Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1833
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 10296
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 236
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 756
Toplam 798 Bilgi Makalesi ve toplam 2055 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (155) | Dış Politika (2318) | Ekonomi (236) | Eğitim (92) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (63) | Adalet (72) | Milli Kültür (439) | Gençlik (27) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (858) | Tarım (149) | Sanayi (13) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (19) | Din (545) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (54) | Bilim ve Teknoloji (14) | Milli Güvenlik (629) | Türk Dünyası (894) | Şiir (77) | Sağlık (186) | Diğer (3449) |

Görüş bildirebileceğiniz Siyasi Partiler ve Siyasetciler konuları
Siyasetçiler nasıl olmalıdır? (41)
Siyasi Partilerimiz nasıl olmalıdır? (27)
Siyasi partiler ve siyasetçiler ile ilgil diğer konular (790)


Siyasi Partiler ve Siyasetciler - Siyasi partiler ve siyasetçiler ile ilgil diğer konular konusu hakkında görüşler
Hayrettin ÇAKMAK - (Ziyaretci) 10.07.2024 11:03:21

Bağnazca direnişler

Bağnazca direnişler


HAYRETTİN ÇAKMAK
09.07.2024

Zaman tüneline girince görüyoruz ki; bağnazca davranarak büyük değişimleri takip etmedik, tutucu davrandık. Sonuçta düşmanı bile şaşırtan seviye kaybı yaşadık.

Tarım devrimi, tarım toplumunu ortaya çıkararak, göçebeliği ortadan kaldırırken; biz uzunca bir süre göçebeliğe devam ettik.

Sanayi devrimi ile üretim, tüketim kavramları kökten değişti. Kuraldır; Teknoloji sosyolojiyi değiştirir. Kültür değişti. biz tarım toplumu olmaya devam ettik.

Dünya bilgi çağını yaşıyor, bizde ise toplumun bir kesimi hala tarım toplumu kültürünü, feodal ilişkileri devam ettiriyor.

Uluslararası şirket sahipleri ile bazı servet sahibi sultanların (Brunei sultanı gibi) sanayi döneminin en zengin kişileri, yerlerini dijital çağın öncülerine bırakmıştır.

Microsoft kurucusu Bill Gates, Amazon kurucusu Jeff Bezos, Facebook vb sosyal medya platformlarının sahibi, Mark Zuckerberk, Google kurcusu Larry Page Twitter eski sahibi Jack Dorsey ve yeni sahibi Elon Musk gibi isimler bu çağın sultanlarıdır.

İkinci dünya savaşının mağlupları bu gün galipleriyle aynı hizadalar, hatta Almanya ve Japonya bir adım önde sıralanıyor.

Savaşa katılmamış, kayıpları olmamış bir Türkiye olarak bulunduğumuz konumun nedenlerini sorgulamak zorundayız.

Taş üstüne taş bırakılmayan Almanya’nın, Atom bombalarına maruz kalan Japonya’nın ekonomik seviyesi durumunuzu sorgulayın diyor.

Savaşa katılmadık amma askeri darbelerle katılmaktan beter edildik. Bizim için her darbe Hiroşima, her darbe Nagasaki oldu.

Bu gün Japonya’da kişi başına düşen milli gelir bizimkinin yaklaşık dört katıdır. Almanya’da ise beş katıdır. Almanya hem birinci hem de ikinci savaşın mağlubudur

Cumhuriyetin ilk 20 yılında (1920/1923-1940) “Devrimlerle” yeni devlete biçim verildi. Bu biçim veriş demir yumrukla verildi. Öyle ki, Erzurum’da Şalcı bacı olarak bilinen kadın şapka devrimine muhalefetten idam edilmiştir.

Süleyman Demirel Fötr Şapkası nedeni ile Erzurum’da kendisine tepki olduğunu hissedince; uyanıklık yapar Şalcı Şöhret Ana olayını anlatır.

Karar açıklanmış Şalcı Şöhret Ana’ya “son olarak diyeceğin bir şey var mı?” sorulmuş, Şöhret Ana da hâkime “lan kavat kadının idam edildiği nerede görülmüş” diyerek Erzurum şivesi ile bu iğrenç durumu izah etmişti (Gazeteci Vehbi Kara 30.11.2018)

Demirel kendisine karşı gelişen fötr şapka tepkisinden de bu anlatımla sıyrılmıştı

Hulasa biz şapka ile kasketle, balolarla uğraşırken diğer devletler sanayide çağ atlıyordu.

O ülkeler müteşebbislerini desteklerken; biz uçak sanayisinde Nuri Demirağ ve Vecihi Hürkuş’u köstekledik.

Şakir Zümre’nin silah fabrikası, soba borusu üretir hale düştü ve sonunda da kapandı.

Nuri Killigil: kendi silahımızla girdiğimiz savaşları kazandık, El âlemin silahı ile girdiğimiz savaşları kaybettik diyerek silah fabrikası kurdu. Fabrikası ile havaya uçurdular, kendisini koruyamadık.

Batının ilmini tekniğini almak yerine, şapkasını, takvimini yazısını aldık. Yazısını alırken çok ciddi bir yanlış yaparak kendimizinkini yasakladık.

Asırların birikimi kütüphaneler batılıların deyimiyle örümceklerin yuva yaptığı yerlere döndüler.

Yasak yüzünden; gece müderris (ders veren profesör) olarak yatan kişi, sabah ümmi (okuma yazma bilmeyen) olarak uyandı.

Nelerle uğraşmışız? Dr. Abdullah Cevdet "ırkımızı ıslah etmek için yurt dışından damızlık erkek getirtelim" diyordu.

Karabekir anlatmış. “Mecliste Mahmut Esat Bey İslam terakkiye (ilerlemeye) manidir. Bu dinle yürünmez mahvoluruz. Ve bize kimse de ehemmiyeti vermez”diyordu. İşte biz bunlarla uğraşırken, dünyada birileri atom bombası yapıyordu

Türkiye ikinci dünya savaşına girmedi. 1943’de Adana’da Yenice Tren İstasyonu’nda bir vagonun içinde tarihi bir görüşme gerçekleşir.

Türkiye’ye gelen Churchill, İsmet İnönü ile iki gün boyunca pazarlık yapar.

İngilizler, Hitler’e karşı Balkanlar’da bir cephe açmak için Türkiye’yi yanlarına çekmeye çalışıyorlardı.

Churchill, İnönü’ye “Her türlü ihtiyacınızı karşılamaya hazırız” dedi. Önüne bir liste koyduk.“At nalı, at nalı çivisi” diye başlıyor ve devam ediyordu. (Emin Pazarcı 26.11.2017)

O yoktu bu yoktu diye cahilce Osmanlı düşmanlığı yapmak, Osmanlı’ya sövmek kolay, elin oğlundan at nalı çivisi isterken hiç mi yüzünüz kızarmadı..

(1940-60) döneminde iktidarı devretme hazımsızlıkları bizi kör topal demokrasinin dışına itti ve “darbeli demokrasi”dönemine geçtik. 27 Mayıs darbesi ile başbakan ve bakan, asarak, genç demokrasimizde yasaklı siyasiler devrini başlattık.

1960-1980 dönemini ise: ideolojik kavgalarla geçirdik. Bu dönemde de demokrasimiz iki kez 12’den vuruldu.(12 Mart 1971 ve 12.Eylül 1980 darbeleri)

1980-2000 döneminde de araya 28 Şubat darbesini sıkıştırmayı ihmal etmedik, yine bu dönemin göze çarpan çirkinliklerinden, devletin modern bir biçimde soyulması, çeteler, mafya ve kayıt dışı yönetim (Darbe yönetimleri) iddialarını gündem ettik.

Reformlara karşı direnme vardır ama bildiğimiz bir şey daha var. Reformları liderler yaparlar. Lideri yöneticiden ayıran temel özellikte burada yatmaktadır. Yönetici şirketi yönetir. Lider ise şirketi kuran kişidir. Bugün darbe, vesayet, demokratikleşme başlıklı tartışma konularımız olmamalıydı. Demokratikleşmede neden iki ileri bir geri (Mehter yürüyüşü) sürecini yaşadık? Çok partili dönemde keşke yaşanmasaydı dediğimiz olaylara bir bakarsak tam bir paradoksla karşı karşıya kaldığımızı görürüz. Sıklıkla dereyi yukarıya akıtmak isteyen güçler olmuştur. Dere yatağında akmaya devam etmiş, ters yöne akmamıştır ama müdahaleler sonucu Türkiye çok geri gitmiş ve kaybeden olmuştur.

1960 darbesiyle DP tasfiye edildi, yerine kurulan, ve devamı olan Adalet Partisi üst üste iki seçim kazandı. 1971 de Demirel’e muhtıra verildi ve iktidardan uzaklaştırıldı, Takip eden süreçte Demirel ikisi koalisyon biri de azınlık hükümeti olmak üzere üç hükümet kurdu

1980 yılında bir darbe daha yapıldı. Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş yasaklandı. Atatürk’ün kurduğu CHP ve diğer bütün siyasi partiler kapatıldı. Kurulan yeni partilerden eskinin devamı görülenler seçime sokulmadı.

Turgut Özal; dönemin darbe lideri ve CB Kenan Evren’in açıkça karşı çıkmasına rağmen (1983 ve 1987) iki seçim kazandı. Ne gariptir ki 1989 yılında da Kenan Evren’den Cumhurbaşkanlığını devir aldı.

Yasaklı liderlerden Erbakan ve Ecevit Başbakanlık yaptılar, Demirel ise başbakanlıktan sonra Cumhurbaşkanı da oldu. Kapatılan ve aynı isimle bir başka siyasi parti kurulamaz yasağı kalktı. CHP tekrar siyaset sahnesinde yerini aldı.

28 Şubat’ta bir darbe daha yaşandı. Erbakan Başbakanlıktan uzaklaşmak zorunda kaldı. Refah Partisi kapatıldı. İstanbul Büyük Şehir Belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan hapse atıldı, yasaklandı. Muhtar bile olamaz dendi.

Erdoğan yasaklı bir lider olarak parti kurdu, kendisi seçime sokulmadı ama Ak Parti 1950 seçimlerinden sonra ilk kez yaşanan bir başarı ve meclis yapısıyla iktidara geldi.

Yasak kalktı ve bugün Recep Tayyip Erdoğan 2003-2014 arası T.C.Başbakanı, 2014-2018-2023 halkoyu ile seçilmiş Cumhurbaşkanıdır.. Muhtar olamaz dedikleri Erdoğan (külliye’de muhtarlarımızı ağırlıyor),

Bu arada 27 Nisan E-Muhtırası, Erdoğan ve ekibince, 15 Temmuz darbe girişimi de Erdoğan liderliğinde milletimiz tarafından püskürtülmüştür.

Erdoğan Türkiye’nin önüne bölgesel ve küresel süper güç olma yolunda vizyon hedefler koyuyor.

Cumhuriyetin 100. Yılı 2023 hedefini geçtik. Artık Türkiye yüzyılı diyoruz.

Önümüzde 2053 ve 2071 hedefleri var.

Bir de muhalif yapının hedeflerine bakalım: “Erdoğan’ı devirelim, eski sisteme dönelim,” Farkı fark ettiniz mi?


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.