Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1833
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 10262
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 236
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 756
Toplam 798 Bilgi Makalesi ve toplam 2055 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (155) | Dış Politika (2308) | Ekonomi (235) | Eğitim (92) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (63) | Adalet (72) | Milli Kültür (431) | Gençlik (27) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (856) | Tarım (149) | Sanayi (13) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (19) | Din (545) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (54) | Bilim ve Teknoloji (13) | Milli Güvenlik (627) | Türk Dünyası (892) | Şiir (77) | Sağlık (186) | Diğer (3441) |

Görüş bildirebileceğiniz Diğer konuları
Görüş bildirmek istediğiniz diğer konular (3441)


Diğer - Görüş bildirmek istediğiniz diğer konular konusu hakkında görüşler
Hasan Yakup CANGÜVEN - (Ziyaretci) 6.06.2024 12:14:35

GELİŞİNE VURMAK

GELİŞİNE VURMAK
Doğrular, Gerçekler ve Hakikat
Hasan Yakup CANGÜVEN
6 Haziran 2024, Perşembe
Gerçeğe aykırı, uydurma, aslı-astarı olmayan sözler söylemek, yalan yeminle, yalan şahitlikle adaleti yanıltmak, adeta günümüzün olağan, sıradan bir davranışı, hayatın bütünleşik mütemmim cüz-i, bir rutini haline geldi.
Zararlı ya da zararsız, sonuçlarına, açacağı tahribata aldırış etmeden her insanın gabarisi, bir yalan söyleme kapasitesi, adli makamları ve hukuku yanıltma ihtimali vardır.
Sonuçlarından zarar görme ihtimali doğduğunda, bir çıkar ve menfaat söz konusu olduğunda veyahut da potansiyel bir zaafiyeti ve zayıflığı olanlar gözünü kırpmadan, tereddüt etmeden, en ufak bir mahcubiyet duymadan yalan söylemekten, yalan yeminden ve yalan şahitlikten çekinmezler.
Çevrenize, etrafınızı kuşatanlara, iş ve meslek gruplarına, muhtelif sektörlere bir bakın;
Çoğunun işine geldiğince, kapasitesince yalan söylediklerini, işinin ve mesleğinin meşrebine göre “özürlü, ayıplı, defolu, kusurlu birşeylerin” üzerlerini örttüklerini görürsünüz…
Yaşadığı zamana, bulunduğu mekâna, kişi ve olaylara karşı adil şahit olması beklenenlerin; doğruları eğip, büktüklerini, eveleyip gevelediklerini, sıkıştıklarında “Bana ne! Bana mı sordun? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dediklerini, doğruları konuşmayıp, sustuklarını, dilsiz bir şeytan olduklarını görürsünüz…
Olup bitenleri, görmezden, duymazdan bilmezden geldiklerini, safa yattıklarını, hakikatin ortaya çıkmasını engellediklerini ve hatta suçun ve suçluların ortağı ve partneri olduklarını görürsünüz…
Yalnızca kötü bildiğiniz birileri değil, o akmaz-kokmaz dedikleriniz de, üzerlerine toz kondurmadığınız büyükleriniz de, iyi bildiğiniz, yakinen tanıdığınız, kefil olduğunuz birileri de doğrudan, haktan, hukuktan ve hakikatten sapabilir, yanlış yapabilir.
Beklenen; herkesin doğru olanı yapması, doğru olanı söylemesi, doğru olana destek verip yanlış olana karşı çıkmasıdır, ama insanoğlu (peygamberler müstesna) mutlak anlamda masum, ilk taşı atacak kadar günahsız değildir.
Aksini kim iddia edebilir, kim söyleyebilir ki?
Hani bir atasözümüzde söylenildiği gibi, “dilin kemiği yoktur”, ya da argo bir tabirle “ağzı olan konuşuyor” veyahut “El ağzı torba değil ki büzesin” diye…
“İkna” gücünü yalandan aldığı sürece “yalan söylemeyi, yalan yemini ve yalan şahitliği” bir kurtuluş reçetesi olarak görenler başları her sıkıştıklarında bu yöntemi bir “Kaçış Rampasına” dönüştürerek gerçeğe aykırı bir sahteciliğin, bir kurgunun, bir düzmecenin doğruluğuna inandırmak için, ayırdetmeksizin herkesi aldatabilir, atlatabilir, adaleti ve kamuoyunu yanıltabilir, kanunu ve hukuku yok sayabilirler.
Sizinle duygusal, idari, dini, siyasi, ekonomik, kültürel, mesleki ve mahalli bağ kuranlar; önemli bir konu üzerine müzakere ediliyorken sürekli, üzerine basa basa, ısrarla yalan söylüyor, yalan yemin ediyor, sizi gerçeğe aykırı olan bir şeyin doğruluğuna inandırmaya çabalıyor, görmediğiniz, nedenini bilmediğiniz bir olayın içine çekiyor, sizi taraf yapıyor ve hatta sizi şahit tutuyor olabilir…
Bazı imanı zayıf kişiler, çevresindekilerin kendilerine güven duymaları ve itimatlarının temini için İslam nezdinde büyük günahlardan sayılan “yüce kitabımız Kur’an’ı Kerim üzerine el basmaya” kadar ileri gidebilir, “Allah bu sözüme tanıktır” diyerek Allah’ı söylediklerine şahit gösterebilir, mukaddes adını istismar edebilir ve hatta O’na iftirada bulunabilirler de…
İki gözüm önüme aksın ya da ekmek-mushaf çarpsın gibi absürt sözlerle yemin edilmesi, veyahut yakınlarından birilerinin (anası, babası, kardeşi, oğlu ya da kızı) ölüsünü öpmek gibi abartılı, aklın ve mantığın almayacağı kadar ileri gidilmesi, “iknanın” güçlü bir hissi, duygusal bir dayanağı olsa da, ve dahi hukuk yargılamasında uyuşmazlıkları kesin sonuca bağlayan nihai çare olsa da, yemin, yalan yemin ve yalan şahitlik aslında “müşahhas bir delil”, “somut bir kanıt” değildir.
Evet, insanlar çok kolay yalan söylüyor, çok kolay yemin ediyor ve çok kolay yalan beyan ve şahitlikte bulunuyor olabilirler, ancak aklı başında, idrak sahibi olan her insan; kulağa hoş gelen her tatlı sözü, nefse hoş gelen her bir vaadi, uluorta yapılan her bir yemini sebep-sonuç dairesinde mukayese edebilecek, doğru okuyup doğru anlayabilecek, doğru tahlil edip doğruları görecek basirete ve ferasete sahip olmalıdır…
Yalan, yalan yemin ve gerçeğe aykırı şahitlik sonuçları itibariyle insanları aldatmaya yönelik yanıltıcı bir beyan, uydurulmuş bir ikna tarzı, gerçeğin anlaşılmasının önüne geçmek, adaleti sekteye uğratmak için kullanılan alçak, çirkin, ahlaksız ve aşağılık bir yöntemdir.
İyi niyetin istismar edilerek, doğruların çarptırılarak, gerçeklerin üzerinin örtülerek, olmamış bir şeyin olmuş gibi gösterilerek, olmuş bir şeyin de olmamış gibi gösterilerek, kirli yöntemlere başvurularak elde edilen bir kazanım sahibini ruhsal anlamda tatmin etmeyeceği gibi, huzurlu bir yaşamı da asla tesis etmeyecektir…
Bulundukları ofislerinde, kapalı kapılar ardında;
Geceden sabaha, sabahtan akşama kadar tek işleri hergün, her saat, kurgulanmış, üzerinde çalışılmış, uzlaşılmış kitlesel yalanlarına insanların inanmalarını sağlamak için şeytanla işbirliği ve fazla mesai yapanlar…
Hergün kendi mahallesini, kendi grubunu, kendi cemaatini inançları ve değerleri üzerinden sömürenler, “içinde bulunulan durumun” ne kadar da kötü olduğunun görülmesine engel olmak için her türlü oyunu kuranlar ve bunu en küçük bir sorun dahi etmeyenler…
Sürekli, karşı mahalleye, karşı cemiyetlere ve diğer gruplara öfke ve nefret dolu olanlar…
Krizden, kaostan, karışıklıktan, kargaş


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.