çamurdan, (7 Araf, 12; 17 İsra,61; 23 Mü`minun, 12; 32 Secde, 7;38 Sâd,76) cıvık çamurdan, (37 Saffât, 11) çamurdan süzülen bir özden (23 Mü`minun, 12), kuru çamur ve şekillenmiş balçıktan yaratılmış olduğu (15 Hicr, 26- 33; 55 Rahman sûresi, 14) bildirilmiştir. Hz. Peygamber`den (s.a.v.) nakledilen bir rivayete göre ise, Allah Teâlâ, Âdem`i yeryüzünün muhtelif yörelerinden alınan toprak örneklerinin karışımından yaratmıştır. Bu toprak çeşitliliğinin, insanların değişik karakterler taşımaları üzerinde etkisi vardır. (Ebu Davud, Sünnet, 160; Tir-mizî, Tefsir, 2/1) Yine Peygamberimiz, Kur`ân-ı Kerim`de zikredilmeyen Hz. Âdem`in hangi günde yaratıldığı hususunu da açıklamıştır. Buna göre O, Cuma günü yaratılmış, Cuma günü Cennete konulmuş, yine bir Cuma günü Cennetten çıkarılmış, tevbesi aynı günde kabul edilmiş, yine bir Cuma gününde vefat etmiştir. (Ebu Davud, Salât, 79; Tirmizî, Cuma, 1; İbn Mâce, İkâmetü`s-salât, 79; Cenâiz, 65) Allah Teâlâ, topraktan yarattığı Adem (a.s.)`ı insan şekline koyduktan sonra ona kendi ruhundan üflemiştir. Bu üfleme üzerine Âdem (a.s.) birden bire, düşünen ve iradesiyle hareket eden, et ve kemikten mürekkep bir hüviyet kazanmıştır. Hz. Adem (a.s)`ın yaratılışının esası ve gelişiminin ana maddesi topraktır. Şanı Yüce Allah, Hz. Adem (a.s)`ı yaratmak istediğinde meleklerden, çeşitli renklerdeki toprakları yeryüzünün üzerinden toplamalarını emretti. Bunun üzerine melekler Allah`ın emri üzerine istenilen toprakları yeryüzünden topladılar. Meleklerin yeryüzünden topladıkları bu topraklar, Hz. Adem (a.s)`ın yaratılışında esas tutulmuştur. Yüce Allah`ın şu ayeti buna delâlet etmektedir: "Sizi topraktan yaratması O`nun varlığının delillerindendir. (Sizi topraktan yaratmasının hemen akabinde) birer insan olarak yeryüzüne dağıldınız. " (30 Rûm, 20) Sahîh bir hadisi şerifte ise Rasülullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Allah, Adem`i yeryüzünün her tarafından topladığı bir kısım topraktan yaratmıştır. Bu sebeple ademoğulları toplanan o topraklar ölçüsünde bir kısmı beyaz, bir kısmı kırmızı ve siyah, bir kısmı kötü, bir kısmı temiz ve hoş olarak dünyaya gelmiştir" (Tîrmizi, 2934; Ebu Davud, 4693) Allah, meleklerin yeryüzünden getirdiği bu çeşitli renkteki toprakları bir araya getirip onları suyla karıştırmıştı. İşte Hz. Adem (a.s)`da böylece birbirine tutuşturulmuş yapışık çamurdan oluşmuştur. Yüce Allah`ın şu ayeti buna işaret etmektedir: "Biz onları (birbirine tutuşturulmuş özlü ve) yapışkan bir çamurdan yaratmışızdır. (37 Saffât, 1 (Ayrıca bununla ilgili ayetler için bkz: 6 En`âm, 12;7 A`râf, 12; 23Mü`minûn, 12) Yüce Rabbimizin, yaratılıştaki renk ve ırk farklılıklarını ifade eden "Ey insanlar! Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız..." (49 Hucurat, 13) Bu ayet çerçevesinde bilimsel kâinat ayetleri ile açıklamaya çalışalım. Bu soruya, bir başka soru ile de cevap verilebilir: Tek atadan farklı renk ve ırkların ortaya çıkmasına engel nedir? Hem tek atadan gelinir, hem de farklı renk ve ırklar ortaya çıkar. Aslında bu tip sorular, daha ziyade biyolojiyle alakası olmayanlardan gelmektedir. Çünkü, bir biyolog bilir ki, her anne, baba, büyük anne ve büyük babaların karakterleri belli oranlarda yavrularına geçer. Bu oranlar, "Mendel Kanunları" adı altında meşhurdur. Cenab-ı Hakk`ın koyduğu bu kanunlara göre; mesela bir fert boy bakımından yüzde 50 ihtimalle annesine, yüzde 50 ihtimalle babasına benzeyecektir. Ferdin hemen hemen bütün özelliklerinde bu veya buna yakın oranları görmek mümkündür. Lakin, bazı karakterler vardır ki, ortaya çıkmaları, yani bir fertte tesir göstermeleri, bazı şartlara bağlıdır. Nasıl ki, yıldızların görünmesi gecenin gelmesine bağlıdır. Güneş onların görünmelerine mani olur. Bazı çekinik (resesif) karakterler de, baskın (dominant) karakterlerin etkisi altındadır. Çekinik karakterler bu tesirlerden kurtulduğu zaman etkisini gösterecektir. Bu, belki de nesiller sonra mümkün olur. Günümüzdeki ırkların hepsi ortak bir atadan gelir. Saf ırk mevcut değildir. Sözgelimi, beyaz ırkın bir ferdinden, bir zenci gibi koyu deri rengine sahip fert hâsıl olabilir. Ya da bir Çinli`den, bir Kafkaslı kadar beyaz deriye sahip yavru meydana gelebilir. Bazıları, zenci ırkın tropiklerdeki yoğun ültraviyole ışınlarına uyum sağlayarak meydana geldiğini iddia ederler. Hâlbuki bu görüş, Kuzey ve Güney Amerika`da aynı ışınlara maruz kalanların, niçin siyahlaşmadıkları meselesini izah edememektedir. Son yapılan çalışmalar, deri rengindeki bu farklılığın irsî olduğunu ortaya koymuştur. Dolayısı ile ırkların teşekkülünde ortaya çıkan siyahlar, kendileri için zararlı olmayan ışınların bulunduğu sahaya göç etmiştir. Diğer taraftan açık renkli ve mavi gözlü İskandinav ırkı ise, ekvator yakınındaki yoğun ültraviyole ışığından kurtulmak için kuzeye gitmiştir. Dışarıya kapalı bir kabile düşünün. Çevredeki diğer kabilelerle hiç bir irtibatı olmayan bir grup. Buradaki genetik özellikler, kabile fertlerinin sahip olduğu irsî karakterlerin toplamına eşittir. Belli sınırlar içinde yer alan böyle bir bölge "gen havuzu" olarak da adlandırılabilir. Bu gen havuzunda, çekinik karakterler, zamanla melezleme sonucu birbiriyle karışarak, yeni ve değişik karakterler hasıl eder. Değişik renk ve ırk karakterlerine bu açıdan bakmak gerekir. Kuvvetle muhtemeldir ki, ilk insan Hz. Adem (a.s)`in genetik yapısında da çok farklı renk ve ırk özellikleri vardı. Tıpkı bir gen havuzu gibi, muhtelif karakterleri ihtiva ediyordu. Bütün bu karakterlerin bir anda ortaya çıkması elbette mümkün değildi. Zamanla bazı genetik açılımlar sonucu, değişik karakterler meydana geldi. Neticede günümüzdeki farklı fertler hasıl oldu. Günümüzde genetikçiler, bütün insanların bir merkezden yeryüzüne dağıldıklarını, hepsinin Mitokondrial Eve (Havva) adını verdikleri bir tek kadının torunları olduklarını ortaya koymuş bulunuyorlar. Moleküler biyologlardan R.Cann, M.Stoneking ve A.Wilson Nature`daki yazılarında Eve`in yaklaşık 200.000 yıl önce Afrika`da yaşamış olduğunu ileri sürüyorlar. Bu konudaki görüşleri, farklı insan topluluklarındaki mitokondrial DNA tiplerinin detaylı analizlerinin yorumlarına dayanmaktadır. Hücredeki organellerden mitokondri içerisinde bulunan DNA, insanda yaklaşık 16.500 temel çiftten oluşmuş bir moleküldür. Bu molekül sıralanma açısından çekirdekteki DNA`dan farklıdır. Bir diğer farklı özelliği, bu molekül insana sadece anneden geç-mektedir. Araştırmalar 133 çeşit mitokondrial DNA tipi bulunduğunu göstermiştir. Bu tiplerin birbirleriyle olan münasebetlerini gösteren bir şema oluşturulduğunda, incelemeler, insanın atasına ait bir mitokondrial DNA tipi bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Böylece yeryüzünde yaşayan bütün insanların bir tek insanın soyu olduğu genetik açıdan da ispatlanmıştır. Cann, analizleri sonucunda Mitokondrial DNA`ların bir tek kadından türediğini açıklamıştır. Modern insan ırklarının bir tek ortak atayı paylaştığı düşüncesi büyük ölçüde somut moleküler araştırmalara dayandırılırken, bu düşünceyi dışlayan paleontolojik evrim modellerinin ne derece subjektif olduğu da gösterilmiş oldu. Harward`lı ünlü evrimci paleontolog Gould, moleküler biyolojinin bu sonuçlarını şöyle değerlendirir: Bu çok önemli bir buluş, eğer doğruysa ki, doğru olduğu konusunda iddiaya girebilirim. Sonuçlar, dış görünüşlerindeki farklılıklara karşılık bütün insanların akraba olduğunu ve yakın bir geçmişte tek bir noktadan yola çıkarak günümüze geldiklerini gösteriyor. İnsanlar arasında, bugüne kadar düşündüğümüzden çok daha güçlü bir biyolojik kardeşlik söz konusu. Buna göre tüm dünya insanları KARDEŞ değilmi? Günümüz TÜRKİYE’SİNDE TÜRK NESLİ, TÜRK SÜLBÜ TÜRK SOYU inkar edilmeye başladı ve bu zelil beyinlilere çanak tutanları, aslını inkar edenleri ve ettirenleri; müfteri, hain, haymatlos ve ihanet maşası piyon alçakları ALLAH’A HAVALE EDİYORUM YA SİZ? “m.meteislamoglu@hotmail.com“


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.