Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1740
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 7597
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 234
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 755
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1989 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
SURİYE’DE CABER’DEKİ SÜLEYMEN ŞAH MEZARI-CEMAL KUTAY’IN YENİ DÜŞÜNCE DERGİSİNE YAZDIĞI MEKTUP-

SURİYE’DE CABER’DEKİ SÜLEYMEN ŞAH MEZARI

-CEMAL KUTAY’IN YENİ DÜŞÜNCE DERGİSİNE YAZDIĞI MEKTUP-(-(Yeni Düşünce Gergisi, 10-16 Kasım 2000.Sayfa:63-64-65)

“Yeni Düşünce” okurlarına bu sohbetimizde, üzerinde çeşitli yorumlar yapılan Atatürk Milliyetçiliğinin öz yapısını belgelemiş bir olayı anlatacağım:

Yıl 21.Kasım 1921... Urfa, Antep, Maraş ve çevresi Fransız işgali altındadır. 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan Yunan kuvvetleri Eskişehir önlerine kadar gelmiştir. Kral Konstantin’in başkanlık ettiği Kütahya toplantısında Ankara’yı ele geçirmeyi hedefleyen taarruz planı tatbike konulmuş ve Eskişehir-Afyonkarahisar önlerine kadar vatan toprakları Yunan’ın eline geçmiştir. Ankara mutlak bir abluka altındadır. Karada-havada Birinci Dünya Savaşı galiplerinin kesin egemenliği vardır. Mustafa Kemal, planını, Sakarya’daki son hesaplaşmaya göre hazırlamıştır. Ankara’ya hiç beklenmeyen bir misafir gelir. Fransız parlamentosu Dış İşleri Komisyonu Başkanı, eski Koloni (sömürgeler) bakanı Henri Franclin Boulillon...

Gelen, Mustafa Kemal’in başındaki Heyete Temsiliye’nin Ankara’ya geliş tarihi 27 Aralık 1919’dan o günlere kadar ilk önemli ziyaretçidir. Mustafa Kemal beraberinde Dış İşleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşek’le onu, istasyonda karşılar ve adı “misafirin-i ecnebiye” köşkü olan daha sonra üzerindeki ünlü Karpiç lokantasının yapıldığı iki katlı mütevazi döşemeli eve misafir edilir.

İngiltere ile Fransa arasında, ele geçirilmiş Osmanlı toprakları üzerinde ve özellikle Sevr’le kararlaştırılmış kıyıdan yoksun İç Anadolu dışındaki toprakların bölüşülmesinde anlaşmazlık vardır. Mustafa Kemal, gelişin asıl sebebine doğru hükmü koyar ve ona, binbir yokluk içindeki Türk Milletinin ırkına has yapısıyla “Ya İstiklal ya ölüm” dönülmez kararını anlatır.

Deneyimli bir siyasetçi olduğu kadar bir fikir adamı olan Henri Franclin Bouillon’u Milli Mücadele Ankara’sının anlatılması güç kararlılık havası büyüler. İşgal altındaki topraklarda tutunamayacağını da anlamıştır. Antep-Urfa-Maraş-Adana, yaşlısı genci, kadını erkeğiyle tek beden halinde karşı koyma gerilla savaşı vermektedir. Öte yandan Yunan kuvvetleri saldırıya geçmiş Sakarya’ya doğru ilerlemektedir. Mustafa Kemal, hukuk tahsilini Fransa’da tamamlamış, Sorbon’da doktorasını vermiş, Dış İşleri Bakanı Yusuf Kemal’le dost olmuştur. Birinci Büyük Millet Meclisinden ihtisas öğrenimlerini Fransa’da yapmış çeşitli mesleklerdeki birkaç milletvekili ile de dost oldukça, layık olmadığı haksız bir kadere karşı milletlerinin haysiyetini koruma yolunda katlanılan fedekarlığı hayranlıkla izlemektedir. Mustafa Kemal, Yusuf Kemal’e der ki: “ Bu adam Yunan ilerleyişinin nerelere varacağını biliyor ve bekliyor. Ben, yarın cepheye gidiyorum. Yunan’ı Tanrı’nın izniyle Sakarya’nın karşısına atacağım. O zaman masaya oturacak ve kendilerine yük olmaya başlayan işgalleri altındaki topraklarımızı bırakacaklar. Sen kendisini idare et.”

Ve dediklerini gerçekleştiriyor.

Mustafa Kemal dünyanın kaydettiği en uzun süreli 21 gün, 21 gece ölüm-kalım savaşı Sakarya’yı mutlak zaferle kazanıp Ankara’ya dönüşünde Henri Franclin Bouillon barış masasına oturuyor; 21 Kasım 1921’de işgal altındaki topraklarımızın, Hatay hariç, devlete kavuşmasını imzalıyor. Milli Mücadele tarihimizin kısaca “Ankara İtilafnamesi” olarak adlandırdığı bu belge Lozan’a kadar milli misak hudutlarımızın temeli olmuştur.

Şimdi size bugün unutulmuş ama Atatürk’ün milliyetçilik yapısı üzerinde misilsiz değeri olan bir olaydan söz edeceğim Mustafa Kemal cephedeyken Yusuf Kemal’le Franclin Bouillon bir taslak üzerinde çalışmışlar anlaşarak parafe etmişlerdi.

8 sayfalık anlaşma metnini dikkatle okuyan Mustafa Kemal, Yusuf Kemal’e: “Bir eksik var, unutulmuş” diyor ve 9. madde olarak şunu ilave ediyor:” Suriye toprakları içinde CABER’de ecdadım Süleyman Şah’ın türbesinin bulunduğu yerde bir kilometre sahasının Türk toprağı olarak kabulü- bir kıta askerimizin orada bulundurulması-Her sabah şanlı sancağımızın merasimle göndere çekilmesi.” Kararlaştırıyor ve sonuncu madde olarak imzalanıyor.

Bu maddenin hükmü 79 senedir(2000 yılı itibariyle) yürürlüktedir.

Şimdi hükümete ve TBMM’ne sormak lazımdır. O ölüm kalım günlerinde bayrağımızın dalgalanabileceği bir karış toprağının bile bulunmaması tehlikesi içindeyken Türk Milletinin yüce bir evladının yad ellerde kalmış mesarını düşünen o yüceler yücesi ve Çağdaş Türk Milliyetçisinin misilsiz kurucusu ve tatbikatçısı Atatürk’ümüzün el yazısıyla anlaşmaya eklediği bu maddenin hükümleri yerine getirilmeye devam ediyor mu?

Unutmayın: Türk varlığını silip süpürmek isteyen tüm şer odakları gizli-açık Türk Milliyetçiliğiyle savaş halindedirler ve olmaya devam edeceklerdir. Her yönü ve yapısıyla ilk günden bugünlere ve yarınlara bu uğraş görünür veya gözler ardında sürüp gidecektir. Türk Milliyetçiliği son yüzyılda zaman zaman ustaca planlarla duraksamalara uğratılmış ve uğratılmaktadır. Yüce Türk Milleti son seçimlerde tarihi mirasın ışığı altında bu suikastin farkında olduğunu ıspatlamış ve devlet hayatında ona söz hakkı ve icra yetkisi tanımıştır. Bu silkiniş ve uyanışı tamamlamak milletimizin müşterek ve bölünmeyi reddeden kutsal şuurunun gereğidir. Ülkenin politika ve fikir kadrosunun hayrın mı, şerrin mi yanında olduğunun tartışılmaz ispatı yer ve safında olduğu fikir/eylem yönüdür.

Yeni Osmanlılar hareketinden Türk Milliyetçiliğini öne geçirmek mübarek himmeti Selanik’te Ziya Gök alp’ın liderliğinde Genç Kalemler’le başlamıştır.

Karşı çıkanlar arasında ünlü şahsiyet Muallim Naci de vardı. O bile bugün hala Suriye’de “Mezar-ı Türk” olarak anılan CEBER’deki Osmanlı’nın temel kurucusu Süleymen Şah’ın kabri için:

Ben bir Türk’üm

“Mezar-ı Türk’ün kalbimdedir yeri”

Der.

Tekrar soruyorum:İnsafsız ve zalim bir abluka altındaki Ankara’da 21 Kasım 1921’de Batıyla imzalanmış ilk anlaşmamız Ankara İtilafnamsei’nde 9. madde olarak Atatürk’ün eklediği bölümdeki imanların en yücesi bu vefa ve kadirbilirlik mirasına bugün sahipmiyiz? CABER’de bir kıta Mehmetçik Süleymen Şah’ın anısına saygı duruşuna devam ediyor mu? Şanlı bayrağımız göndere çekiliyormu?( Not. O tarihlerde Yeni Düşünce Dergisine Halep’ten gelen bir mektupta Suriye’nin Türk Mezarını ziyareti yasakladığı yer alıyordu)

TÜRK MEZARI VE SÜLEYMAN ŞAH

Süleymen Şah (Ölüm:1224) Osmanlı Devletini kuran Osman Bey’in büyükbabası ve Ertuğrul’un babasıdır. Kızıl Boğa adlı bir beyin torunu ve Kaya Alp’ın oğludur. Oğuz aşiretlerinin en meşhurlarından biri olan Kayıhan kabilesindendir. Moğolların taşkınlığına bir set olan Harzem Devleti Cengiz Han tarafından altüst edildiği zaman Süleymen Şah’ta oymağı ile beraber Harzem’in Mahan şehri yakınında oturduğu yeri terk etti. Elli bin kişi ile Erzincan ve Ahlat yakınlarında yerleşti. Yedi yıl kadar sonra Cengiz ölmüş, Harzem Şah Konya Selçukluların en büyüğü olan Alaeddin’e yenilerek ortadan kaybolmuştu. Bunun üzerine Süleyman’ın oymağı asıl vatanlarına dönmek üzere Fırat yolunu takip ile Halep civarından geçerken Caber kalesi yakınında Süleyman Şah atı ile Fırat’a düşerek boğuldu.

Mezarı orada hala “Türk Mezarı” diye anılır. Bu hadise üzerine dört oğlundan Gündoğdu ile Sungur Tekin yollarına devam ederek Horasan’a gitmişler, Dündar Alp ile Ertuğrul dört beşyüz çadır halkı ile birlikte Anadolu’ya dönmüşlerdir.



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.