Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1764
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 7753
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 234
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 756
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1994 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
GAZZE RAPORU-3
GAZZE RAPORU-3 GAZZE’DE SİYASİ DURUM BARIŞ ÇALIŞMALARI GEÇİCİ ATEŞKESLER VE DEVAM EDEN ZULÜMLER SUAT GÜN 28.08.2014   EFENDİ TERÖRİSTLER Gazze ile ilgili çalışmalarım nedeniyle 23 Temmuz 2014 tarihinde bana bir E-mail göndererek çalışmalarımı destekleyen Yazar Yılmaz Dikbaş, tamamı çok sağlam belgelere ve kaynaklara dayanılarak yazılmış, Asya Şafak Yayınları tarafından yayımlanmış “EFENDİ TERÖRİSTLER” adlı kitabından seçtiği alıntılar ve İsrail liderlerinin çeşitli zamanlarda söylemiş olduğu sözleri içeren mektubun metni ibretle sunulmuştur. Sn Suat GÜN; Birinci baskısı Mayıs 2009’da yapılmış olan “EFENDİ TERÖRİSTLER” adlı kitabımdan, yine gündemde olduğu için, bazı alıntıları aşağıda sunuyorum: “Terörün bir savaş yöntemi olarak kullanılması engellenemez. Bizim için terör, bugünkü koşullarda siyasi bir savaşın bir parçasıdır.” İzhak Şamir, İsrail Başbakanı “Ben askerlerimi, Arap kızlarının ırzlarına geçmesi yolunda cesaretlendirdim. Çünkü Filistinli kadınlar Yahudilerin kölesidir ve biz bu kölelere istediğimizi yaparız ve kimse bizden hesap soramaz. Asıl biz herkesten hesap sorarız.” Ariel Şaron, İsrail Başbakanı “Siyonist teröristler, Filistinli Müslüman çocukları, kafalarına sopalarla vura vura öldürdüler.” Prof. Dr. Walid Khalidi, Yazar “Günümüzün Arap dünyası, barbarların dünyasıdır.” Prof. Dr. Benny Morris, İsrailli Tarihçi “Filistinli Müslüman Araplar, iki ayaklı iğrenç hayvanlardır.” Menahem Begin, İsrail Başbakanı “Zaman içinde Filistin’in tamamına yayılacağız.” Prof. Dr. Haim Weizmann, İsrail Devlet Başkanı “Eğer ben sıradan bir İsrail vatandaşı olsaydım ve bir Filistinliyle karşılaşsaydım, yemin ederek söylüyorum ki, ben o Filistinliyi yakarak öldürür ve öldürmeden önce ona eziyet ederdim.” Ariel Şaron, İsrail Başbakanı “Bizim vereceğimiz bir kurban karşılığı, 1000 Filistinli öldürülmelidir.” Michael Kleiner, İsrail Herut Partisi Genel Başkanı “Filistinliler, tıpkı çekirgeler gibi öldürülmelidir… Kafaları kayalara ve duvarlara çarpılarak parçalanmalıdır.” İzhak Şamir, İsrail Başbakanı “Yahudi devletinin sınırları, sonsuza dek kesinleşmeyecektir.” Gelecekteki bir Filistin devletinin sınırları olmayacak; her taraftan İsrail işgaliyle kuşatılmış, İsrail elindeki topraklarla çevrelenmiş olacak David Ben Gurion, İsrail Başbakanı “Yahudi dininin temel ilkesi, ‘Haşmadat Goyim’ yani Yahudi olmayanların imhasıdır.” Haham Rav Leor “Hiçbir ülkenin hiçbir biçimde kesin toprak mülkiyetini kabul etmiyoruz.” David Ben Gurion, İsrail Başbakanı “Parayla toprak almayacağız. Toprakları işgal edeceğiz.” David Ben Gurion, İsrail Başbakanı “İsrail kudurmuş köpek gibi olmalıdır.” Savunma Bakanı Moşe Dayan “Siyonizm, bir tür ırkçılık ve ırkçı ayrımcılıktır. Dünya barışına tehdit oluşturan Siyonizm’i şiddetle kınıyor ve tüm ülkeleri bu ırkçı ve emperyalist ideolojiye karşı çıkmaya çağırıyoruz.” Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı No: 3379, 10 Kasım 1975 ÖNCEKİ SAVAŞLA BU SAVAŞIN MUKAYESESİ İsrail 2003 yılında Gazze’de inşa ettiği yerleşim birimlerini yıkarak Gazze’yi boşalttı. Boşaltmasının sebebi olarak terör saldırılarını önlemek, bununla ilgili güvenlik maliyetlerinden kurtulmayı amaçladığını söyledi. Aslında Arapların artan nüfus artışı karşısında İsrail’in çaresiz duruma düşmesi önemli bir faktördür. O tarihte 8 milyon olan İsrail nüfusunun zaten 2,5 milyonunun Arap olması, buna ilave olarak 1,5 milyonluk Gazze ile birlikte bu rakamın 4 milyon Arap’tan müteşekkil bir yapıya dönüşmesi, buna karşılık 5,5 milyon olan Yahudi nüfusun giderek azınlıkta kalması tehlikesi idi. Boşaltmanın diğer amacı ise; Gazze’nin İsrail iç ekonomik sistemi ile adapte olarak hızlı gelişme göstererek ilerlemesi idi. Gazze’de Yahudilerle Arapların iç içe yaşaması İsrail’in Araplar üzerinde baskı kurmasını engelliyor, dövmek için yeterli vuruş mesafesinin kurulmasını engelliyordu.Yahudilerin zihninde imha edilmesi gerekli düşman algısının yaratılması için bu çekilme mecburiyet haline gelmişti. İsrail Gazze’yi boşalttıktan sonra 10 yıl içinde 8 defa cezalandırma ve imha harekâtı düzenledi. Binlerce masum insanı öldürdü, evlerini yıktı, ekonomiyi felç etmek için ne lazımsa onu yaptı. 2007’e kadar yaptığı 4 harekâtta direnişin giderek artması karşısında çaresiz kaldı. Gazze’yi tecrit etmeye ve boğucu bir ambargo uygulamaya karar verdi. Ambargonun neticelerini görmek üzere 2008 yılında iki defa imha harekâtı düzenledi, halkı korkutup kaçırmaya bölgeyi boşaltmaya çalıştı. 2012 senesine gelinceye kadar bekledi, bu ara hiçbir zaman Gazze’yi bombasız bırakmadı, her istediği zaman Hamas liderlerini, devlet dairelerini vurmaya devam etti. Bazıları şöyle bir yanlış düşünceye kapılabilirler. İsrail karadan, havadan ve denizden operasyon yaptıktan sonra bir dahaki operasyona kadar Gazze’yi rahat bırakıyor, Hamas füze atarsa harekete geçiyor. Böyle bir şey yok… İsrail her zaman ve her yerde, Hamas’a veya düşman saydığı her hedefe karşı bütün sene boyunca saldırmaktadır. Terörist saydığı herkesi tutuklamaktadır, öldürmektedir, sindirme harekâtını kesintisiz bir şekilde sürdürmektedir. İsrail’in 2003 yılından beri Gazze’ye karşı düzenlediği 8 imha harekâtı ve ibretlik isimleri aşağıya çıkartılmıştır. Ekim 2004 – Days of Penitence (Pişmanlık günü) Eylül 2005 – First Rain (İlk Yağmur) Şubat 2006 – Lightning Strike (Hafif Vuruş) Haziran 2006 – Summer Rains (Yaz Yağmuru) Şubat 2008 – Hot Winter ( Kış Sıcağı) Aralık 2008 – Cast Lead (Dökme Kurşun Atışı) Kasım 2012 – Pillar of Defense (Koruyucu Sütun) Haziran 2014 – Protective Edge (Koruyucu hat) İsrail uyduruk gerekçelerle 7 Temmuzda Gazze’ye hava saldırısına başlıyor, 17 Temmuzda kara saldırısı ile direniş mevzilerine ve şehre karadan vuruyor. Azami şekilde hasar vermeye çalışıyor. Sivil halka karşı acımasızca hareket ediyor. Dikkat edilirse başlangıçta karşı tarafı küçümseyen, alaya alan isimlerle yapılan harekât adları, dünya kamuoyu önünde giderek artan meşruiyet krizi karşısında savunma amaçlı isimler almaya başlamıştır. Bu durum bile İsrail’in giderek eskisi gibi serbest hareket edemeyeceğini göstermektedir. Bütün bunlara rağmen Gazze’de direniş bitmiş midir? İsrail’e göre terörün (bize göre mukavemetin, meşru savunmanın, nefsi müdafaanın) alt yapısı çökertilmiş midir? Dünya kamuoyu önünde İsrail’in yaptığı işler meşru görülmüş müdür? İsrail gizli ve açık maksatlarına ulaşabilmiş midir? Yahudi toplumu uzun süreli bir yıpratma savaşına dayanabilir mi? Bu suallerin cevabı İsrail’in aleyhine olacak şekilde bir dönüşüm sürecine girmiştir. Nitekim İsrail geçen savaşta FMT’nın attığı füzelerin tamamını karşıladığı halde bu savaşta ¼’ünü karşılayabildi. Geçen savaşta füzeler İsrail sınırından 7 Km içeri atılamadı. Bu savaşta 160 Km menzilli füzeler atıldı. Hayfa Şehri bile ateş altına alındı. Geçen savaşta, FMT günde birinci hafta 39 füze atabildi, şimdi 144 füze attı. Geçen savaşın 3. Haftasında İsrail’e günde 15, şimdi 97 füze atıldı. Ateşkes kararının alındığı son gün 180 füze attılar. Geçen savaşta 3 ü sivil 10’u asker olmak üzere 13 İsrailli öldü. Bu savaşta İsrail’in resmikabulüne göre 4 sivil 64 asker olmak üzere 68 kişi öldü. (Gayri resmi rakamlara göre ölü asker sayısı 200’den fazla) İsrail’in katliamı geçen savaşta 1534 sivil ve çocuk, şimdi 2140’den fazla sivil ve çocuk, ayrıca Batı Şeria’da da İsrail 34 kişiyi öldürdü. 10 bin’in üstünde insan yaralandı. Netenyahu diyor ki; kazançlı çıktık. Evet, meseleye katliam yönünden, cinayet yönünden bakılırsa kazançlı çıktılar. Askeri yönden bakılırsa inişe geçtikleri görülmektedir. Nur yüzlü bir Filistinli kadın anlatıyor. Şimdiye kadar İsrail saldırıları yüzünden iki oğlum şehit oldu, üçüncü oğlumu da cepheye gönderdim. Pişman değilim. Kassam Direniş Teşkilatı küçük atölyelerde füze imal ediyor. Tanksavar roketlerini ve uzun menzilli füzeleri ilkel atölyelerde kendileri yapıyor. FMT’nın bu savaşta hedef tespiti ve elektronik imkânları kullanarak vuruş ve isabet yeteneğini artırması dikkate şayandır. FMT fedailerinin cesareti, ölüme karşı meyden okuyuşu Bedir Muharebesini, Hz. Ali’nin cenklerdeki cesaretini hatırlatmaktadır. Bir Hamas’lı biz İsrail gibi kadınları ve çocukları öldürmeyeceğiz, sadece bize saldıran askerleri öldüreceğiz diyor. Taraflar arasında meşruiyet çizgisinde ve haklılık kavramlarında tam bir zıtlık var. Biri haksız ve gayri meşru öteki haklı ve sonuna kadar meşru… İsrail bombardımanı yüzünden tünelin biri çökmüş, FMT’nın savaşçıları içeride mahsur kalmışlar. Bu takımdan 5 kişi İsrail tanklarına karşı intihar saldırısı düzenlemiş, geri kalanı tünelde mahsur kalmış. İçecek su yok. Tünelin bir yerinde su sızıntısı buluyorlar. Buraya sünger basarak su topluyorlar, bu suyu içiyorlar. İçeride sadece yiyecek olarak birkaç avuç hurma var, bir tane iftarda bir tane sahurda olmak üzere iki hurma yiyerek 21 gün oruç tutuyorlar. FMT’dan bir mücahit muhasara altında kalmış 6 gün boyunca ağaç yaprağı yiyerek oruç tutuyor. Sonunda şehit oluyor. İsrail’in ağır bombardımanı yüzünden çocuklar şoka girmiş durumda, yaralı çocuğun annesi ölmüş, annemi getirin diye ağlıyor. 10 yaşındaki çocuklar kuşatma altında 6 harekât 3 savaş gördüler. Çocuğun biri konuşuyor, boşu boşuna bomba atıyorlar! Ne istediklerini anlamıyorum. Ben de diğer çocuklar gibi oynamak istiyorum. Niye bomba atıyorlar? Çocukların bu konuşmalar bile İsrail’in ciddi bir meşruiyet krizi ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir. İsrail askeri bazı semtlere girmiş yıkılan evlerdeki kıymetli eşyaları çalmış. Adamın biri yarı yıkılmış vaziyetteki evine gidiyor. Bakıyor, bilgisayarını, televizyonunu almışlar, çekmecede bulunan 10 bin dolarını da çalmışlar. Masanın orta yerine bir tabağa sıçtıkları boku koymuşlar, yanına da bir su bardağına sidik koyup gitmişler. Başta İsrail yönetimi olmak üzere, İsrail askeri ve toplumu çürüme halindedir. Hırsızlık meşru hal sayılmaktadır. DEVLETLERİN POZİSYONU İsrail’in gayri meşru saldırıları başladıktan sonra İngiltere İsrail’e yaptığı silah satışını askıya aldığını söyledi. Brezilya İsrail’in tutumunu gayri meşru ve kabul edilemez olduğunu söyledi. Büyükelçiliğini kapattı. Buna İsrail’in verdiği cevap ise “ diplomatik cüce ifadesi” oldu. Brezilya’nın harekete geçmesi üzerine İsrail Cumhurbaşkanı Rivlin Roussef’i arayarak özür diliyor. İngiltere tarihinin ilk kadın Müslüman Bakanı Warsi Gazze’deki katliama sessiz kaldığı için hükümetini eleştirerek görevinden istifa etti. Bütün dünya İsrail’in yaptıklarını nefretle kınadı, dünyanın her yerinde protestolar yükseldi. Fransa gibi Yahudilerin sisteme hâkim olduğu yerlerde protesto gösterilerine müsaade edilmedi. Hollywood gibi Yahudilerin hâkim olduğu kurumlar İsrail’in zulmünü desteklediler. Bundan önceki İsrail harekâtları da aynı şekilde vahşice ve teröristçe olmuştur.2011 de Goldeston Raporu ile İsrail’in katliam yaptığına dair karar çıkartılmış, daha sonra ABD’nin baskısı ile bu kararı düzelttiler. Yanlışlıkla ve hata ile yapılmıştır dediler. 2014’de yeni bir rapor hazırlandı. İsrail’in suçu, savaş cinayeti işlemek olarak tanımlandı. Bunun üzerine AB ülkeleri İsrail’e karşı tutum değişikliğine gittiler. Bu harekât başladığında ABD açık destek verdi İsrail’in kendini koruma hakkı vardır dedi. AB’nin ve İngiltere’nin tavrı ABD’nin tavrına uygun olarak değişti. Almanya, Fransa İsrail yanlısı hareket etti. HAKLI SAVAŞ KAVRAMI Bir savaşın haklı olmasını meşru kılan en önemli gerekçe; sebebi, gayesi/ amaçları, uyguladığı yöntemler, statükoya ve yerleşik harp kaidelerine uygun olup olmadığı yönünden araştırılır. İsrail’in Hamas’ı suçlu gösterme ve terörist ilan etme yönündeki bütün gerekçeler gayri meşrudur. Bir defa saldıran kendisidir. Gerekçe yaratmak için provokasyon yapan kendisidir. Gazze Arapların en az 2500 seneden beri yurdudur. Arapları yurtlarından sürmek isteyen kendisidir. Bir halkı yıldırma yolu ile yurtlarından sürüp çıkarmak hiçbir zaman meşru değildir. İngiliz Manda Yönetimi’nin teşviki ile ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan bir devletin dedelerinin yurdu olduğunu gerekçe göstererek “dağdan gelip bayırdakini kovmasının” hiçbir meşruiyeti yoktur. Araplar bizi buradan söküp atmaya çalışıyorlar demesinin ve bunu gerekçe göstererek insanları tarihi yurtlarından kovmaya, silip atmaya çalışmasının hukuki hiçbir geçerliliği yoktur. Son harekat çerçevesinde dahi konuyu ele aldığımız taktirde; Kim kime hücum etti öncelik, sonralık sırası, saldırı kimlere karşı yapıldı, gerekçesi ne idi, orantılı silah kullanıldı mı? Kitle katliamına yol açan, öldürürken büyük acı veren silahlar kullanıldı mı, kullanılmadı mı? Sivil hedeflere karşı, kullanılan silahların gerekçesi, pozisyonu, sapma ve şaşırma ihtimalleri göz önüne alınarak kimin kime tecavüz ettiği tespit edilebilir. Gerekçelerin hukukiliği ve geçerliliği, gelişmiş silahların mütekabiliyeti ve taarruz kabiliyeti göz önüne alınarak hüküm verilir. Gazze direnişi Tel Avivi kuşatsa orantısız silah kullansa sivil halkı öldürmeye teşebbüs etse ve bu operasyonu ilk önce FMT başlatsa deriz ki İsrail kendini korumak için meşru müdafaa yapıyor. Düşünün bir şehrin tepesinde İsrail savaş uçaklarının vızıltısı hiç bitmiyor. Dakikada 10 büyük hava saldırısı yapıyorlar. 100 bin nüfuslu bir mahalleyi (bir semti) yerle bir ediyorlar, şehrin hava savunması yok, kaçışan sivil halka ateş ediyorlar, zulmü görüntüleyen basın mensuplarını vuruyorlar. Sonra da diyorlar ki İsrail teröre karşı savaşıyor, kendini müdafaa ediyor(!) Batı Şeria’daki tek bir olay bile İsrail Devletinin meşru çizgide olmadığının delilidir. Bir Arap gencin kullandığı kepçe sağa sola dönerken yol kenarında park etmiş bir otobüse çarparak deviriyor, otobüsün yanından geçmekte olan 2 Yahudi ölüyor. Normal bir devlet, normal bir hukuk devleti ne yapması lazım? Genci yakalar, sorgular, sebebini anlar, bu iş kasten mi, istemeden mi (taksiren) olmuş, teknik bir arızadan dolayı mı vuku bulmuş, kasten böyle yaptı ise örgüt bağlantısı nedir? Bunu araştırıp, mahkemeye sevk edip ceza vermesi beklenir. İsrail ne yapıyor? Polisler olay yerine koşuyor, gencin araçtan inmesini söylüyorlar, inerken üzerine kurşunları boşaltıyorlar, Kepçe operatörünü sorgulamadan öldürüyorlar. Böyle devlet olur mu? Bir Arap genç bir olaya bir gösteriye katılırsa gidip o ailenin evini yıkıyorlar. Böyle bir zulüm böyle adalet dünya tarihi boyunca görülmemiştir. Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığı hadisesi bile bunun yanında hiç kalır. Bu ve benzeri olaylar direnişi besleyen adaletsizlik kaynaklarıdır. Gazze zaten abluka altına alınmış, dış dünyayla ilişkisi kesilmiş, nüfus yoğunluğu açısından son derece sıkışık, yaşam şartları insanlık dışı olan bir yerdir. İçeriye girecek gıda maddesinin miktarına kadar İsrail kontrol ediyor. Taş üstüne taş koymak İsrail’in iznine bağlı. Elektrik, su kullanımı, hastanelere giren ilaçların ne olduğuna İsrail karar veriyor. İnsanların fakirliğin on üç derece altında ve sürünme seviyesinde yaşamaları hayat standardı haline getirilmiş, çalışmanın ve kazanmanın bir anlamı kalmamıştır. Bir anda bir İsrail hücumu ile bütün varlıklarınızı kaybedebiliyorsunuz. Böyle bir yerde insanlık dışı bir vahşetle üzerinize saldırılmakta, fakru zaruret içinde yaşamak bir hayat tarzı olarak dayatılmakta, buna itiraz edenler terörist olarak yaftalanmakta, halk böyle bir ortamda yaşamaya zorlanmaktadır. Maalesef BM başta, uluslararası güçler, bu vahşeti yaşatan İsrail’i haklı görmektedir. Hal böyle olunca da İsrail fütursuzca yeni bir vahşet tezgâhlamakta senelerden beri zulümlerine devam etmektedir. Başta ABD olmak üzere, İngiltere, Almanya ve Fransa, bu katliamlarda hâlâ İsrail’i haklı görebilmektedir. İsrail’in kendini koruma hakkından söz etmektedirler. BM dahi barışçıl bir tavır takınıp, bir an önce akan kanı durdurmak yerine, İsrail’i yüreklendirecek bir tutum içinde Hamas’ı kınamaktadır. BAŞLANGIÇTAN İTİBAREN İSRAİL’İN MAKSADI İsrail kurulduğu günden itibaren etrafını boşaltarak alan açarak genişlemeye çalışmaktadır. Bu hedefi gerçekleştirmek için İsrail 1967`den beri Filistin`de 25.000 ev tahrip edip 160.000`den fazla Filistinliyi evsiz bırakarak göçe zorlamıştır. Son Gazze saldırılarında tahrip edilen ve kullanılamaz hale getirilen ev miktarı 10.000 civarındadır. Filistinliler tehdit ve yıldırma sonucu Lübnan, Suriye, Ürdün, Mısır gibi komşu ülkelere göç etmek zorunda kalmış, bir kısmı Avrupa’ya ve Amerika’ya yerleşmiştir. Evsiz bırakılan Filistinli sayısı öldürülen Filistinli sayısından kat be kat fazladır. Bölgenin boşaltılması maksadıyla bu tür operasyonlar maksatlı olarak yapılmaktadır. İsrail`in birkaç yıldan beri nispeten daha büyük askeri operasyonlar yapmaktadır. Bunların esas maksadı Filistin’in kurumsallaşmasını engellemek, alt yapısını çökerterek yıldırmak, sil baştan yaptırarak bıktırmak, kadın ve çocukları öldürerek soykırım yoluyla ileriki yıllar için insan kaynağı potansiyelini sınırlamak olarak sayabiliriz. Siyasi gözlemcilere göre İsrail tarafından yapılan son saldırının ana sebebi ise Hamas ve El Fetih uzlaşmasıdır. Hamas ve El Fetih arasında “Birlik Hükümeti” kurulması İsrail’i çileden çıkartmıştır. Yıllardan beri Filistin liderliğini bölmek için her çareye başvuran İsrail’in istihbarat ve psikolojik harp unsurları feci bir darbe almıştır. 23 Nisan 2014 Hamas ve El Fetih ilk kez uzlaşarak birlik hükümeti kurulması ve 6 ay sonunda genel seçime gidilmesi kararı almıştı. İsrail Filistin’in birlik beraberlik içinde olmasını değil bölünmüşlük parçalanmışlık içinde kalarak ülkelerini terk etmelerini görmek istemektedir. Bir Yahudi düşünür şöyle demektedir. “Pek çok Siyonist Allahın varlığına inanmaz ama Allah`ın Filistin’i kendilerine vaat ettiğine inanır.” Türkiye’nin, tek bir Filistin devleti kurulması için çaba sarf etmesinin, bu konuda hem FKÖ tarafına hem de Hamas tarafına gerekli telkin ve tavsiyelerde bulunmasının faydalı olacağı değerlendirilmelidir. Aynı çabaların İsrail’e karşı direnişin artırılması ve ambargo ve kuşatmanın kaldırılması yönünde sürdürülmesi gereklidir. Hamas haklı olarak, Gazze’ye olan ambargo kaldırılmadan ve esir olan Filistinliler serbest bırakılmadan bir ateşkese yanaşmayacağını söylemiştir. Diğer taraftan İsrail’in Hamas’ı askeri anlamda çökertmeden geri çekilmeyeceği bu savaşı burada bitirmeye niyetinin olmadığını göstermiştir. Ateşkesten sonra İsrail üst düzey liderlerinin beyanları bu istikamette olmuştur. İsrail’in, Gazze’den kolay kolay çıkamayacağı anlaşılmıştır. Nitekim ateşkesten sonra İsrail devlet adamlarının beyanları bu istikamettedir. Netenyahu; “Hamas’a ne hava limanı, ne deniz limanı verdik, Hamas’ın alt yapısını çökerttik. Hamas zannediyor ki biz bütün şartları kabul edeceğiz. Hiçbir şeyi kabul etmedik, etmeyeceğiz. Hamas dedi ki sadece ateşkes istiyoruz, başka bir şey istemiyoruz. Biz de ateşkes yaptık.” “İsrail’i emniyete aldık. Askeri gücümüz, kudretimiz düşmanları kahredecek kadar kudretlidir. Ben kışlaya askerlerimize teşekkür etmek için ziyarette bulundum. Askerlerimizden biri bana dedi ki; karım bana kızıyor, bu Hamas’ın işini neden bitiremeden geldiniz? Dedim ki Tv. de gördüğün şeylere inanma, Hamas diye bir şey kalmadı, hepsini mahv ettik. Askerimiz böyle söylüyor. Durum budur.” “Askerimizin ve milletimizin kahramanlığını tarih bir kez daha yazdı. Hamas’a ağır darbe vurduk karşı taraftan 2000 kişiyi ve komutanlarını öldürdük, Hamas’ın gücünü gerilettik.” “Mahmut Abbas sorumlu devlet başkanı olarak Hamas’la birlikte olmaya devam edip etmeyeceğine karar vermesi gereklidir.” “Hamas İŞİD’den daha büyük ve sayıca daha fazla militan barındıran örgüttür. Yaptığımız işin büyüklüğünün anlaşılması gereklidir. Halkımıza teşekkür ediyorum. Halkımız sabırlı ve cesaretlidir.” Netenyahu’nun bu konuşmalarından ne anlaşılıyor? Aynı kafa aynı mantık devam edecektir. Bu harekâta başlangıçta İsrail halkının %83’ü destek veriyordu, sonunda bu destek %38’e kadar düştü. Hiç kimse Netenyahu ve hükümetine inanmaz oldu. Sertlik çizgisi, onu dayatacak gücünüz varsa işe yarar. Diplomasi iki taraflı bir gerilimde daha güçlü olan taraf üzerinde zorlanan bir şeydir. Sert gücün kullanılması her zaman çok tehlikeli ve başarısızlık halinde telafisi mümkün olmayan bir vasıtadır. İsrail ABD’nin dünya liderliğinin aşındığı, kayıtsız şartsız desteğinin giderek mümkün olmayacağı bir aşamaya doğru ilerlerken; İsrail’in sert güç kullanma ile ilgili araçlara ağırlık vermesi, komşularıyla geçimsizliği esas alan bir yolda ilerlemesi, tutarlı bir strateji olarak görülmemektedir. İsrail 1967’den beri süre gelen alışkanlıklarına devam ederek, komşularını ve Müslüman halkları, kafaları kırılması gereken düşman unsurlar olarak görmeye devam ettiği müddetçe, bölgede kalıcı bir barış tesis edilemeyeceği anlaşılmıştır. İsrail’in bölgeyi boşaltmak, etrafındaki direnişi kırmak, zapt ettiği toprakları sindirmek için her türlü vasıta ile şiddet politikasına devam edeceği anlaşılmaktadır. FİLİSTİN SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞI İsrail’in kuruluşu ile birlikte 1948’den itibaren Filistin’de sorun başlamış, 1967 6 Gün Savaşı’ndan sonra bu sorun ağırlaşarak devam etmiştir. 1967`den beri Filistin halkı göçe zorlanmaktadır, 1922`de İngiliz mandası altındaki bölgede 750 bin kişi yaşamakta ve bunların 84 bininin Yahudi olduğu ifade edilmektedir. 1918-1948 yılları arasında 480 bin Yahudi yerleşimci bölgeye yerleşmiş ve 750 bin Filistinli Arap yurtsuzlaştırılmış, o tarihte 1 milyon 070 bine ulaşan nüfusun 720 binini Yahudilerin oluşturduğu ifade ediliyor. 1948-1967 arasında ise bölgeye 1,3 milyon Yahudi yerleşimci geldi, 440 bin Filistinli daha yerlerini terk etmek zorunda kaldı. 1967`de sürgünde yaşayan Filistinli sayısı 1,1 milyondu. 1967`den 2008`e kadarki sürede ise 1,8 milyon Yahudi yerleşimci daha bölgede iskân edildi ve günümüzde yerinden edilen Filistinli Arapların sayısı 5,3 milyona ulaştı. İsrail’in toplam 8.146.300 olan nüfusunun 2,5 milyonu Arap’tır. Saf Yahudi nüfus 5,5 milyon civarındadır. İsrail toplam nüfusa göre ülkeler arasındaki sıralamada 96 ncı sırada, Filistin 4.550.368 olan nüfusu ile 126 ncı sırada yer almaktadır. Filistin nüfusunun yaklaşık 1.800.000`i Gazze şeridinde geri kalanı Batı Şeria’da yaşamaktadır. İki bölge arasında bağlantı yoktur. Ulaşım İsrail toprakları üzerinden sağlanmaktadır. İsrail hükümetleri yeni yerleşim bölgeleri açarak, Filistin halkın ekonomik ve sosyal olarak boğarak bölgeyi terk etmeye zorlamaktadır. Bu sorun, İsrail yönetimlerinin aynı zihniyetle devam ettiği müddetçe bitmeyecek, gittikçe azarak kronik hale gelecektir. BATININ KUDÜS KONUSUNDAKİ TUTUMU Yahudi Tarihçi IIan Pappe; Kudüs’ün mülkiyetini şöyle yorumlamaktadır; “Batı`ya göre (Haçlı Seferlerinin de sebebi olan) Kudüs aslında kendilerine aittir, yani Filistin (aslında Müslümanlar) Kudüs ve çevresinde işgalcidir. 11nci yüzyıldan 19 ncu yüzyıla kadar Kudüs`ü bu işgalden kurtarmak için çaba sarf etmişlerdir. Nihayetinde kontrolü ele geçirdikten sonra orada İsrail devletini kurmuşlar ve hâkimiyetini muhafaza etmek için tüm imkânlarını bölgeye akıtarak varlıklarını korumaktadırlar. İsrail sadece Kudüs`ü garanti altına almakla kalmamakta İslam Dünyasının kalbine saplı bir bıçak gibi Avrupa ve ABD`nin bölgede ileri karakolu olarak görev de yapmaktadır. Her ne kadar Dünya`nın her yanından pek çok vicdan sahibi kişinin İsrail`in Filistinlilere uyguladığı göçe zorlama, göç etmeyenlerin soykırıma uğratılmasına insani gerekçelerle karşı durmaya çalışsalar ve hatta BM hiç biri uygulanmayan 280 tane yaptırım kararı almış olsa da işin özü budur. Manzaranın bütününe baktığımızda; İsrail Kudüs`ü işgalden kurtarma görevini Batı medeniyeti adına üstlendiğinden Hıristiyan Batı dünyası tarafından sonuna kadar desteklenmektedir. 8 yüzyıl boyunca haçlı seferleri ile Kudüs`ün alınması için harcadıkları maddi kaynaklar ve bu uğurda hayatını kaybeden haçlı ordularının toplam 800 yıllık kaybı göz önüne alındığında, Filistin`in kaybı Batının gözünde bir değer ifade etmemektedir. Bu durumda İsrail`in asıl amacının öldürmekten ziyade Kudüs ve civarını boşaltmak için insanları yıldırmak, göçe zorlamak, İsrail’in müesses yapısını pekiştirmek olduğunu söyleyebiliriz. İSRAİL’İN BÖLGEYE HÂKİM OLMA VE FİLİSTİN HALKINI SİNDİRME PLANININ TARİHİ SEYRİ Müslümanların ilk kıblesi Kudüs’tür. İslâmiyet ile Kudüs-ü Şerif arasında kurulan ilk manevi bağ, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) İsra hadisesi ile kuvvetlenmiş ve bu Mukaddes Şehir Hz. Ömer (r.a) zamanında miladî 636 yılında Müslümanlar tarafından fethedilmiştir. Filistin 1071 yılında, Selçuklu yönetimine girdi, Kudüs bir Selçuklu şehri haline geldi. 1099 tarihinde Kudüs Haçlıların işgaline uğradı, 88 yıllık haçlı idaresinden sonra, 1187 yılında Selahattin Eyyübî tarafından geri alınmıştır. Kudüs 1233-1244 tarihleri arasında 11 yıl Fransa`nın yönetiminde kaldıktan sonra tekrar Eyyübîlerin eline geçmiştir. Kudüs-ü Şerif; 1243 yılında uğradığı Moğol istilasından sonra, bir müddet Moğol işgali altında kalmış, 1259 yılında Memluklular tarafından geri alınmış, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim`in Mısır`ı fethi ile birlikte Osmanlı İdaresine girmiştir. 400 yıl Osmanlı idaresinde kaldıktan sonra, 9 Aralık 1917 tarihinde Gazze Muharebelerini kaybetmemiz üzerine İngilizlerin eline geçmiştir. Filistin`de manda yönetimi kuran İngilizler, Kudüs-ü Şerif-i Filistin`in başkenti yapmış; İsrail işgal Devletini kurduktan sonra İngilizler,1948 tarihinde Filistin`den çekilmişlerdir. Bu tarihten itibaren Arap-İsrail çatışmaları başlamıştır; 1967 Savaşında Filistin`in tamamını işgal eden İsrail bu gün, Kudüs-ü Şerif`e ve Mescid-i Aksa`ya hâkim durumdadır. Filistin Devleti de tamamen İsrail`in egemenliği altındadır. Tabi devlet hükmündedir. Henüz Dünya tarafından bağımsız bir Devlet olarak tanınmamaktadır. Filistin’in dış dünya ile kara, deniz ve havadan irtibatı yoktur. Filistin halkının elinde bulunan yerleşim birimlerinin giriş ve çıkışları İsrail Ordusu ve güvenlik kuvvetleri tarafından kontrol edilmektedir. Bir biri ile irtibatı kesilmiş kantonlar haline getirilmiş Filistin yerleşim birimlerinin etrafı kalın ve yüksek duvarlarla çevrilerek kontrol altında tutulmaya ve tamamen sindirilmeye çalışılmaktadır. Filistin Bölgesinde, şehirlerarası oto yollar; kavşaklarında ve kritik noktalarında kurulan, kamera ve elektronik cihazlarla donatılan çelikten, yüksek gözetleme kuleleri vasıtasıyla halk kontrol edilmektedir. Bu kulelerde askerler nöbet beklemektedir. Yine, Filistin Bölgelerinin çevrelerinde, modern siteler halinde, çevreleri yüksek tel çitlerle çevrilmiş, aynı zamanda, güvenlik güçleri için üs vazifesi yapan, yeni “Yahudi Yerleşim Bölgeleri” inşa edilmiştir. Filistin Yerleşim Bölgelerinin giriş-çıkışları kontrol edildiği gibi, Mescid-i Aksa ve Harem-i İbrahim gibi kutsal yerlere giriş-çıkışlar da, İsrail Askerleri ve Güvenlik Kuvvetleri tarafından tesis edilen nöbet kulübeleri ve karakolları ile kontrol edilmektedir. Genç Filistinlilerin, Mescid-i Aksa`da düzenli olarak, beş vakit namaz kılmalarına müsaade edilmemekte, yasağa uymayanlar kameralarla tespit edilerek, iki ay Mescid-i Aksa`ya girme yasağı uygulanmaktadır. Bakım ve onarımı İsrail`in insafına kalmış olan Mescid-i Aksa mahzun ve sahipsiz bir mabet durumundadır. Süleyman Aleyhisselamın Mabedinin kalıntıları ve yerini aramak bahanesi ile Mescid-i Aksa`nın altı, açılan tüneller vasıtasıyla oyularak, bu mabedin yıkılmasına sebep olacak çalışmalar yapılmaktadır. Böylece Müslümanların Kudüs-ü Şerif ile olan manevi bağlarının koparılmasına çalışılmaktadır. Kudüs-ü Şerif, El Halil Şehirleri ile Harem-i Şerif ve Harem-i İbrahim`de ikamet eden Filistinliler, izinsin olarak buralardan çıkarlarsa bir daha bu yerlere alınmamaktadırlar. Kudüs-ü Şerif`te, Mescid-i Aksa`nın çevresindeki Filistinlilere ait evlerin İsraillilere satılması için baskı uygulanmakta, bu mülklerin sahipleri açlık sınırında yaşamaya zorlanmaktadır. İş kurma veya iş bulup çalışma imkânları kısıtlanmakta, mecbur kalıp, Kudüs-ü Şerif dışında iş bulup iki yıldan fazla çalışmak durumunda kalanların, Kudüs-ü Şerifte ikamet izinleri iptal edilmektedir. Onarım ihtiyacı gösteren, Mescid-i Aksa çevresindeki Filistinlilerin evlerine onarım ruhsatı verilmeyerek yıkılmaya terk edilmekte, izinsiz onarım yaptıranlara ağır cezalar verilmektedir. Filistin topraklarında tam bir İsrail işgali ve zulmü hüküm sürmekte, Filistin Halkına açık hapishane hayatı yaşatılmaktadır. SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ TAVSİYELERİ 19 Temmuz 2014 Cumartesi günü İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği IDSB`nin organize ettiği "Gazze Krizi Değerlendirme Toplantısı"nda çözüm yolunda alınan karar şöyledir; Öncelikle kalıcı bir ateşkesin temini ve bu haksız saldırının bir ana önce durdurulması için baskı kurulmalı, İlaç, tıbbi malzeme, yakıt gibi insani yardım ihtiyaçları çıkartılarak acilen bir yardım kampanyası başlatılması hususu görüşüldü. El Ariş limanı üzerinden bir yardım gemisi gönderilmesi konusunda neler yapılabileceği değerlendirilmelidir. İİT, BM ve Arap Birliği üzerinde STK’lar olarak baskı oluşturmak gerektiği kararlaştırıldı. Savunmayı güçlendirecek desteğin verilmesi önemi vurgulandı. Yasak silahların kullanılması ve hedef gözetilmeksizin sivil hedeflere yönelik saldırı çerçevesinde hukuki yollar üzerinde durulması kararı alındı. Tüketim boykotu somut netice almak için tanınmış 3 marka üzerinde yapılması kararlaştırıldı. Musevi cemaatiyle görüşülebilir. Batı dünyasından etkili STK’larla işbirliği kurularak uluslararası destek temin edilmemesi düşünüldü. İDSB üyeleriyle temasa geçilerek İslam âleminden destek sağlanması karar altına alındı. İmza kampanyaları başlatılabilir. Kanaat önderlerinin ve sembol isimlerin meseleyi halka anlatmada destekleri temin edilmeli Her eve bir bayrak kampanyası başlatılabileceği fikri paylaşıldı. Medya faaliyetlerinin üzerinde durulması gerektiği ifade edildi. Meseleyi hem kendi açımızdan hem de İsrail ve Batılı Hükümetler gözüyle görebildiğimizi düşünürsek, çözüm önerilerini kısa, orta ve uzun vadeli çözüm önerileri olarak planlamak zorundayız. Çünkü sorun kısa vadede oluşmuş bir sorun değildir. Kökleri asırlar öncesine dayanmakta ve dialogla ve bir kalemde çözülmesi mümkün olmayan sorunlar yumağıdır. İSRAİL’İN GİZLİ AJANDASI Bu arada, 90 yaşında ve hala dinç olan ünlü İsrailli solcu felsefeci Uri Avnery ülkesinin en yeni takıntısını fark etmiş: IŞİD’in (Irak Şam İslam Devleti) Irak/Suriye “hilafet”iyle batıya saldırarak Şeria Nehri’nin doğu kıyısına ulaşması tehdidini şöyle yorumluyor. “Netahyahu dedi ki, IŞİD eğer Şeria Nehri’ndeki yerleşik İsrail garnizonları tarafından durdurulmazsa, Tel Aviv’in kapısına dayanacaklar.” Tabii ki işin aslı şu ki IŞİD, Irak ya da Suriye sınırından Ürdün sınırını geçmeye kalktığı anda İsrail hava kuvvetleri tarafından ezilecektir. Her halükarda bunun önemi şu; eğer İsrail (kendi topraklarını IŞİD’den korumak için) ordusunu Ürdün’de tutarsa, gelecek “Filistin” devletinin sınırlarının olmayacak; İsrail toprakları tarafından çevrilmiş, İsrail işgaliyle kuşatılmış olacak. Netenyahu’nun yaptığı son basın toplantısında buna vurgu yapması niyetlerinin ne olduğunu açığa vurmaktadır. İran ve Bağdat üzerinde düşürülen İsrail’e ait insansız uçakların varlığı bu niyeti deşifre eder niteliktedir. İsrail’in eski istihbarat şefi Amos Yadlin’in New York Times’ta op-ed (serbest kürsü) yazısında belirtildiği üzere İsrail askeri gücünü Hamas’ı yok etmek için kullanmak istiyor. İsrail’in Amerika Büyük elçisi Micheal Oren tarafından yazılan The Washington Post’un op-ed bölümündeki yazısı daha keskin. Oren İsrail’in Batı’daki dostlarına bunun dışında kalmamalarını ve hepsinden önemlisi İsrail işini tamamen bitirmeden ateşkes temin etmeye kalkışmamalarını söylemektedir. Diplomatik oyunlar kimin kiminle pazarlık ettiği kimin eli kimin cebinde olduğu belirsizlik taşımaktadır. İlk olarak, Mısır (Sisi’nin Hamas’a düşman olan Mısır’ı /Mursi’nin Mısır’ı değil.) İsrail’le istişareden sonra Hamas’a bilgi dahi vermeden ateşkes şartlarını açıkladı. Daha sonra, dünya güçleri Mısır’ı dışarıda tutup Katar ve Türkiye aracılığıyla Hamas’la müzakere etmeye çalıştı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin bu girişimini gizlice dinleyen İsrail John Kerry’i “ihanet”le suçladı. İsrail’in niyeti sonuna kadar ABD desteği altında Hamas’ı yok edecek bir formül üzerinden uzlaşmaya varmak, Hamas’ı meşru gören güçleri devre dışı bırakmak olduğu anlaşılmaktadır. Wallerstein İsrail’in niyetini şöyle değerlendirmektedir. “İsrail Hamas’ı bir örgüt olarak yok edebilir. O vakit, elde edecekleri tabii ki bir grup uysal Filistinli değil.” AB’NİN TUTUM DEĞİŞTİRMESİ İlk defa, Avrupa Birliği (AB), İsrail’le ticari ilişkiler için yeni kurallar hazırlanacağını deklare etti. Temmuzda, AB İsrail’le olacak gelecekteki bütün ticari anlaşmaların AB’nin İsrail’in bir parçası olmadığını düşündüğü Batı Şeria, Doğu Kudüs ya da Golan gibi yerlerin bu anlaşmalarda kapsanmadığının belirtilmesi gerektiği direktifini verdi. AB’nin dış politika şefi Catherine Ashton, AB komisyonlarından yedisiyle çalışıp 1 Ocak 2014 gibi standart bir kurallar bütünü oluşturarak bu direktifi yerine getirmenin yollarını arıyor. İsrail en azından şu özellikleri taşımayan herhangi bir anlaşma yapmaya hazır değil: Kudüs’ten doğuya doğru genişleyen (Batı Şeria’nın yaklaşık % 5’i) büyük yerleşim bloğunun hepsinin korunması; Doğu Kudüs üzerinde egemenlik; Filistin devletinin silahlı gücüne ciddi kısıtlamalar getirilmesi; “Filistin devletinin Ürdün sınırına İsrail birliklerinin yerleştirilmesi.” Filistinliler zamanın iki nedenden ötürü kendilerinden yana olduğuna inanıyor: Avrupa Birliği’nin yeni tutumuyla ortaya koyduğu üzere dünya çapında İsrail’in gayrimeşruluğunun artması ve İsrail içinde yerleşik Arapların nüfusundaki artışın yol açtığı demografik dönüşüm. Filistinlilerin harp sanatını öğrenerek cesaretle mukavemet etmesi şartları değiştiren etkenlerden bazılarıdır. Statükonun sürmesi uzlaşmayı temin eden parametrelerin mümkün olduğunca devam etmesiyle mümkündür. Şartlar ve dengeler değişince statüko da değişir. Geçen on yıl süresince, statükonun çöküş anının ne kadar beklenmedik bir zamanda olabileceğini ve statükonun çöküşünün sonuçlarının ne kadar belirsiz olduğunu biliyoruz. ATEŞKESLER KALICI OLACAK MI? Modern dünyadaki bazı “ateşkesler” dört yüzyıl boyunca sürmüştür. Daha yakın dönemlerde ise, Kore yarımadasında ve Keşmir’de yarım yüzyıldan fazla süren “ateşkesler” olmuştur. Bazı “ateşkesler” oldukça kalıcı gözükmektedir. Filistin’de neden ateşkesler geçici olmuştur? Neden yapılan ateşkesin sonunda yeni bir çatışmanın tohumları atılmıştır? Neden 1948’den beri sorun devam etmektedir? Bekanın devamı için daima ezici güç mü kullanmak lazımdır? Bütün bu soruların cevabı siyaset bilimcilerin felsefi yorumlarına tabidir. Filistin’deki çatışmanın özü başlangıçta tarafların neyi nasıl anladıkları ve ne anladıkları noktasında düğümlenmektedir. Birinci sorun, egemenliğin tanımıdır. Doğal olarak Filistinliler egemenin “egemen” anlamına geldiğini düşünüyorlar, yani herhangi egemen bir devletin sahip olduğu güçlerin aynısına sahip olan bir devlet. Askeri, ordusu, parlamentosu, adalet mekanizmaları olan bir devlet! İsrail’in radikal liderleri iki ayrı Filistin Devleti’nin varlığını kabul etmediği gibi; İki devlet terminolojisini kabul eden İsrail politik liderleri bile, ‘kısıtlı bir egemenlik’ biçimini düşünmektedirler. Kaldı ki kısıtlı bir devlet kurulsa bile; böyle bir Filistin devleti ne çeşit bir askeri güce sahip olacaktır? Hava sahası izinlerini bütünüyle kontrol edebilecek midir? Sınırları üzerinde sınırsız bir kontrole sahip olacak mıdır? Bu suallerin cevabı yok… Kaldı ki İsrail ateşkes görüşmelerinde bile Hamas’ın silahsızlandırılmasını şart koşmaktadır. İkinci sorun bahsedilen devletin sınırlarıdır. Hem Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) hem de Hamas, 1967 sınırlarını kabul etmenin hali hazırda kendi tarafları için muazzam bir taviz olduğunu düşünmektedir. Kesin olarak, bundan daha azını elde etmeyi beklememektedirler. Fakat bahsi geçen sınırlar 1967 sonrasında İşgal Edilmiş Topraklardaki Yahudi yerleşimlerini ve Doğu Kudüs’ü kapsamaktadır. İsrail bu sınırlarda küçük düzenlemeleri belki kabul edilebilir. Fakat küçük, gerçekten de küçük hatta minicik düzenlemeler anlamına gelmektedir. Üçüncü sorun ise İsrail’in iç demokrasisidir. Yahudi olmayan İsrailliler, Yahudi İsraillilerden daha sınırlı haklara sahip olmaya devam edecek midir? Bu soru, merkezi bir önem taşıyan ve çok az tartışılmış bir sorudur. İsrail’de yaşayan iç Arapların geleceği nasıl olacaktır? Dördüncü sorun, geri dönüş hakkı denilen haktır. İsrail, İsrail’e gelmek isteyen herhangi bir Yahudi’nin sınırsız geri dönüş hakkı olması temelinde kuruldu. İsrail’den kaçan (ya da zorla göç ettirilen) Araplar, geri dönüş hakkı talep etmektedirler. Bu sorun, tarihsel tartışmanın tamamında en çetrefilli sorun olagelmiştir. Bu bir demografi sorunu olduğu kadar toprak sorunudur da. Eğer tüm diğer sorunlar kendilerinin uygun olduğunu düşündüğü haliyle çözülürse, Filistinliler bu sorun üzerinden sadece sembolik bir jesti kabul edebilirler. Beşinci sorun, İşgal Edilmiş Topraklarda hali hazırda mevcut bulunan Yahudi yerleşimlerinin ne olacağı sorunu var. Filistinlilerin, bu yerleşimlerden bazılarının bulundukları yerde kalmalarını söyleyebilecekleri düşünülebilir. Ancak, yerleşimcilerin Filistin devletinde kalmaya veya yerleşimlerin boşaltılmasına razı olması çok zor gözükmektedir. İşgal edilmiş topraklarda yeni yerleşimlerin kurulmasının önünü açan İsrail kararı, müstakbel barış görüşmelerinde geri dönüşü çok zor bir “oldubitti” (faits accomplis); yaratma niyetiyle kurulmuştur. ŞARTLARIN DEĞİŞMESİ KARŞISINDA ŞARON PLANI YÜRÜR MÜ? Şaron’un planı nedir? Arapların çoğunlukta, Yahudilerin azınlıkta olduğu bölgelerin boşaltılmasını planlıyordu. Gazze ilk adımdı, ardından Batı Şeria’daki çeşitli dağınık bölgeler geldi. Aynı zamanda Yahudi yerleşimcilerin çoğunlukta olduğu bölgeleri birleştirmeyi planladı. Bu tabii ki Doğu Kudüs’ü de kapsıyordu. Fakat plan aynı zamanda etrafına duvar örülmekte olan Batı Şeria’daki üç yerleşim bölgesini de kapsıyordu. Şaron daha sonra da Filistinlilere ciddi hiçbir ‘askeri güce’ sahip olmamaları ve İsrail’i ve yeni sınırların devamlılığını tanımaları halinde geriye kalan alanlarda bir devlet kurabileceklerini söylemeyi planlıyordu. Hiçbir Filistinli lider bu şartları kabul etmeyeceğine göre bunu tek taraflı olarak, onlara danışmadan yapmaya niyetlendi. Kibirli tek taraflılığın, tarih boyunca kimsenin işine yaramadığı bilinmektedir. Kibir İsrail’in de işine yaramayacaktır. Şaron’un planı, İsrail’in gayri-meşrulaştırılmasını tıpkı Bush’un Irak işgalinin Amerikan gücünün düşüşünü hızlandırması gibi hızlandıracaktır. Bir tarihlerde Abba Eban’ın kibirle söylenmiş bir sözü vardır. “Araplar fırsat kaçırmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor”. Bu söz günümüzde, “İsrail barışı kaçırmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor “şeklinde yorumlanabilir. Kamuoyu yoklamaları, İsrail Yahudilerinin yüzde 60′ının kalıcı barış karşılığında yerleşimleri bırakıp 1967 öncesi sınırlara geri dönmeyi düşündüğünü ortaya koymuştur. Bu durum bile tek başına İsrail halkının kendi geleceğini tayin etme noktasında bağımsız karar alamadığını göstermektedir. “Barış için toprak” değişimi teklifine şimdiye kadar hiçbir İsrail lideri rıza göstermemiştir. Birleşmiş Milletler 1947′de taksime karar verdiği zaman, Arap/Filistin kesiminde bunu kabul eden olmadığı hiçbir devlet olmadığı için; Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) 1964′de özellikle bu fikre karşı koymak için kuruldu. 1980′ler de duruşunu yavaş yavaş değiştirerek, 1993 Oslo mutabakatının bir parçası olarak iki devlet fikrini resmen kabul etti. Çünkü iki devletli çözüm üzerinde yirminci yüzyılda sağlanan uluslararası fikir birliği (konsensüs) yok olmaya başladı. İsrail’e karşı bir zamanlar çok güçlü olan sempati, bir zamanlar İsrail’in duruşuna çok sempatik bakan çevrelerde dahi azalıyor ve böylelikle giderek üniter devlet talebi yükseliyor. Karşılıklı korku uzlaşmaz fikir ayrılığı ve tarafların hedeflerindeki zıddiyet düşünülürse çatışmanın devam edeceği İsraillilerin tek devletli bir çözümü kabul etmeyecekleri görülmektedir. İsrail’in bitmeyen şiddet çemberini daha da sürdürecekleri açıkça görülmektedir. Brzezinsky ve diğer yedi kişinin üstü kapalı şekilde yaptığı uyarı, İsraillilerin (ve ABD hükümetinin) bu taslağı hemen kabul etmedeki başarısızlığının sonucunun bir otuz yıl daha tırmanarak süren ve sonunda İsrail devletinin var olacağı bile şüpheli, mahvedici bir iç savaş olacağı tahminidir. İki taraf arasında bir barış anlaşmasına varılması mevcut şartlarda zor görünüyor. İsrail Başbakanı Netanyahu 2012 tarihinde her ne kadar şartsız olarak görüşmelere hazır olduklarını söylese de Filistin tarafının 1967′deki sınırlara dayalı bir Filistin devleti konusunda geri adım atmaya yanaşmayacağı normal bir devletin sahip olduğu kurumlardan vazgeçmeyeceği anlaşılmaktadır. Tarafların anlaşmaya varamayacakları maddeler arasında işgal edilmiş Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimleri, Kudüs’ün statüsü, Filistin devletinin sınırları ve Filistinli mültecilere geri dönüş hakkı verilmesi gibi konular başı çekiyor. Filistin ekonomisi ağırlıkla İsrail’deki istihdam imkânlarına ve dış yardımlara bağlıdır. Bunların kesilmesi Gazze’ye gelen yardımların bankalarda bloke edilmesi boğucu etki yaratmaktadır. 2005 tarihinde; İkinci intifadanın ardından Filistinli işçilerin girişlerinin engellenmesi, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da işsizliğin fırlamasına yol açtı. Bütün bunlar taraflar arasında uzlaşmayı makul şartlarda yaşamayı imkânsız hale getirmektedir. PERES PLANI Peres’in planı, İsrail işgalinin sona ermesini ve bağımsız Filistin devletinin kurulmasını kapsıyor. Bu plana göre; İsrail, Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim birimlerinin dışındaki tüm toprakları Filistin devletine bırakacak. Varlığı devam edecek Yahudi yerleşim birimleri karşılığında ise, Filistinlilere İsrail’den yüzde 5 oranında toprak verilecek. İsrail, Filistinlerin Doğu Kudüs üzerindeki haklarını tanıyor ve Harem-ül Şerif’te Filistin bayrağının dalgalanmasını kabul ediyor. Mültecilerin dönüş hakkı ise şartlı kabul görüyor. 2007’de aldıkları karara göre; mültecilerin sadece Filistin topraklarına dönmelerine izin verilecek, dönmeyenlere ise tazminat ödenecek. Ehud Olmert, bu planın parçası olarak, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında, Kudüs ile var olan en büyük yerleşim merkezi Maaleh Adumim arasında yeni Yahudi yerleşim birimleri kuracağını söyledi. Filistinliler bu planın, Doğu Kudüs’ü Batı Şeria ile bağlantısını keseceğine ve Filistin başkentinin Kudüs olması hedeflerine darbe vurma amacını taşıdığını söyleyerek itiraz ettiler. Olmert, sınırın nihai haritasının daha belirlemediğini fakat İsrail’in şu sırada Batı Şeria’da inşa etmekte olduğu duvarın gelecekteki sınırın temelini oluşturacağını belirtti. Bu durum dahi İsrail’in taviz verirken veya taviz veriyor görünürken Filistin topraklarını salam taktiği ile nasıl parçaladığını göstermektedir. TÜRKİYE’NİN HAMAS’LA GÖRÜŞMEYE BAŞLAMASI KARŞISINDA İSRAİL’İN TUTUMU 2006 yılında Hamas lideri Meşal’in Ankara ziyareti İsrail’le Türkiye arasında krize neden oldu. İsrail, bu ziyaretin iki ülke arasındaki ilişkilerde derin yara açacak bir hata olduğunu açıkladı. İsrailli yetkili “Biz Öcalan’ı kabul etsek siz ne hissederdiniz” dedi. ABD Büyükelçisi ise “Hamas’ın Ankara ziyaretinden bir endişemiz yok” dedi. İsrail Başbakanlık Sözcüsü Raanan Gissin, Ankara’nın Meşal’i kabul etmesinin hiçbir haklı gerekçesi bulunmayacağını belirterek, “Terörist bir örgütün başıyla ilişkiye geçmek Ortadoğu sürecine vurulacak en ağır darbedir” dedi. Raanan Gissin, Hamas’ı ABD ve AB’nin terörist örgütler listesine koyduğunu hatırlatarak, “Biz Türkiye’nin neden böyle bir hata yaptığını anlayamıyoruz”. Dedi. İSRAİL’İN BARIŞ GÖRÜŞMELERİNDE İLERİ SÜRDÜĞÜ BAHANELER VE ATEŞKES ŞARTLARI Hamas’ın sürgündeki siyasi büro şefi Halid Meşal, örgüt olarak İsrail’i tanımayacaklarını yineledi. Meşal, 2006 tarihinde Suriye’nin başkenti Şam’da düzenlediği basın toplantısında, Hamas’ın teslim olmayacağını ve İsrail’i tanımayacağını söyledi. Ulusal birlik hükümeti kurulması için getirilen Hamas’ın İsrail’i tanıması koşuluna da değinen Meşal, “Bir ulusal birlik hükümeti, buyrukları Filistin halkından almalıdır, ABD veya İsrail’den değil” dedi. Filistin devletinin kurulması için bir takvim oluşturulması amacıyla Arap zirvesi toplanması çağrısında bulunan Meşal, “Biz, 1967′deki sınırlara dek uzanan bir Filistin devleti istiyoruz ve mültecilerin geri dönüş hakları konusunda da hiçbir zaman geri adım atmayacağız” ifadesini kullandı. Meşal 2006’da da ablukalı ateşkesi reddetti: “Gazzeli özgürce yaşamı hak etmiyor mu?” Kahire’deki ateşkes müzakereleri sonuçsuz kaldı. Doha’da ‘Ablukanın süreceği bir ateşkesi nasıl kabul ederiz’ diyen Meşal’e ilk destek İsrail’le ilişkileri kesme kararı alan Katar ve Moritanya’dan geldi İsrail’in: Ateşkes koşulu Hamas’ın Mısır sınırındaki tünellerden silah tedarikinin önlenmesi. ‘Ucu açık’ ateşkes isteyen İsrail geri çekilme için zaman sınırlamasını da kabul etmiyor. Mısır sınırına Abbas’a bağlı Fetih güçlerinin konuşlandırılmasında ısrarlı olan İsrail Gazze sınırlarının açık tutulacağı garantisini ve bölgeye BM Barış Gücü yerleştirilmesini reddediyor. Gazze’nin yeniden inşasında asıl rolün de Abbas yönetiminde olması şartını koşuyor. Deniz hudutları konusunda ise önce 6 mil sonra 12 mil şartını ileri sürüyor. 18 Şubat 2006 tarihinde İsrail’in ileri sürdüğü itiraz; “İsrail’in tanınmaması”, “Ürdün Nehri’nden Akdeniz’ uzanan bir Filistin devleti, “Hamas’ın silahlı kanadının dağıtılmaması” gibi hala Hamas’ın programında bulunan ve geçerliliğin koruyan bir dizi maddeden vazgeçirilmesi gibi hususlar var. Bu gün son yapılan ateşkeste de aynı söylemlerin devam ettiğini görüyoruz. Hamas’ın siyasi Büro Şefi Meşal’in 1967 sınırlarını telaffuz etmiş olması. 1967 sınırları Filistin Yönetimi’nin, Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği ama Hamas’ın ısrarla reddettiği bir sınırdır. 1967 sınırlarının telaffuz ediliyor olması dahi, hemen çözüm olacağı anlamına gelmemekle birlikte, tartışılabilir, konuşulabilir bir noktaya gelineceği anlamını taşımaktadır. Hamas, sanılanın aksine, İsrail devletini fiilen tanımış durumda. İsrailli entelektüeller, sivil düşünce örgütleri de bir ateşkese varılabilmesi için Hamas’ın görüşmelere çekilmesini istemiştir. Çağrıda, ”Geçmişte İsrail, en kötü düşmanlarıyla bile görüştü ve şimdi doğru hareket tarzı, her iki tarafta da daha fazla acı çekilmesini önleyecek genel bir ateşkes sağlanması için Hamas ile görüşmeler yapılmasıdır.” Dediler. İsrail ve Hamas arasında ilk olmayan bu ateşkesin ne kadar süreceği şüphelidir, belirsizdir. Çünkü İsrail saldırı ve abluka hakkını daima saklı tutuyor ve karşılık verilmesi halinde de büyük katliamlar düzenliyor. Filistinli sivillerin Gazze’de maruz kaldıkları abluka, uluslararası sözleşmelerde tarif edilen soykırım koşullarına denk düşse de, İsrail bu ablukayı kaldırmaya yanaşmıyor. Filistin’de olanlar; ABD’nin neo-muhafazakâr stratejisini oluşturan “teröre karşı önleyici sürekli savaş” stratejisinin de yenilgisidir. Benjamin Netanyahu, Olmert-Bush ikilisinin savaş stratejisinin yenilgisine işaret ederken haklıdır. Ancak Gazze’nin bombalanması ve ablukaya alınması stratejisinin başarısızlığa uğramasına karşı geliştirdiği çözüm daha çok şiddet, daha sıkı bir abluka ve Filistin halkı üzerinde daha fazla uluslararası baskıdır. Şiddetle çözülemeyen bir şeyi daha fazla şiddete başvurarak çözmek mümkün müdür? Aynı mantık bu gün de aynı şekilde devam ettirilmektedir. İSRAİL’İN İKİYÜZLÜ TUTUMU 5 Haziran 1967 savaşına giden stratejik işleyişi dönemin İsrail Hava Kuvvetleri generali Mordechai Hod, İsrail’i tarihçi Tom Segev’e şöyle anlatıyor; “16 yıl planlanan karar 80 dakika içerisinde alındı. Biz planlarla yaşıyoruz. Planlarımızı gözden geçirmek için üzerinde uyuyoruz ve planlarımızı yeniliyoruz. Yaptığımız planları sürekli mükemmelleştiriyoruz. Yaptığımız bu plan en son 1966 sonlarında iç istihbarat ve Mossad ile Batı Şeria’nın geleceğine yönelik senaryoları üzerinde son çalışması yapıldı”. İsrail’in savaşı neden 1967 Haziran başlarında başlattığına yönelik soruya ise, M. Hod “İsrail’in geleceğinin belirsizliği ve Kudüs’ün kurtarılması ve İsrail (Thazal) ordusunun bir savaş durumuna hazır olup olmadığını” test edilmesi gerektiğini söylüyordu. Yani bölgedeki bütün savaşları İsrail başlatmıştır, bunu sağlayan provokasyonların alt yapısını kendisi hazırlamıştır. Moşe Dayan savaş için bahane yaratılması gerektiğini bunu sağlamak için ertesi gün, yani 9 Haziran 1967′de “Golan Ovasına bir traktör gönderdik. Şoföre Suriyeliler ateş açana kadar arazide traktörü sürerek ilerlemesini söyledik. Biliyorduk Suriyelilerin ateş açacaklarını. İlerleyen traktöre Suriyeliler ateş etmeye başladılar. Ondan sonra topçu atışlarıyla saldırıya başladık” diyordu. Ariel Şaron, Cenin kampında yaşayan mültecilere yönelik katliam için, “Eğer Cenin kampında sivillerin olduğunu bilseydim saldırı emri vermezdim” demişti. O dönem bu katliamla ilgili olarak kitabımda yer verdiğim bir yazıda, ” A. Şaron’da biliyor ki, “sivil yerleşim yerlerinde sivil insanlar” bulunmaktadır.” İsrail’in Filistin’de yapmak istediği sömürge, vasal devlet kurmaktır. Bunun için Filistin’i sindirmeye çalışmaktadır. İsrail’de barış yanlısı Peace Now (Barış Şimdi) adlı örgüt, hükümetin işgal altındaki Batı Şeria’da Yahudi yerleşimciler için 70 binden fazla konut inşa etmeyi planladığını açıkladı. Örgüt, bu planların hayata geçirilmesi halinde Batı Şeria’daki yerleşimcilerin sayısının iki katına çıkacağına ve bir Filistin devleti yaratılmasının imkânsız hale geleceğine dikkat çekti. Prof. Efraim İnbar, “Arap ülkeleri İsrail’in gücünden dehşete kapılmaktalar” dediği bir yazısında, İsrail’in güce dayalı icbar devleti olduğunu kabul etmiştir. İsrail Başbakanı Ehud Olmert, tüm orduyu teyakkuza geçirerek Filistin liderlerine, “terör örgütleri ve liderlerinin dokunulmazlıkları yoktur, mesajını vermiş, sizin hayatınız, bizim dudaklarımız arasındadır, demiştir. Aynı durum son 2014 saldırılarında da Netenyahu tarafından aynı kelimelerle ifade edilmiştir. Halkı mukavemete zorlayarak, direnişe mecbur eden, canlarını yakan en küçük bir hadise vuku bulduğunda sivil halkı ve onların çocuklarını terörist ilan edip tekrar tekrar saldırıp halkı ölümle direniş arasında mecburi kader seçmeye zorlayanlar da kendileridir. Nitekim ateşkesten sonra Netenyahu’nun düzenlediği basın toplantısında İsrail Savunma Bakanı Ya’alon şöyle demiştir; “Her an savaş durumuna dönme ihtimalinin bulunduğunu, güvenlik güçleri, Gazze operasyonundan gerekli dersi çıkaracaktır.” İSRAİL’İN İNSAN HAKLARI İHLALLERİ İsrail’in geçen birkaç yıldaki başlıca korkusu “meşruluk yitirimi”dir. ABD’nin yeni başkanının adı ister Romney olsun isterse Obama, kendisini İsrail/Filistin’de, Mısır’da, Suudi Arabistan’da ya da İran’da yaşananlar üzerinde oldukça küçük etkiye sahip bir konumda bulacaktır. İsrail son 60 yılda ABD’nin de desteğiyle Birleşmiş Milletlerin, Cenevre Sözleşmesi’nin ve uluslararası hukukun sayısız kararını tam anlamıyla ihlal etmiş, aşağılamıştır. İsrail, Gazze’de geçtiğimiz dönemde yaşanan kıyımlarla daha da açık biçimde ortaya çıktığı üzere şiddet eğilimli ve hoyrat bir devlet olarak görünmektedir. Fosfor silahlarını kullanarak uluslararası hukuku bile hiçe sayabileceğini defalarca göstermiştir. İsrail dünya kamuoyuyla dalga geçmeye devam ediyor; uzlaşmazlığının en açık örneği uluslararası mahkemenin kararına karşı 2004 yılından beri Filistin topraklarına duvar inşa etmeyi kararlılıkla sürdürüyor. Filistinliler 100 metre ilerideki tarlasına/bahçesine sayısız kontrol noktalarından geçerek, çırıl çıplak soyunmak suretiyle aranarak, 30 Km dolaşarak gitmektedir. İsrail sömürge güçleri Filistinlilerin evlerini ve topraklarını yıkarak yaşayabilir bir Filistin devleti hayalini yerle bir ediyorlar. Normal bir hayat sürmek ve temel insan haklarından faydalanabilmek çoğu Filistinli için inanılması güç bir rüya haline gelmiş durumda. 16 Şubat 2010 tarihinde İsrail üniversitesinde görevli Yahudi siyaset bilimi öğretim görevlisi Neve Gordon şöyle demişti: “Bir apartheid devleti bugün İsrail’i tanımlamak için kullanılabilecek en uygun sözcüktür.” Yedioth Gazetesi’nden Alex Fishman gibi yazarlar İsrail’in “şiddeti planlı olarak artırdığını” söylemektedir. Netanyahu halen anlamamış olanlara açıkça şunu söyledi: Söz konusu olan İsrail ise Filistin’in birliği bir kırmızıçizgidir”. İsrail’in muhalif yazarlarına göre; “acaba İsrail halkı bir gün gelir de kendi aşırılıkçılarının Samaria’daki bir grup ateşli delikanlı değil de, kendilerini yönetmesi için seçtikleri Netanyahu, Barak, Livni ve Mufaz gibi yöneten zatlar olduğunu anlayacaklar mı? Acaba İsrail halkı, kendilerini liderlerinden kurtarabilecekler mi yoksa kaderlerini bir kez daha bu siyasetçilerin ellerine mi bırakacaklar? Kendi kendilerini vurduktan sonra yarattıkları felakete ve bu felaketin çektirdiği acılara seyirci kalıp izleyecekler mi? Netanyahu yaptığı bir açıklamada Araplar için şöyle bir ifade kullanmaktadır. “Bu adımı, tipik bir Filistin davranış tarzı olarak görüyoruz: Ne zaman bir karar alsalar, anından ortadan kaybolurlar.” İsrail’li muhalifler de Netenyahu için şöyle bir benzetmede bulunuyorlar. “Ne zaman bir karar alsalar, anında bombalamaya başlarlar. Nitekim Filistin mutabakat anlaşmasının imzalanmasından daha henüz birkaç dakika bile geçmemişti ki İsrail savaş uçakları Beit Lahiya’da bir motosikletliye iki füze attılar, masum bir insanı katlettiler.” Yıllardır süren kölece itaat Mahmud Abbas’ı kendi halkının gözünde bir karikatüre dönüştürdü. Barış anlaşmasıyla gerçekten ilgilenen bir İsrail yönetimi olsaydı eğer, partnerinin kendi halkının gözündeki liderliğini yok etmeye çabalamazdı. Hayır, füzeleri engellemek için gereken neyse onu yapacağız. Hamas’ı Gazze’nin seçimle işbaşına gelmiş yönetimi olarak tanıyacağız ve “Hamas Beyannamesi” (Hamas Charter) ve “Yahudi Devletinin tanınmasına” ilişkin atılan histerik çığlıkları bir kenara bırakacağız. Gazze üzerindeki kuşatmayı kaldıracağız (evet bir kuşatma var ve biz bundan hoşlandıkça) bu kuşatma giderek daha boğucu hale gelmektedir. Filistin birliğinin güçlendirerek onlarla işbirliği yapacağız ve Filistin halkının kendi yönetimlerini kendilerini şekillendirmesine izin vereceğiz. İşte bütün bunlar gayet güzel bir başlangıç olacak ve daha önce yedi kez denenen “Hadi Hamas’ı ezelim” operasyonlarında olduğu gibi birilerinin başarısızlığını ispat etmeye çalışmayacak. İsrail’li düşünür ve yazarları böyle söylerken, Milliyet Gazetesi yazarlarından Aslı Aydıntaçbaş Doha’ya gitti, Hamas’ın Siyasi Büro Şefi Halit Meşal ile görüştü; ilk sorusu şöyle; “kendimi Gazze’de bir kadın, bir annenin yerine koyuyorum. Bu kadar yıkım ve ölümden sonra Hamas’a asla ”Savaşa devam” demez, tam tersine ”Yeter artık” derdim.(!) Meşal bu bilgisiz kadının sualine şöyle cevap veriyor; “Savaşı Hamas başlatmış olsa, haklısınız. Ama savaşı İsrail başlattı ve Hamas halkını koruyor. Tabii ki kimse ailenin, çocuğunun ölmesini istemez. Bu insan doğası. Ama kendi ülkesinde özgür ve onur bir yaşam arzulamak da insan doğası. Söylediğiniz başka ülkeler için geçerli ama zaten işgal altında olan bir ülkede insanlar özgür yaşamak istiyor. Gazze halkı, savaşın en zor zamanında, evleri yıkıldığında, komşuları öldüğünde bile bize ”Dik durun. Ambargo ve işgal bitmeden geri dönmeyin” diyordu. İnsanlar Gazze’de 2006’dan beri zaten yavaş çekim ölüyorlar; şimdi sadece olayın temposu hızlandı. Talebimiz, hızlı ölümün de yavaş çekim ölümün de durması. İşgalin bitmesi.” Aslı Hanım sormaya devam ediyor; “İsrail’i kadın ve çocuk öldürmekle suçluyorsunuz. Geçenlerde bir röportajda İsrail’den daha yüksek ahlaki kriterleriniz olduğunu söylediniz. Ama sizin attığınız füzeler isabet etse, yani İsrail’in Demir Kubbe sistemi olmasa, siz de kadın ve çocukları öldürmüş olacaksınız. Ahlaki olarak ne farkınız var?” Meşal; Bir defa, neticeye bakalım. “Filistin’deki ölenlerin yüzde 80’i kadın ve çocuk; İsrail’de ölenlerin yüzde 90’ı asker! İkincisi, bizim silahlarımız çok basit. İsrail gibi sofistike silahlarımız yok. Olsa bile sivilleri hedef almazdık. Kassam Tugayları bir bölgeye saldırmadan önce İsrailli sivilleri ‘Buraya gitmeyin’ diye haber veriyor. İsrailliler ise, bu kadar istihbarata ve akıllı silahlara rağmen bilerek sivilleri hedef alıyor. Evinden kaçan insanlar BM okullarına gidiyor ve İsrail oraları da vuruyor.” “İsrail, hem Mısır hükümetinin çabalarını sabote etti, hem de ateşkesi bozdu. Hem dünya hem de Amerikan yönetimine yalan söyleyerek ateşkes bitmeden saatler önce Gazze’den roket saldırısı yapıldığı iddiasını yaydı. Bu bir yalan. El Kassam Tugayları’nın komutanının evini vurmayı planladıkları için bu yalanı piyasaya sürdüler. Karısını ve çocuğunu öldürmeyi başardılar. Şu ana kadarki başarıları da bu: kadınları, çocukları öldürmek; evleri yıkmak.” “Filistin, yeryüzünde hala işgal altındaki son yer ve bunun bitmesini istiyoruz. Bizim stratejimiz savaşmak değil. Biz bir ulusal kurtuluş hareketiyiz. İsrailliler ise tanklarla uçaklarla, silahsız bir halka karşı klasik bir savaş yürütüyor. Biz, işgal altında olduğumuz için savaşıyoruz. Direnmek zorundayız. İngiliz mandasından beri işgal var topraklarımızda. Neredeyse 100 yıl oldu. Vatanı özgürleştirene kadar direnmeye devam edeceğiz.” Netenyahu; "Koruyucu Hat" operasyonunun sona ermediğini, bunun Hamas`ın kuruluşundan bu yana aldığı "en sert darbe" olduğunu, Hamas`ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed Ed-Dayf`ı hedef alan saldırıyla ilgili olarak, "Hamas, bizi zayıflatacağına dair yanlış bir anlayışa sahip. Ben diyorum ki; Hamas eğer bize saldırırsa yedi kat misliyle cevap veririz" ifadelerini kullandı. Muhammed Berhum, Muhammed Ebu Şemale ve Raid Attar, İsrail`in Refah bölgesine düzenlediği hava saldırısında aynı evde öldürüldü. İsrail; Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugayları’nın önemli komutanlarından Muhammed Deyf’i de hedef almıştı. Kıl payı ölümden kurtulan Muhammed Deyf’ın karısı ve çocuğu öldürüldü. Gazze operasyonu ile Batı Şeria’da başlayan ayaklanmada “İsrail’i ve hapishanelerindeki Filistinli tutsaklara yapılan işkenceleri protesto etmek amacıyla başlayan” olaylarda, İsrail, sokağa dökülen halka karşı orantısız ve mesnetsiz güç kullanarak ve 34 kişiyi öldürdü. Gazze’deki muazzam yıkım BM Güvenlik Konseyi’nin oybirliğiyle hareketi dâhil olmak üzere dünya çapında “insani ateşkes” için çağrılar yapılmasına yol açtı. İsrail için Amerika’nın sınırsız desteği bitti. Uluslar arası ceza mahkemesine başvuruyorsunuz. Filistin devlet değil, üyemiz değil başvuramazsınız, diyorlar. Filistin Dışişleri Bakanı Riad El Maliki çoğu çocuk hayatını kaybeden Filistinliler için Lahey Uluslar arası Ceza Mahkemesi (UCM) başvurduk, “Savaş suçuna dair açık deliller var dediler. “ 2012’deki başvuruyu siz BM tarafından tanınan devlet değilsiniz diye ret etmişlerdi. Biz dedik ki; biz devlet değilsek İsrail BM’in tanıdığı bir devlet suç duyurusunda bulunuyoruz. Olmaz dediler. Böyle bir adalet olur mu? İSRAİL’İN GAZZE EKONOMİSİNİ BOZMA ÇABALARI Gazze`nin eğitimini de hedef alan saldırılar sonucu şu ana kadar 22 okul tamamen, 141 okul ise kısmen yıkıldı. İbadet yerlerinin hemen hemen hepsi tamamen yıkıldı. Gazze’yi yaşanmaz hale getirmek için şehrin alt yapısına ağır hasar verildi. İsrail’in buradaki askeri amacının Hamas’ı bertaraf ederken, Gazze’nin yaşanmaz hale getirilmesi, dünyanın genel rahatsızlık duyacağı sınıra kadar sivil insanları öldürmek, ekonomik ve sosyal hayatı devam ettirecek maddi vasıtalara karşı hasar açmak düşüncesinde olduğunu göstermektedir. Sınır kapılarının sınırlı oranda açılması, Gazze’yi her an boğacak kapasitenin elde bulundurulması İsrail’in vazgeçilmez amaçları arasındadır. İsrail’in denizlerde avlanma yasağı Gazze’nin deniz sahasının belirlenmesi noktasındaki menfi tutumu da her hangi bir zihniyet değişikliğine uğramamıştır. Son çatışmadan sonra “Avlanma yasağı kalkacak: Gazze’nin kara suları 6 mil daha sonra 12 mil olacak şeklindeki talebe karşı İsrail denetmen bir güç olmayı talep etmektedir.” Sınır kapılarının açılması, serbest mal girişi noktasındaki tutum ise belirsizliğini korumaktadır. Netenyahu hiçbir şeyi kabul etmedik demektedir. İsrail’de yayınlanan Ynet internet sitesinin iddiasına göre, eğer İsrail’in barış plan devreye girerse Refah’tan yapılan insan ve mal geçişleri Filistin Özerk Yönetimi’nin kontrolünde serbestleştirilecek. Öte yandan Abbas yönetimi aynı zamanda bölgede bugüne kadar Gazze Şeridi’nin nefes kaynağı olan tünellerin inşa edilmemesini sağlamakla da sorumlu olacak. Gazze’nin Mısır sınırını kontrolü altında tutmasının yanında Filistin Özerk Yönetimi Katar’dan Hamas’a gönderilen 43 bin Gazzeli memurun maaşının ödenmesi konusunda da başrolü oynayacak. Bilindiği gibi Gazze’de Hamas’ın girdiği ekonomik darboğaz sebebiyle yaklaşık 2 yıldır 43 bin memurun maaşları ödenemiyor. Katar tarafından söz konusu maaşların ödenmesi için yapılan maddi yardım da Arab Bank tarafından ABD’nin isteğiyle bloke edilmiştir. İsrail Adalet Bakanı Tzipi Livni, Gazze Şeridi’nin yeniden imarının ABD, AB ve hatta mümkünse BM tarafından sağlanan fonlarla sağlanması gerektiğini, buna karşılık yine bu güçler tarafından Gazze Şeridi’ndeki askeri yapılanmalara mani olacak şekilde silahsızlanma tedbirlerinin alınması gerektiği vurgulanmıştır. Yine Ynet’in bildirdiğine göre, İsrail de ateşkes görüşmelerinde arabuluculuk yapan Mısır’ı ‘kızdırmamak’ için Gazze’ye yönelik saldırılarını belirli bir ölçüde gerçekleştiriyor. İsrail, kabul edilebilir miktarda hasar vererek mümkün olduğu kadar Gazze’ye zarar vermeye çalışıyor İsrail’in verdiği sözlerin gerçek, vaatlerinin hakikat olduğunu kabul etseniz, silahlarınızı tamamen bıraksanız bile, ertesi gün provokasyon yaparak, saldıracağı silahtan başka bir vasıtaya boyun eğemeyeceği Hamas tarafından biliniyor. İSRAİL’İN GELECEĞİNE DAİR ENDİŞELER “Bu kadar üstünlüğe bu kadar ezici güce rağmen İsrail nasıl oluyor da Hamas’ı yok edemiyoruz? Askerlerimiz korkudan kaçışıyorlar. Gazze’de daha çok ilerleme imkânları varken bunu başaramıyorlar. Çünkü sürekli olarak beklemedikleri saldırılara maruz kalıyorlar.” “6 Ekim 1973 yılında yenilgiye uğradıktan sonra hiçbir savaşta zafer kazanamadık, kazanamıyoruz da… Her geçen yıl durum daha da kötüleşiyor. Ancak biz anlayamıyoruz” Yahudi Haham’ın Tevrat’tan deliller getirerek konuyu yorumlaması İsrail’de ciddi bir tartışmalara sebep oldu. Tevrat’ın Tesniye bölümünde geçen 32. Bab 30. Madde şu şekilde: “Onların kayası kendilerini satmamış ve Rab onları ele vermemiş olsaydı, nasıl bir kişi bin kişiyi kovar ve iki kişi on bin kişiyi kaçırtırdı?” İsrail askerlerinin Rablerinin gazabını üzerlerine çektiklerine ve bu sebeple yenilgiye mahkûm olduklarına inanan Haham Yitzhak şunları söylüyor: “Nasıl oluyor da bir adet füze yüzlerce kişinin kaçışıp yer altına sığınmasına sebep oluyor? Ağlıyorlar ve kalelerine sığınarak korkudan bağrışıyorlar.” Haham İsrail’in eski güce sahip olmayıp herkesi aldattığını, aslında kâğıttan bir kaplandan farksız olduğunu söylüyor: “Güçlü olduğumuzu zannediyoruz. Ancak biz güçlü değiliz. Biz sıfırız. Savaş bir ay sürdükten sonra ‘Sayın Fifi (Netanyahu)’ geri çekiliyor. Bu da bizim sıfır olduğumuzu gösteriyor. Onların 1000 adet askeri var. Ama İsrail’i kaçırabiliyorlar.” ATEŞKES NE DERECE ATEŞKESDİR, BARIŞ NE DERECE BARIŞTIR? BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun “Masum insanların hayatları için… Ateşkes verilmesini bekliyorum. Netenyahu; "Gazze`deki ‘terör’ örgütlerinin liderleri ve komutanları bizim hedefimizdedir ve hiçbirinin dokunulmazlığı yoktur" dedi. Kim savaşı durdurmak istiyorsa Hamas`ın yaptıklarını durdurmalıdır. Netanyahu ayrıca “İsrail’in aynı zamanda, uzun vadeli hedefinin, Gazze’nin silahsızlandırılması olduğuna dünyayı ikna etmeyi başardığını” söyledi. Netenyahu; “Hamas, liman, havalimanı, mahkûmların serbest bırakılması ve Filistinli memurların maaşlarının ödenmesi yönündeki isteklerinin hiçbirisini elde edemedi.” İsrail, “Hamas’ın İŞİD ve El-Kaide ile aynı ailenin üyesi olduğuna dünyayı ikna etti.” "Onlara gereğinden fazla zaman tanıdık" Tzipli Livni, “evleri yeniden yapalım silahları teslim etsinler.” Hamas; "Kahire`deki müzakerelerin Filistin halkının beklentilerini karşılamayacağından emindik." Halit Meşal; “ Gazze’de hava limanı yok, o zaman onlarınki de çalışmaz.” “Tünelleri yaptık bu tünellerden ihtiyaçlarımızı getiriyoruz. Dışarıdan silah girmesin diyorlar, zaten girmiyor. Biz yapıyoruz.” Hamas’ın askeri kanat komutanlarından Muşir El Masri; “Son gün 180 füze attık. Netenyahu’nun burnunu kıracağız, siyasi hayatını bitireceğiz. Tüneller yıkıldı ise ateşkesten önce bu kadar füze attık, nereden attık?” İsmail Haniye; “gelecekteki savaşları biz başlatacağız. Savunma savaşını bırakacağız bizde aynı araçlarla karşılık vereceğiz. Savunmada kalmayacağız, biz de taarruz edeceğiz.” İsrail Savunma Bakanı Moshe Ya`alon Gazze saldırılarıyla ilgili olarak Genelkurmay Başkanı Benny Gantz’e yöneltilen eleştirileri “yersiz” olarak nitelendirdi, bu harekâttan gerekli dersler çıkartılacaktır… Ya’alon; “İsrail askerleri Hadar Goldin ve Oron Şaul’un Gazze`de olduğu iddia edilen cesetlerini İsrail’e getirme sözü verdi.” Tuğgeneral Yatom bu harekâttan sonra İsrail’in silah satışı ve talepte büyük patlama yaşanıyor dedi. İsrail halkının %59’u savaşı kaybettik diyor. Netenyahu İsrail halkına diyor ki; ateşkes yaptık evinize dönün halk dönmüyor. Hamas’ın açıklama yapmasını bekliyorlar. Hamas sözcüsü Ebu Ubeyde çıkıp ateşkes yapıldığını söyleyince halk evine dönüyor, İsrail halkı dâhil hiç kimse Netenyahu’nun yalanlarına inanmıyor. Son harekâtta, Gazzeli bir adam, yıkılmış evinin enkazının üstünde oturmuş, bir türkü söylüyor. Diyorlar ki ne yapıyorsun? Diyor ki; toprağımızı asla bırakmayacağız, evimi terk etmeyeceğim. Burası benim yurdumdur. İsrail’de zapt edecek kapasite yok. Hamas’ta da orantılı hasar verecek kapasite yok. Bu durum böyle devam ettiği müddetçe bu coğrafyada ateşkesler geçici olur. Ateşkesin kalıcı olması için karşılıklı hasar kapasitesinin denk olması lazımdır. 7 Temmuz`dan bu yana İsrail`in Gazze`ye 51 gündür sürdürdüğü saldırıların sonunda çoğu çocuk ve kadın 2 bin 145 Filistinli hayatını kaybetti, 11 bin 100 kişi yaralandı. Liderlerin yukarıda verdiği demeçlerden ne anlıyorsunuz? Savaş bitti mi? Dinlenmek için bir ara mı verildi? Bu savaş geçici bir ateşkes mi? Sonra tekrar devam edecek mi? Bizce, bu savaş tekrar başlayacaktır. Savaş İsrail’in de aynı hasarı görecek şekilde geriletildiği, mağlup edildiği taktirde bir barış antlaşmasıyla son bulabilir. Son harekâtla İsrail dünya barışına ve istikrarına büyük zararlar vererek; kendine yönelik “Husumetin küreselleşmesi”, Filistin’de de İsrail’e yönelik “Husumetin kitleselleşmesini ” sağladı. Savaş geçici ateşkesle bitti. SON DÜŞÜNCELER Bizzat İsrail’in eski Cumhurbaşkanlarından Şimon Peres anlatıyor: Güneşlenmekte olan bir Arap yaşlısının yanına gidiyor. Kolunu tutuyor. Adam defol diyor. Git! Biz sizi istemiyoruz. Peki, bizi istemiyorsunuz; biz gidelim de kim gelsin? Adam cevap veriyor: Osmanlı gelsin! Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Mursi Camp Davit Anlaşmasının bazı maddelerini önemli biçimde revize etmek istiyordu. Özellikle de, Mısır’ın Filistin’deki mücadeleyle nasıl bağ kuracağına ilişkin kuralları değiştirmek anlaşmayı yeniden ele almak istiyordu, Batı Sisi’yi iktidara getirerek Filistin’i yalnız bırakmayı başardı. İsrail bu yalnızlıktan istifade ederek Gazze’nin üstüne çullandı. Türkiye’nin bu savaşta, cumhurbaşkanlığı seçimi, Ramazan ayı, yeni hükümetin kurulması gibi konulara angaje olduğu için Gazze sorununun çözümü için yapacağı katkılar sınırlı ölçüde kaldı. Buna rağmen Türk Dışişleri Bakanı insanüstü gayret göstererek barışın yeniden tesisi için var gücü ile çalıştı. Sivil toplum kuruluşları ciddi yardım kampanyaları düzenleyerek Gazze’ye ulaşmaya çalıştı.“Deniz Feneri Derneği” Gazze’ye ayda 1 milyon ekmek göndereceğini söyledi. İHH yeni bir aktivasyon programı hazırlığını başlattı. Halk, Türkiye’nin her yerinde İsrail zulmünü nefretle protesto etti, kınadı. Hükümetimiz 3 günlük ‘milli yas‘ ilan etti. Filistinli şehit kardeşlerimiz için bayraklar yarıya indirildi. İsrail Başbakanı Netanyahu, Türkiye, Katar ve İran`ın Hamas`ın yanında olduğunu, Arap ülkelerinin ise Hamas`a karşı olduğunu söyledi. Tel Aviv`den hareket eden Türk Silahlı Kuvvetleri 222. Filo Komutanlığına bağlı C-130 Herkül tipi askeri uçak, Sabiha Gökçen Havalimanı`na indi. 23 yaralı Filistinliyi ve 23 refakatçisini Türkiye`ye getirdi. Resmi makamlarca; müsaade edilirse bütün yaralıların Türkiye’ye tedaviye getirileceği beyan edildi. Mefkûresi olmayan devletler yüzyılları aşamaz. İsrail devleti manen bitmiştir. Türkiye’nin bundan sonraki süreçte Filistin’e karşı daha fazla himayeci rol alması gereklidir. Ortadoğu’dan uzak kalalım, bataklığa bulaşmayalım gibi görüşler çapsız ve fikirsiz, entelektüel kapasitesi sınırlı, vasat adamların söylediği boşboğazca hatta akılsızca sözlerden başka bir şey değildir. Bizce Filistin üzerinde koruyucu rol almamız, BM’den ve ABD’den Filistin korunması yönünde himayeci devlet rolünün istenmesi gerektiğini değerlendiriyorum… Türk askeri İsrail sınırlarına gönderilmeli, Filistin Türkiye’nin himayesine verilmelidir. Gazze halkının son direnişi Peygamberimizin başlattığı Bedir kahramanlık ruhunun, tevhit ruhunun, iman ve aksiyonun maddeye galebe çalmasının açıkça ifadesidir. Bu ruhun asırlarca devam ettiğinin bundan sonra eksilmeden devam edeceğinin göstergesidir. 1938’den beri Türkiye’de yönetime gelenler korkuyu miras almıştır. Kendi gücünün farkında değildir. Geçen 60 seneden beri paranoyak korkaklıkla, gölgesinden korkan zihniyetle bir yere varılamayacağı anlaşılmıştır. Filistin ordularımızın yenilerek dağıldığı imparatorluğumuzun çöktüğü, İslam’ın lidersiz ve başsız kaldığı yerdir. Yiğit düştüğü yerden kalkacaktır. Filistin Türkiye’nin yeniden dirilişinin yeniden ayağa kalkışının işaret fişeğidir. Gazze’nin kahraman halkı ve Gazze Şehri şimdiden Gazi Gazze ismini ve şerefini hak etmiştir. Suat Gün 29 Ağustos 2014 Cuma


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.